Pazar günü İstanbul'a dönüş yolu, araçtan duvardı. İnsanlar tatillerini bırakıp evlerine dönmekte idiler.
Zira önemli bir konuğu karşılayacaklardı.
Ramazan'ı.
Mutlaka evde olmalıydılar.
Halbuki Ramazan tatil sitelerine, deniz kenarlarına da gelirdi. Keşke bulundukları yerlerde kalsalardı. O beldelerin Ramazan esintisine o kadar çok ihtiyaçları vardı ki. O kadar mahzun ve boynu büküktü ki sahiller. Yılların verdiği hasretle kimbilir nasıl sevineceklerdi. Zira son yüzyılda haksız bir işgalin pençesindeler. Onlara sorulmadan dayatılan bir yaşam biçimine boyun eğmişler. Sahilde ille de soyunmanın şart olduğuna hüküm vermişler.
Boynu kıldan ince bir levent gibi, rejim hünkarının fermanına boyun eğmiş sahil. Gerçi son yıllarda özgürleştirme çabaları yok değil.
Aklı başında insanlar, deniz nimeti ile buluşmayı pek de ertelememekte.
Adeta klişeleşmiş bir tabu olan, "denize mayo ile girilir"i yıkarak. Tesettür mayoları ile çevreye ne kadar saygılı olduklarını göstermekteler.
Peygamberin sünnetleri arasında olan "yüzme"yi ihmal etmemekteler. Bir terapi merkezi olan deniz ve güneşin tadını çıkarmaktalar. Hatta bu yıl İzmir'de rastladığım tesettürlü bayanlar ne kadar asil, vakur; çoluk çocukları ile denize girdiler. Etraflarında saygınlık haleleri oluşturdular. Bikinili hanımları bile şaşırtıp, "pekala böyle de yüzülebiliyormuş" kanaati oluşturdular.
Hatta pek çok başı açık kadın, denizde rahat etmek için yarım tesettürlü mayolar kullanmaya başladı. Estetik olarak da, sarkan vücut azaları için iyi bir kamuflaj.
Sahillerin sadece fütursuzların, etraflarına saygısızların değil, ailelerin, çocukların da rahatça istifade ettiği alanlara dönüştürdüler.
Gerçi ufak bir azınlık da olsa, bu durumdan hoşlanmamakta. Gazetelere yansıyan bir habere göre, tesettürlü denize giren bir öğretmen hanım saldırıya uğramış. Kendisini asker karısı olarak tanıtan bir kadın, "neden böyle denize giriyorsun" diye öğretmeni hastanelik etmiş.
Bunlar olacak.
Yüzde bir oranlar elbet yaşanacak.
Asıl önemli olan, kimi sahillerin hızla mazbutlaştığı. Artık oraları yanındaki partneri ile, yatak odası sahnelerine çeviremeyeceklerini anlayanlar, hızla terketmekte.
Sahiller hızla özgürlüklerine kavuşmakta.
Bizim çocukluğumuzda şu yanlış yargı vardı.
Pek çok başı örtülü kadın, denize girerken mayo giyerdi.
Safça, bunun denizin kuralı olduğunu sanırdı.
Gerçi hâlâ bazı bildiğim et kafalılar, dışarıda baş bağlayıp denizde çözerek; cahili dayatmaya teslim olmaktalar. Vücutlarına "D vitamini" aldıklarını iddia etmekteler.
Hekimler açıkladı: Açık olan azalardan, elden, ayaktan, yüzden alınan güneş, vücut için yeterli. Şükür modacılar, tesettür mayolarını keşfetti de önemli bir kesim rahat etti.
Toplum bünyesi de temiz desenler ile daha fazla bezendi. Bu yıl Diyanet, tatil sitelerine Ramazan'da çadır mescitler açacakmış.
Çok geç kaldı.
Yirmi yıl önce yazdım.
Sahillere açık hava mescitlerini.
Lacivert kubbesine gerçek yıldızların çakılı olduğu.
Dört duvarı bile olmayan.
Birkaç palmiye ağacı altında.
Bambudan bir kıble taşı ardında.
Seccadelerin serili olduğu.
Deniz dalgalarının vokal tuttuğu.
Sahil mescitleri için ne kadar çok geç kalındı.
Zira hiç eksiği yok sahillerin.
Tavernaları, diskotekleri, restoranları, barları, satıcıları, pazarları.
Tepinenleri, oynayanları, zil zurna sarhoşları.
Bir asırdır sahillere mescit esenliği yoksulluğunu çektirenler, bu vebalden nasıl kurtulacaklar.
Bir tefekkür sağanağı için, o çok elzem olan.
Gerçi itiraz edenleri duymaktayım.
"Biz elde tespih, gönülde Kur'an ne kadar çok deniz kenarında Yaradanla buluşmaktayız haberin var mı" diye soranları.
Tavernanın müziği kadar özgür değilse mescitin ezanı, sen otur tek başına saatlerce yap zikrini. Neye yarar, kendini kurtarma bencilliğinle kala kalırsın.
Oysa soylu sahil mescitleri.
Yeni kuşaklara bir işaret taşı gibi, Hakk'ı hatırlatacaktır.
Kimbilir diskotekte içmeye giden bir genci, hırsızlık için yola çıkmış adamı, zina kararı almış bir kadını bile engelleyebilecektir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



