Sathi bakış açılarından olsa gerek, yanlış bir kanaat vardır. Güya şairlerimiz genellikle annelerini anlatmışlar, babalarını ise nedense kaale almamışlardır. Bu kanaatten ötürü de edebiyatımızın "babasız" (Ali Çolak, "Edebiyatın Babasız ‘Baba’ları", Zaman-Turkuaz, 13.06.2004, s. 13) , şiirimizin "yetim" (Ahmet Erkilet, "Yetim Şiirler", Tasfiye dergisi, S. 3, s. 6) olduğu ileri sürülmüştür.
Konuyla ilgili olarak böylesi yanlış teşhislerin verilmesinde kuşkusuz başka etkenler de vardır. Yeterince araştırma yapmayan araştırmacılar, ya da günü kurtarmak için kaleme sarılan "günlük yazıcılar" ister istemez zahirden hareket edecektir. Gerçekten de, ilk bakışta edebiyatımız "anacı" gibi görünür. Üstelik bunu destekleyen dış etkenlerin sayısı da az değildir. Sözgelimi ana şiirleri ve ana hikayeleri antolojilerinin pek çok örneğine rastlamışızdır. Analarla ilgili sözlü ve yazılı kültür unsurlarına her adımda rastlarız. Üstelik duygusal insanlar olarak her zorlukta sığındığımız bir kalptir ana kalbi. Ananın medeniyet algımızdaki yerinin ayrı ve özel bir konumu olduğunu da düşünürsek, edebiyatımıza "babasızlık elbisesi" biçenleri daha iyi anlayabiliriz.
Bu arada, "has" şairi tarif etmek için kullanılan şair-i mâder-zâd (anadan doğma şair) sıfatı edebiyatımızın, en azından şiirimizin "anacı" olduğuna dair kanaatleri artırmış mıdır bilemiyoruz.
Her ne kadar şairler "mâder-zâd"lık koltuğuna kurulmuşlarsa ve en azından "babadan olma şair" terkibiyle anılmak gibi bir "kader"le anılmamışlarsa da, durum böyle değildir.
En azından biz aksini iddia ediyoruz. Zira, yaptığımız araştırma ve incelemeler, bize bunu iddia ettiriyor. Evet, şair adlı söz erbabının kimlik ve kişiliğinde, gizli veya aşikar, bir babanın mührü vuruludur.
Bu da demek oluyor ki baba, aynen anne gibi, şiirimizin gözbebeğidir. Şairler, yaygın ve yanlış kanaatleri tersyüz eden kişiler olarak, "Şiirimizde baba teması fazla işlenmemiştir." diyenleri sükut ile başbaşa bırakmışlardır. Aşağıda da kolaylıkla görüleceği gibi, baba teması, şiirimizin önde gelen temalarındandır. Hatta, anne temasıyla yarışabilecek bir konumdadır.
Peki, baba temasının şiirimizde yer alış mahiyeti hakkında neler söylenebilir? Babayla bir arada kullanılan kavramlar, sözkonusu mahiyetin ortaya serilmesini sağlamakla kalmayacak, pek çoğumuzu da heyecanlandıracaktır. Bunları bireysel ve toplumsal oluşları itibariyle sınıflandırabiliriz: Bireysel olanları baba sevgisi, evlat sevgisi, ölüm, yalnızlık, yakınma, babaya benzeme, cesurluk, oyuncak, baba hasreti, yaşlanma, hastalık, evin direği olma, güzellikler, nasihat, hatıra, aşk, çocuk hasreti, çocukluk hasreti, yetimlik, aile reisi oluş, aile direği oluş, unutkanlık... şeklinde sıralayabiliriz. Toplumsal olanlar ise, askerlik, savaş, şehitlik, gazilik, iman, Kur’an-ı Kerim sevgisi, bayram, kültürel miras, bilim, siyasî iktidar (rejim) ile mücadele, hapishane, işsizlik, geçim derdi, sokağa çıkma yasağı, işgal, göç, hümanizm, intihar, gayrimeşruluk vb. olarak belirtilebilir.
Şimdi bunlardan bazılarını örneklerle gösterelim.
