Elli yıl önce İslam dünyasında sadece iki tip entelektüel bulunurdu. Birincisi geleneksel ulema, yani Arapça, kelam ve İslam fıkhı konularının büyük âlimleri, ikincisi ise tamamen batılılaşmış entelektüellerdi. İstanbul konferanslarının üçüncüsünde konuşmak üzere İstanbul'a gelen Seyyid Hüseyin Nasr'ın da işaret ettiği gibi, elli yıl sonra bugün Türkiye, Malezya, Endonezya, İran ve Pakistan gibi ülkelerde ortaya çıkan, ünlü batılı düşünürler hakkında yazarken bile İslam geleneği perspektifinden konuşmaya çalışan entelektüellerin yetişmeye başlaması önemli bir gelişmedir. İşin başı şahsiyettir.
İslam'ın Batı bilimine çok da büyük bir katkı sağlayamamış olmasının kültürel olduğunu bildiğimizde, kaybettiğimiz özgüvenimizi, sadece Batı'yı kopya etmeye çalışarak elde edemeyeceğimizi anlarız. Mükemmel Türk veya Arap kalp cerrahları var ama bu başarıları kendi medeniyetine mal etme ayrı bir şey olduğundan bunu kendi başarımız olarak gösteremiyoruz. Halbuki Batı bugün çok ama çok ciddi bir entelektüel kriz geçiriyor. İnsanların bunun farkında olmamasının sebebi, teknolojinin ve Batı askerî kudretinin gücüdür. Bu durum, Roma İmparatorluğu'nun son dönemlerini andırıyor.
Şimdi çok benzer bir durum yaşanıyor. Batı felsefesi artık bir çıkmaz sokakta. Bir felsefi kriz var ve onun da yol açtığı dinî bir kriz var. Bunların da dışında bir çevre krizi var ki Batı yaşam tarzını, dünya görüşünü değiştirmediği müddetçe çözülemeyecek bir kriz bu. Ve bu aşamada Batı'yı körü körüne taklit etmeye çalışmak intihardır. İntihara giden yol, Batı'nın toplumsal liderleri ahiretlerini dünyalarına feda etmesiyle başladı. Alman şair Goethe, Faust'unda bu durumdan bahseder. Faust, güç ve teknolojiye sahip olmak için şeytanla anlaşır ve ruhunu şeytana satar. Aynen onun gibi maddi kazanımlar ve insanın dünyevi refahı için her şey feda edildi. İnsanın manevi ihtiyaçlarının olduğu göz ardı edildi.
İşte bu açıdan, Müslüman eğitim müesseseleri Batı bilimini herhangi bir içselleştirme gayretine girişmeksizin kopyalamaya devam etmesi Müslüman şahsiyetini tahrip etmektedir. İslam ülkelerinde yepyeni bir Müslüman entelektüeller ve bilim adamları kuşağının yetişmekte olduğunu gözlemekle birlikte, iki asırdır büyük oranda yok etmiş olduğumuz medeniyetimizin yeniden inşası özgüven olmadan olmayacağı açıktır. Batı bilimlerini öğretmeliyiz ama Batılı bir perspektifle değil. Kendi eğitim sistemimizi yeni baştan inşa etmek için özgüvene sahip genç entelektüellere ihtiyacımız var. Bunların sayısının fazla olması ise hiç önemli değil, çünkü bütün önemli entelektüel dönüşümlerin çoğunluk değil azınlık tarafından başlatıldığına şahidiz.
Bu özgüveni sağlayacak manevi değerlerimizi içeren makro düzeyde bir yönetim modeli geliştirebilmek ise atılacak ilk ve en önemli adımdır. Müslümanların bunun üzerinde çalışması lazım ve kabul etmeliyiz ki bunu Milli Görüş anlayışı dışında ortaya koyan yok. Kırkıncı yılında, "Müslüman Topluluklar Birliği"ni 19. kez, "Müslüman Gençler Kültürel İşbirliği Toplantıları"nı 5. kez, "Müslüman Eğitimciler Birliği"ni 2. kez toplaması bunun açık ispatıdır. İnsanların, sadece Batılı fikirleri ifade etmekle sınırlanmasına dur demek şahsiyet işidir. Şahsiyetli bir eğitim için yeniden şahsiyetli düşünmeye davet edilmeli tüm insanlık...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



