Kısa adı SAGED olan Sakarya Gönüllü Eğitimciler Derneği eğitim-kültür ve edebiyat alanında çok önemli faaliyetlere öncülük ediyor. Öğrencileri üniversiteye hazırlamaktan çocuklara yönelik kulüp faaliyetlerine, çeşitli konularda konferans ve paneller düzenlemekten yayın ve neşriyat hizmetlerine kadar birçok işi gönüllülük esasıyla yürütmeye çalışıyor. Kültür ve edebiyatın kalıcı olması gereğini çok iyi idrak etmiş olmalılar ki bir de Değirmen adıyla düşünce- edebiyat dergisi çıkarıyorlar.
Üç ayda bir çıkan Değirmen dergisi 19. sayıya ulamış. Yani altı yıldır düzenli çıkıyor.
"Her anlam bir değirmen" üst başlığıyla çıkan dergi belli ki hakikat değirmeninde öğütülecek kelimeler devşiriyor.
Derginin değirmeninde kimler var diye baktığımızda öncelikli olarak üç isim dikkat çekiyor: Rüstem Budak, Mehmet Doğan, Ali Öztürk. Jenerikteki resmi görev dağılımını oldum olası önemsemem. Dergilerde bu tür görevlerin ne gibi mecburiyetlerin bir sonucu olduğunu sıradan bir dergi okuyucusu bile bilir.
Şu ana kadar çok iddialı dosyalar hazırlamış Değirmen dergisi. Kimlik dosyası, postmodernizm dosyası, mahalle dosyası, manipülasyon dosyası, oyun dosyası, yüzyılın kitapları seçkisi... ve sırada "İstanbul dosyası" var.
Bu dosyalar öyle geçiştirmeli falan da değil, oldukça hacimli ve sıkı dokunmuş yazılardan oluşuyor. Örneğin oyun dosyasına 12 yazar katkıda bulunmuş. Büyük bir ihtimalle yazarların çoğuna başka bir yerde rastlamamışsınızdır.
Bu özelliği dergiyi daha özgün ve bir o kadar da iddialı kılıyor.
Dr. Hacı Mustafa Açıköz "İmajoloji ve Oyun Kuramlarının Felsefi Arka Palanı" başlıklı yazısında Ali Öztürk'ün bir süre önce çıkan "İmajoloji" kitabından yola çıkarak oyunun felsefi temellerine değinmiş.
Mehmet Doğan geniş oylumlu yazısında okuyucuyu insanın oyunu, oyunun insanı ve çocuklar ülkesi gibi noktalarda gezdirerek "Bir Homo Ludens Olarak Coşkun" portresine yaklaştırmış.
Rıdvan Şimşek "Bir Oyun Sorunsalı Kurgusu Olarak Ütopyada Aile Sorunsalı"nı ele almış. Her biri oyunun ayrı bir cephesini işleyen yazılar içerisinde Menderes Daşkıran'ın "Oyun Alanı Olarak İnsan Bedeni veya İnsanın Yeniden Keşfi" yazısını da anmadan geçmeyelim. Değirmen dergisinin son sayısında ise (19. sayı) yüzyılın kitapları olarak seçilen eserler üzerine değerlendirmeler yapılmış.
Bu dosya da oldukça özgün ve renkli. Dosyada yer alan eserlerden bazıları ve eserlerle ilgili yazanlar şunlar: Abdülbaki Gölpınarlı: "Melamilik ve Melamiler" (Adem Arıkan), Yakup Kadri Karaosmanoğlu "Yaban" (Said Coşar), Mehmet Akif "Safahat" (Veli Karanfil), Sabahattin Ali "Kuyucaklı Yusuf" ( Ayşegül Serdar) Ahmet Hamdi Tanpınar "Huzur" (Ahmet Sakartepe), Yusuf Atılgan "Aylak Adam" (İlyas Sucu), Nurettin Topçu "İsyan Ahlakı" ( Reşit Güngör Kalkan) İsmet Özel "Erbain" (Mehmet Doğan)... Söz konusu ettiğimiz her iki sayıda da dosyalar ayrıca şiir ve öykülerle desteklenmiş.
Değirmen dergisi hiç şüphe yok ki taşra ölçütlerinin çok üzerinde üstelik taşra önyargılarını yıkacak niteliksel şiddete sahip.
Edebiyat ve düşünceyi mezcetme iddiasıyla yola çıktığı mesajı veren derginin şimdiki halde bu dengeyi tam kurabildiği söylenemese de her sayıda biraz daha bu noktaya doğru yaklaştığı görülmektedir.
Yazıların içeriksel değeri kadar ürünsel niteliği de aynı ayarda dikkate alındığında derginin sesi çok daha geniş ortamlardan duyulabilecektir.
19. sayıda Mehmet Doğan, Müştehir Karakaya, Ziya Paşa Akyürek, Nihat Kaçoğlu, Özer Burgaz gibi isimler şiirleriyle yer almışlar. Hem şiirler, hem de şairler yazılar arasında kaybolmuş gibi. Oysa şiir ve öyküler daha rahat görülecek ve okunacak şekilde yer alabilir. Derginin kapağına daha görünür bir şekilde yansıtılabilir mesela. Bu şekilde şair şiirinin izini kaybetmemiş olur. Edebiyatçılara gazete sütunundan sırası gelmişken kabilinden bir şeyler hatırlatmaya kalkmanın her zaman yanlış anlamalara ve hoşnutsuzluklara yol açabileceğini biliyorum. Onun için bu konuda lafı daha fazla uzatmadan Değirmen dergisi ekibine kat ettikleri bu seviyeyi çıta kaymasının ilk adımı olabilecek rutine düşmeden sürekli ileriye doğru korumalarını salık veriyorum.
Ununu eleyip eleğini asanlara ise diyeceğim hiçbir şey yok.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



