"Şimdiden söylüyorum. Bu anayasa ister Mecliste, ister referandumla kabul edilsin; daha o günden kadük sayılır..."
--BASINDAN --
Bir "Anayasa değişikliği" curcunasıdır gidiyor... Evet bu bir şamatadır. Bu şamatayı koparanlara, hatta kimi zaman bu tavırlarını "dalkavukluk" derecesine - aslında derekesine demek lazım - vardıranlara bakınca ve "niyet okumaya" ihtiyaç duymaksızın rahatça değerlendirebilirsiniz. Buradan hareketle de, bütün bu "velvelenin" , "Anayasa" gibi, temel bir yasa yapma çabası olmadığını; Anayasa yapma bahanesiyle karşısında durduğu, ya da karşısına aldığı niyetin, zihniyetin üzerine çullanmak için fırsat telakki edildiğini anlamak zor değildir.
Bu acı tablo, "hukuk devleti" gibi temel hak ve hürriyetleri teminat altına alma ve onun gereklerini yerine getirme gibi çok önemli bir işin daha başındayken gözler önüne seriliyorsa eyvâh ki eyvâh!..
Herhalde, bu noktada merhum Ziyâ Paşa'yı hatırlamak gerekecek:
"Canan gide, rindan dağıla mey ola rizan; Böyle gecenin hayr umulur mu seherinden!?.."
Önümüzdeki günleri, "yeni", ya da "yamalı Anayasa" için "seher" telakki ediyorsanız; bugünleri de o seherin gecesi saymak lazım ve hayırsız tartışmaların hangi sehere gebe olduğunu kavrayıp, beklenen seherin ne çemberde pehlivan olacağını kavramak gerekir.
Hak ve hürriyetleri teminat altına alacak, dört başı mamur bir Anayasaya, devletin kuruluşundan beri şiddetle ihtiyaç olduğu kimbilir bu kaçıncı kezdir ki gündeme getirilir ve âdetâ "kan-revan" tartışılır, sonra da : "sıfıra sıfır, elde var sıfır..."
Esefle ifade eldim ki bu seferki velvelenin akıbeti de farklı olmayacak gibi gözükmektedir.
İktidar sorumluları, iktidarın nimetlerini devşirme bahse konu olunca iktidar olduklarını ve iktidar olmanın birtakım çıkarlara kapı açtığını fark eder amma aslâ ve kat'â iktidar olmanın sorumluluğunu duymazlar.
Anayasa yapımında bile "rant" peşinde koşanlardan farklı bir tavır da beklenemez esasen.
Devletin kurucusu ve sahibi - ne demekse- olduğunu dillerine pelesenk eden CHP ile, yıllardır, Anayasayı değiştirme sayısal gücüyle iktidarda bulunan AKP ya birbirlerine karşı "kavga kaşağısı" olmuşlar ya da aralarındaki gizli bir anlaşmanın esîri...
Bu yolla da gündem icat etmiş, günü kurtarmış ve bir dönem daha iktidarın ya da ana muhalefet olmanın keyfini sürmüşlerdir.
Saadet Partisi'nin ciddî ve gayretli çalışmalarının dışında hangi siyasi partide, hangi kurum ve kuruluşta Saadet Partisi'ndeki ciddiyet ve gayret görülebilir?..
Senelerdir havanda su döven iktidar çoğunluğu, hâlâ "yeni bir Anayasa" mı yoksa oradan-buradan sökülmüş - yamanmış "tornistan" bir Anayasa mı?..
Bu sorunun cevabı hâlâ ne AKP'nin "tek adamında"(!) vardır ne de "kolbastı" oynayan grubunda!..
Eee!.. Samimiyet olmayınca!..
Anlaşıldığına göre AKP, geçmişte yediği sillelerden gereken dersleri çıkarabilmiş, hatta böyle bir ders çıkarmanın lüzumuna inana bilmiş bile değildir.
Bir eski savcının izine düşen CHP bazı üyeleri de peşine takarak hiçbir iç tüzük döneminde rastlanmayan, hiçbir "hukuk devleti" ilkesine uygun düşmeyen alengirli bir çığırın açılmasına çanak tutmuştur.
Mütekait savcı ve emrine âmâde olduğu CHP şimdi "yandaş çevresini" daha da genişletmiş, onları daha da cesaretlendirmiş durumdadır.
Hiçbir emredici, hatta işaret edici bir hüküm olmadığı halde TBMM'nin "toplanabilme nisabını", "karar verebilme nisabı"na çıkarıp uygulayan ve buradan da eski savcı ve CHP yandaş ikilisinin emrine âmâde kılan zihni yapı hâlâ değişmiş değildir. Hal çaresi ise bağlayıcı nitelikte üst hukuk kuralları oluşturmak; yani adam gibi bir Anayasa yapabilmek.
550 Milletvekilin 411'i tarafından alınan bir karar hiçbir işe yaramıyorsa, o halde bunda bir terslik vardır.
Anayasanın bir çok maddeleri amma özellikle 6, 7 ve 11. maddelerine rağmen "Milli İrade" kendi kararını, şakaklarını avuçlarının içerisine alıp kara-kara düşünmekten öte hiçbir işlem yapamıyorsa; işte, ilerde "kara-kara düşünmemek" için ak-ak düşünüp isabetli karar vermenin tam zamanıdır. Kerrat ile görüldü ki, ak-ak düşünüp, ak-ak karar verebilmek için AK partili olmak hiç bir işe yaramıyor. Çünkü teşhiste de, tedâvîde de çare ve çözüm Millî Görüştedir.
Bunun Millet de farkındadır amma üzerine çöken yorgunluğu atması için "yâ Allah!" deyip sıçraması lâzım.
Bu hususta Saadet partisinin çalışmaları "ak-ak" düşünebilmenin de, "ak-ak" kararlar alabilmenin de rehberi olabilir.
Saadet Partisi daha, usulde isabet ettirdiğini ortaya koymuştur. Diğer partiler, özellikle de iktidar ve muhalefet bencilleşmeden ve kıskançlığa düşmeden bundan yararlanmalıdır. Aksi halde Anayasa'nın da, diğer tüm hukuk kurallarının da geleceği karanlıktır.
Ömrünü, sistem adına fetva vermeye adamış birinin yazısından almaya mecbur olduğum -maalesef- birisi, daha şimdiden küplere binmiş görünüyor. İşte beyin tomografisi:
"Şimdiden söylüyorum. / Bu anayasa ister Meclis'te kabul edilsin, isterse referandumla. / Bu anayasa, çıktığı gün, siyaseten kadük olacak ve toplumsal tartışmanın, kutuplaşmanın temel meselesi haline gelecektir. / Çünkü bu anayasayı hazırlayan zihniyetin arkasında, 'Demokratik bir ülke, demokratik bir yargı' fikri katiyen yoktur. / Basbayağı bir 'iktidarın yargıya el koyma teşebbüsü' vardır. / Kimse kimseyi aldatmasın, kimse, bunu bize "yargı reformu" diye yutturmasın. / Bu anayasa paketi ile yapılmak istenen şey, yargıyı, RTÜK'e, YÖK'e, SPK'ya çevirmektir."
Taslağı, tahlil ve tenkit etme hakkımız mahfuzdur... 24.3.2010


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