Mesela, Baba hakkına dair en güzel ifadeler edebiyatımızın en büyük şairi Mehmet Akif Ersoy’da karşılığını bulur. Hakkın Sesleri’ne "Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk, /Bak nasıl doğranıyor? Kalk, baba, kabrinden kalk!" dizeleriyle başlayan Mehmet Akif, bir dipnotla babasına dair şu bilgileri bizimle paylaşır: "Babam Fatih müderrislerinden İpekli Hoca Tahir Efendi merhumdur ki, benim hem babam, hem hocamdır. Ne biliyorsam kendisinden öğrendim. Şi’rin daha iyi anlaşılmasına, merhûmun da rahmetle anılmasına vesîle olur, diye şu hâşiyeyi yazmaya mecbûr oldum."
Halk şiirimizin zirve ismi Aşık Veysel "Sazım’a" şiirinde sazıyla tekellüm eder ve sözü şöyle hitama erdirir: "Ben bir insanoğlu sen bir dut dalı /Ben babamı sen ustanı unutma." Demek ki, Veysel’e göre baba ve usta, hakları hiçbir zaman unutulmayacak kişilerdir.
Bizde evin direği babadır. O devrilince her şey devrilir. "Evimiz" şiirinde çocukluğundaki "hane halkını" özenle anlatan Orhan Seyfi Orhon, "Güzel adamdı babam,/Hafif kemerli kibar bir burun, geniş bir alın,/İnce, kumral bıyıklı hoş bir ağız./Tâ içinden gülümseyen tatlı,/Açık elâ gözler..." şeklindeki dizelerle hayran olunan bir babanın portresini çıkarır karşımıza.
Savaş ve baba, birbiriyle irtibatlı iki kavram olmaması gerekir diyebilirsiniz. Keşke öyle olsaydı. Fakat nice babalar serhat boylarında şehit kalmış, nice şehit evladı, baba hasretiyle kavrulmuştur. İşte, Kemâlettin Kâmi Kamu "Bir Çocuk" şiirinde, babası savaşta ölen bir çocuğun duygularını yansıtır: "Dediler ki: ‘- Yok baban, /Babanı aldı vatan!’ /Meğer burada yatan/Senmişsin, babacığım!"
Savaş gibi, hapishane de babalar için düşünülmemesi gereken mekanlardır. Fakat nedense en çok babalar girer zindana. Ve şairler, ister istemez zindan şiirleri yazmak zorunda kalırlar. İşte öncü şairlerimizden Necip Fazıl "Zindandan Mehmed’e Mektup"ta oğlu Mehmet’e seslenir: "Zindan iki hece, Mehmed’im lâfta!/Baba katiliyle baban bir safta!"
Babalık duygusu Nazım Hikmet’in hapishanede yazdığı şiirlerin bir kısmında yoğunluğuna işlenir. Bunlardan "Saat 21-22 Şiirleri"nden (21 Eylül 1945) adlı metne şöyle giriş yapar: "Oğlumuz hasta, /babası hapiste,/senin yorgun ellerinde ağır başın,/ dünyanın hali gibi halimiz..." Şair "Memleketimden İnsan Manzaraları"nın "Beşinci Kitap" bölümünde de hapishaneyle aynı temayı bir araya getirir. Burada, Ayşe adlı şiir kahramanının hapishanedeki kocasına (Halil’e) yazdığı manzum mektubun bir bölümünü örnek verebiliriz: "Hesabettim:/bugün tam/sen içeri gireli üç sene oluyor/ve ben ağabeyimin evindeyim iki senedir./"Hapiste günler ağır geçer/seneler çabuk," derdin,/hapiste insanı olan için de öyle:/günler ağır/seneler çabuk./Ellerinden öperim kocacığım/babacığımız ellerinizden öperiz."
Hasan Hüseyin Korkmazgil de, baba temalı şiirlerinde genellikle sosyolojik olaylara atıfta bulunur. Bunlardan birisi de tutsaklıktır. "Bir Babayı Götürmek" adlı metinde bunu net bir şekilde görebiliriz: "söyleyin ey akşamın renkleri/sanatçılar düşünürler yöneticiler/Söyleyin/sayrı/yorgun/ ve kimsesiz sokakları sevgili kentimizin/bir tek baba mıdır bu evden giden/bir tek baba mıdır alınıp götürülen belirsizliğe/söyleyin lütfen!
