İçinde bulunduğumuz yüzyılın ortamı sağlıklı düşünmeye engel. Bir olay ve durum oluşturulurken medya ve reklâm aracılığıyla büyük gürültüler koparılıyor, insanların dikkati sadece onun üzerine yoğunlaştırılıyor. Başka yerlerdeki önemli olayların üzeri örtülüyor. Kimi zaman bazı olaylar önemli gelişmelerin üzeri örtülmek için başlatılır. Bir süre ortalık toza dumana boğulur, istenilen sonuçlar elde edildikten sonra ortamı gürültüye boğan olaylar unutulmaya terk ediliyor.
Egemenler bir olayın sonuçlarını kestirmeden o olayı başlatmazlar. Gerilimli bir süreçte yaşıyoruz. Düşünce, sağlıklı karar verebilme ortamı gerilime boğdurulmaktadır.
Okuma, düşünme, yazma edimi geri planda. Bunun nedeni bir toplumu yönlendirecek, onları sürükleyecek etkili düşüncelerin göz ardı edilmesini sağlamaktır. Bir toplumu yönlendiren büyük düşünürler ve onların eserleri dikkatlerden uzak tutulmaktadır. Günümüzde demokrasinin önemli bir unsuru olan seçimlerin nasıl bir ruh hâliyle yapıldığı ortada. Düşünce hareketlerinin bu gibi ortamlarda kendilerini gösterebilme şansları hemen hiç yok gibidir.
Bu ortamlara koşut, yayımlanan eserler düşünce ağırlığından çok oyalayıcı türdendir. Batı düşüncesinin etkinliğini ve inandırıcılığını kaybetmesi, adalet ruhunun olmayışı, insanın bir değer olmaktan çıkarılması başlıca neden. Çünkü sermaye ve kazanma her şeyin üzerindedir. Sağlıkta, insanın şifa bulmasından çok, insan üzerinde elde edilecek kazançtır. İlâç ve silâh sektörü en etkili güç. Böyle bir durumda bu güçler ulusların yönetimlerini de etkilemektedir.
Kimlerin iktidara geleceğini, nasıl bir yönetim tarzı göstereceklerini onlar belirlerler. Doğrudan olmasa da dolaylı olarak işin içindedirler. Çünkü onlar medya ve reklâm gibi etkili unsurları kontrollerinde tutmaktadırlar.
Para hareketini de onlar yönlendiriyorlar.
Savaşların çıkması, sağlık ve gıda ile ilgili kimi spekülatif haberlerin çıkmasının nedeni de gene egemenlerin çıkarı içindir. Türkiye üzerinde düşünürsek, insanların dini değerlere yöneldiği bir süreçte, bu hareketi sulandırmak için özel kimseler devreye sokuldu. Onlar bu çıkışın önüne geçtiler. Dini değerlerde - İslâm düşüncesinde-, para ve çıkar geri plandadır. Allah rızası, hayır işleme, bir milletin genel çıkarları ön planda tutulur. Dünya ve ahiret dengelidir. Dünya işleri ahiret düşüncesinden ayrı tutulmaz, bu işlerde ahret için bir ortam olarak kabul edilir. Yeni zamanda insanların bu düşünceleri törpülendi. İslâmi duyarlığa sahip insanların dünya çıkarını öne aldıkları görülür. Hatta laiklerin yapmaya çalıştıkları: "Dünya ayrı ahiret ayrı" felsefesine yaklaştılar. Bu da büyük bir kırılma meydana getirdi.
Müslüman kitleler de düşünceden soyutlanmış bulunuyorlar. Orta Doğu üzerinde yürütülmekte olan dalgaya bu gözle bakmada yarar var. Görünürde Müslümanların lehine görünen dalganın sonuçlarının nereye varacağı, kimin çıkarlarına gittiğini de düşünmek gerekir. Bunun en somut örneği Mısır. Sürecin nasıl bir yöne doğru götürüldüğü görülmektedir. Zaten baştan beri olayların gelişmesi ile ilgili kaygılarımızı hep dile getirdik.
Elbette gönlün razı olacağı iradenin Müslümanların elinde olmasıdır. Kürt kavmiyetçiğinin yükselişi döneminde dünyayı çekip çeviren egemen emperyalist güç olduğunu söylediğimizde, kavmiyetçilerin tezi şuydu. "Biz bağımsızlığımızı elde edelim bu Amerika'nın eliyle olsun." Amerika'nın eliyle elde edilen bir özgürlük, özgürlük müdür?
Bugün Orta Doğu'daki benzer durum söz konusu. Bir tirandan kurtulurken artık bir daha iflah olamayacağı bir başka tiranın pençesine düşeceği.
Bu, bana şunu anımsatıyor. Uhud harbinde Medine'de bulunan sekiz yüz kadar Yahudi'nin Müslümanlar tarafında savaşa katılabileceklerine Sevgili Efendimizin bunu reddetmesi Müslümanların bunu örnek alması gerekir. Kaldı ki Uhud harbi yenilgiyle sonuçlanmıştı. Fakat bu, yeni zaferler getirmişti.
Büyük dalgayı Amerikan gücü dışında yönlendirmek en sağlıklı olanı.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



