Yuvaların çocuklarla şenlenmesi ve varlıklarının korunması ile ilgili birkaç kelimeyi daha önce paylaşmıştık.
Allah Resulü'nün: "Sevgi dolu olan ve doğurgan kadınlarla evleniniz. Ben diğer ümmetlere sizin çokluğunuzla övüneceğim" [Ebu Davud, Nikâh; Nesai, Nikâh] hadis-i şerifi ile "Geçim endişesiyle, yokluk korkusuyla çocuklarınızın canına kıymayın. Biz onların da, sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir hata, büyük bir suçtur" [İsrâ Sûresi 17/ 31] âyet-i kerimesini yeniden zikretmek bizlere söylenenleri yeniden hatırlatacaktır.
Çocuklarımızın fiziki ve manevî açıdan tehlikelere karşı korunmasının lüzumu da her insanın, her anne ve babanın kabul ettiği bir gerçektir. Bu tehlikelerin neler olduğu konusunda fikir farklılıkları olsa da korunmalarında ittifak vardır. İslâm'ın çizdiği çizgiler açık ve bellidir. İnsafla bakan ve üzerinde düşünenlere çok şeyler söyleyecektir. Önceki yazılarımızda da bunun birçok misalini paylaştık. Bu noktada farklı hatıralar yâd edeceğiz.
Çocukların sağlıklarının ve vakarlarının korunması
Sağlık ile vakarı yan yana getirip bir başlık altında toplayışımızın sebebi, Allah Resulü'nden nakledeceğimiz bir hadiste, her ikisinin bir arada zikredilişidir.
Hadis Abdullah İbn Ca'fer'den (ra) nakledilerek anlatılıyor: "Resûlullah (sav) Ca'fer'in ailesinin yanına gelmek için üç gün beklemiş, üzüntülerinin yatışmasını istemiştir. Sonra yanlarına gelmiş; "Kardeşim için bu günden sonra ağlamayın!" buyurmuş, daha sonra da; "Kardeşimin çocuklarını yanıma çağırın" buyurarak onları görmek istemişti.
Ca'fer'in oğlu Abdullah der ki; "Resûlullah'ın yanına getirildik. Sanki civcivler gibiydik. Resûlullah (sav); "Bana berber çağırın!" buyurdu. Berber gelince ona saçlarımızın tıraş edilmesini emretti, o da tıraş etti." [Ebu Davud]
Allah Resulü, Ca'fer'i çok severdi
Allah Resulü'nün (sav), Ca'fer'i (ra) ne kadar sevdiğini bildiğimizi zannediyorum. Daha önce de bunun izlerini taşıyan hatıraları paylaşmıştık. Ca'fer (ra) hak davanın acı-tatlı birçok anlarını yaşayan, inandığı dava uğrunda hicret eden, hicreti sırasında kendisiyle birlikte Habeşistan'a hicret edenlere kol kanat geren, bu diyarda İslâm'ın gerçek manada güzel bir temsilcisi olan, Hayber'in fethi sırasında birinci hicret yurdundan ikinci hicret yurduna gelen ve nice güzellikler sergiledikten sonra canını da hak din, gerçek din, her şeyin kemal bulduğu son din yolunda, rızasına talip olduğu Rabbi uğrunda veren bir insandır.
O daha Mûte'de, cihad meydanında iken ve şehid düşen bedeni henüz sıcaklığını korurken, onun şehadet haberini çevresindekilere haber veren Allah Resulü'dür.
Allah Resulü'nün (sav) sîreti hızla göz önünden geçirildiğinde, onun ne acılar tattığını, ne sıkıntılar, eziyetler yaşadığını, ne fedakârlıklar sergilediğini, bütün bunların arasında ümmetini irşad için ne büyük bir çaba gösterdiğini, yaklaşık yirmi üç yıl süren bir nübüvvet devrine akıl ve hayal çerçevelerini zorlayan bir derecede insanlığı hakka yöneltişi, batıl ve kirden temizleyişi, arındırışı sığdırdığını görürüz. O, bizim bu hayat yolundaki çıkış ve inişlerde, sarp yamaçlarda ve dönemeçlerde, acılarda ve tatlılarda da üsve-i hasenemizdir.
Ca'fer'in (ra) şehid olup, yavrularının yetim kalışına ne kadar üzüldüğünü hissedebiliyoruz. Ancak o, zaferlerin fedakârlıklarla, şehidlerle elde edildiğini de biliyordu. Onun için kendi canıyla ve nice sevdiği aziz insanla, hak davaya gönül vermiş yiğitle cihad meydanlarına çıktı ve iman nurunu söndürmeye çalışanlara karşı bu nuru, bu davayı savundu. Nice sevdiği insanı toprağa verdi. Acısını sînesine sardı. Yetimlerini sahiplendi, İslâm'ın zafer dolu günlerine doğru gidişi hazırladı...
Önemli noktalar!
Hamza'nın, Cafer'in (ra) evinde yaşananlar bunlardan biriydi. Allah Resulü (sav), Cafer (ra) için üç gün yas tutulmasına, taziyeye izin vermiş, gözyaşı dökmüş ve dökülmesini hoş karşılamış, üç gün sonra vararak onlara hayatın devam edişini, akışını hatırlatmış, artık ağlanmamasını, gönül yaralarının sarılmasını istemiş ve yanına çağırttığı yetimlerine sahip çıkmıştır.
Yanına gelen yavruların saçlarının uzunluğu ve dağınıklığı dikkatini çekince de berber çağırtmış, ondan çocukların saçlarını tıraş etmesini istemiş ve ettirmiştir.
Sağlık, dış görünüş ve vakar...
Bu, aynı zamanda Allah Resulü'nün çocukların sıhhatlerine, dış görünüşlerine de dikkat ettiğini gösteren örnek bir davranıştır. Resûlullah (sav) saçlarının düzgün kısaltılmamasına, çocuğun şahsiyetine, vakarına zarar verecek şekilde tıraş edilmesine razı olmamıştır.
Bunu daha açık ifade eden bir hadiste Abdullah İbn Ömer (ra) şöyle der: "Resûlullah (sav) kaze'i yasakladı. Kaze', çocuğun başını tıraş edip saçlarından bir kısmını bırakmaktır." [Buhari, Müslim, Ebu Davud]
Allah Resulü'nün bu yasağı çocuğun şahsiyeti, vakarı ile ilgili bir yasaktır. Dolayısıyla çocuğun saçlarının tarla gibi inişli, çıkışlı olması, yer yer açık görünmesi, düzenli olmayışı, tıraş ederken "nasıl olsa çocuktur" diyerek tıraşına yeterli ilginin gösterilmeyişi İslâmî ahlâkın doğru bulmadığı, ahlâk olgunluğundan saymadığı bir davranıştır.
Çocuklar, daha çocukluktan vakarlarını korumaya alışmalıdır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