Savaşı ve hapishaneyi bir tarafa bırakıp aile saadetine getirelim sözü. Naat şairi Arif Nihat Asya "Düşler" şiirinde babayı mutlu bir ailenin saadeti içinde gösterir: "Ana, eski günlerinden/Gelen, tadlı bir düş gördü.../Baba, dilediğinden çok/Altın gördü, gümüş gördü."
Ziya Osman Saba’nın babanın eve gelişiyle sona eren "Bir Oda, Bir Saat Sesi" şiirindeki huzur ve saadet de yaşanmaya değerdir: "Bir oda, içinde bir saat sesi./Hayatın sırtından giden pençesi,/Ve beni maziye götüren bir el,/Eski günlerimiz, sessiz ve güzel.../Bulduğum kayıplar, her günkü yerin,/İşte konsol, ayna, köşe minderin,/Seccaden, tesbihin, namaz başörtün./Bir şey değişmemiş, sanki daha dün./Yine ortancalar altı camının,/Dışarda sükûnu yaz akşamının,/Bahçemiz sulanmış, ıslak her çiçek./-Kapı çalınacak, babam gelecek..."
Fazıl Hüsnü Dağlarca "Siyah Ve Karanlık" şiirinde Kur’an okuyan bir babanın aile saadetindeki yerini konu edinir: "Kur’an okurdu babam bazen,/Galiba kadir gecelerinde./Onun inanmış sesiyle biz çocuklar/ Daha küçülürdük odanın en uzak bir yerinde."
Benzeri bir mutlu manzaranın tasvirini Sabahattin Kudret Aksal, "Aile" adlı şiirinde yansıtır: "Baba yaşamadaydı geçmiş zamanı/Bir pencere açık dururdu düşüncesinde/Bir kadın eşsiz elbisesinin içinde/Ne uzun zaman sevmişti onu"
Bahattin Karakoç’un "İnsan Parça Parça" başlıklı şiirinde ise aile saadetini sağlayan baba "Her sabah taze bir umutla gider işine/Her akşam ışıklı inanmış adam /Parça parça diriltir/Ve parça parça güneşi taşır eve" dizeleriyle anlatılır. Ailesinde saadet yaşayamayan babalar (ve çocukları) da vardır. İşte bunu, aile içi huzursuzluğu, kuşkusuz başka temalarla birlikte anlatan Tayyib Atmaca, "Babam Ateşler İçinde" başlıklı şiirinde hasta olan bir babayı (ve ne yazık ki, onunla ilgilenmeyen anneyi) anlatır: "Babam ateşler içinde yanıyor/Duyuyor musun anne, duyuyor musun/Neden ötelere kaçırıyorsun yüreğini/Ellerini, gözlerini/Anne, anne duymuyor musun/Babam ateşler içinde diyorum"
Şairler, babalarını her daim sevgi ve hürmetle anmazlar. Zira, onlar yaptıkları yanlışlardan ötürü öfke oklarını da kendilerine doğru çekmişlerdir. Dolayısıyla, baba şiirleri içinde, babaya karşı duyulan kızgınlıklara sevgisizliklere de rastlarız. Bunlardan birisi Cahit Sıtkı Tarancı’ya aittir. Zira Tarancı, 8-9 yaşlarındayken babasıyla acı bir olay yaşamıştır. Şairimiz evin bahçesinde ağlamış, bunun üzerine babası "Seni alır atarım" diyerek onu kucağına alıp boşluğa doğru sallamıştır. Onun "Gariplik" şiirinin ilk dizesi de böyle bir maziden kaynaklansa gerektir: "Babam kırdı beni ilkönce babam/Dosttan gördüm kahrın daniskasını/Nankör çıktı iyilik ettiğim adam/Sevdiğim kız da savdı sırasını"
Şairlerimiz arasında, çocuk hasretiyle yanıp tutuşan babaların şiirlerini yazanlar da vardır. Sözgelimi Ömer Bedrettin Uşaklı, "O Ses" şiirinde çocuk özlemi içindeki bir babanın duygularına tercüman olur: "İstiyorum ki o ses "baba!" desin,/Yeniden dirilip ruhum titresin./İstiyorum ki o ses "baba!" desin,/Mesut penceremden görsün şafaklar..."
Yavuz Bülent Bakiler ise "İşte Böyle" adlı şiirinde sıcak bir aile hasreti içinde olan (baba olmayı talep eden) bekar bir erkeğin duygularını anlatır: "Bekârım./Beklemez yolumu penceresinde karım./Ne bir türkü duyarım bekâr odamda ince/Ne dağınık eşyama değer bir kadın eli/Ne olurdu her akşam eve gelince/Masal gözlü bir çocuk "Baba" deseydi."
Şiirden ve babadan söz edilir de yetimlik unutulur mu? Necip Fazıl Kısakürek, "Babadan Oğula" şiirinde yetim kalan bir çocuğun halini kalbimizin titrek bölgelerinde görünür kılar: "Eve dönmez bir akşam;/Ve gün yüzlü çocuğu,/Sorar: Nerede babam? //Bakarlar, oldu, bitti;/Gelir, derler çocuğa, /Baban attâya gitti.//Uzar, gider bu attâ;/Ve neler neler olmaz!/Ve kimbilir ne hattâ://Bir mahşer gerisinde;/Babası döner birgün,/Oğlunun derisinde..."
Babayı ölümle iç içe anlatan şiirlerin içinde Sabahattin Ali’nin "Babam İçin" adlı şiiri anılmalıdır. Şair, bitimsiz bir acı içindedir: "Allahım!.. İşte bugün,/Şu zavallı ömrümün/En matemli bir günü.//Elim böğrümde kaldım,/Ben bugün haber aldım:/Babamın öldüğünü."
"Babalar pek anılmaz şiirlerde./Annelerdir daha çok sözü edilen." diyerek, yukarıda tenkit ettiğimiz yazarları haklı çıkarmaya çalışan Metin Demirtaş, "Babam" adını verdiği ve babasının ölümünü anlattığı metninde şöyle der: "Yok benim de/Babam için bir şiirim./Taşı/İğri durur bu yüzden."
Baba ve ülkü üzerine yazılan şiirlerin sayısı da bir hayli fazladır. Bunlar arasında bizde karşılığını bulan en önemli şiir Sezai Karakoç’un "Masal"ıdır. Bir baba ve yedi oğulun başından geçen "batı" macerasının anlatıldığı şiirin sonlarında yedinci oğul şöyle konuşur: "Batılılar!/Bilmeden /Altı oğlunu yuttuğunuz /Bir babanın yedinci oğluyum ben /Gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden /Babam öldü acılarından kardeşlerimin/Ruhunu üzmek istemem babamın/Gömün beni değiştirmeden/Doğulu olarak ölmek istiyorum ben/Sizin bir tek ama büyük bir gücünüz var:/ Karşınızdakini değiştirmek/Beni öldürseniz de çıkmam buradan"
Babanın sevgi ve hayranlıkla yadedildiği şiirlerden birisi Can Yücel’in "Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim" başlıklı metnidir zannedilse de, bu tartışılır. Neden tartışmayalım ki, baba üzerine duygulanıp da bunu dizelere döken her şair en iyi baba şiirini yazmıştır bizce. Diğer bir ifade ile, sözgelimi Mehmet Akif’ten Nazir Akalın’a, Cemal Süreya’dan Arkadaş Z. Özger’e, Behçet Necatigil’den Egemen Berköz’e, Metin Önal Mengüşoğlu’ndan Cafer Turaç’a, Cahit Zarifoğlu’ndan Mehmet Aycı’ya... şairlerimizin bütün baba şiirleri "en iyi"ye adaydır. Bunu özellikle belirttikten sonra, baba temalı şiirleri hayli yekun tutan Cahit Zarifoğlu’nun "Baba" adlı şiirine dönelim. Bu şiirde, kendisini her bakımdan çok iyi yetiştiren babasına, artık dinlenmesi gerektiğini, hayırlı bir evlat olarak çalışma sırasının kendisine geldiğini söyleyen oğul konuşur: "Her sabah gidersin/Ekmeğimiz için/Her akşam/Yorgun/Ama yüzün güleç/Dönüşün bir düğün//Biraz büyüsem/Şöyle diyeceğim/Yoo baba/Bu sabah bende sıra/Sen otur evde/Annemle /Dinlen"
Son olarak, şiirimizde baba temasını bütün yönleriyle ele alan, edebiyatımızın en olgun ilk "baba şiirleri antolojisi" olma özelliği gösteren ve tarafımızca hazırlanan "Baba Bu Kitap Sana" adlı "İnceleme-Antoloji"yi Eskişehir Odunpazarı Belediyesi’nden temin edebileceğinizi belirtelim.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



