Türk sinemasının son dönemi dikkat çekici çıkışlara sahne oluyor. Gerek vizyona gürültüyle çıkan filmler, gerekse de ödül için festival festival dolaşan filmler arasında biraz gezindiğinizde, sinemada taşların yerine oturmakta olduğunu düşünüyorsunuz. Popülerliğe yaslanarak izleyici çeken filmleri bir yana koyacak olursak, sinemayı içerdiği sanat boyutuyla yeniden ele almak gerekiyor. Ama iş, sadece sanatın ve estetik kaygıların da ötesine geçecek gibi görünüyor. Türk sinemasının başının hoş olmadığı durumlar var. İlki, seyirciyi düşük bir seviyede görerek, olabildiğince fazla yükleme yapmak. Bir de onun inançlardan azade, vur patlasın, sür önüne oynasın yaşantısına sahip olduğunu düşünmesi.
Kadim tartışmaya girmeyeceğim elbette. Özellikle festival filmi gişede neden başarılı olamaz, başarılı film neden ödülün yanından bile geçemez. Bu sorgulama belki gelecek yıllarda ödülle gişe başarısını birlikte göğüsleyen filmlerin çekilebilmesiyle yeni bir mecra bulacaktır kendine. Bugünün sorusu, çekilen filmler -kim seçerse çeksin, isterse dini bir film olsun- popüler bir damar bulmak zorunda mıdır? Hele bir bakalım ve içimizden geçeni söylemeyi deneyelim.
İyi ve özgün bir film
Uzak İhtimal, vizyona girmeden önce yurt dışı festivallerde ödül aradı. İstediğini de elde etti. Pek çok festivalden, ey iyi film, en iyi yönetmen, en iyi kadın oyuncu, en iyi erkek oyuncu ödülleriyle döndü. Filmin yönetmeni Mahmut Fazıl Coşkun'un belgesellerini izleyenler için şaşırtıcı bir durum değil bu. Sadece, belgeselle film arasında yanlış bir kanal oluşturabilir tedirginliği oluşturabilirdi, o kadar. Coşkun, Aliya, Cahit Zarifoğlu ve Garaudy'nin hayatını perdeye belgeselleştirerek aktarırken kendi dilini oluşturmaya başlamıştı. İsmail Kılıçarslan'ın ise yönetmenin yanında olduğunu görüyoruz başlangıçta. Sonrasında Tarık Tufan'ın ortak projelerde yer aldığını biliyoruz. Görkem Yeltan'ın ise senaryo aşamasında dahil olduğunu ve filme inandığını da bilgilerimize ekliyoruz.
Uzak İhtimal'in çekimleri başladığında elbette popüler ve kısır bir film ortaya çıkma ihtimalini zayıf bulmuştum. Acaba, Kaf dağının ardındaki başarıya ulaşmak için, yani ödül almak için izleyiciyi sinemaya gelmekten uzak tutacak bir proje içinde olabilirler mi belirsizliğini yaşamadım değil. Bugün pek çok sinemada vizyona girecek olan Uzak İhtimal'i galada izlerken sinemamızla ilgili içimde oluşan burukluğun kaybolup gittiğini gördüm. Çok söze, büyük söylevlere yaslanan bir film değil Uzak İhtimal. Karmakarışık olay örgülerinden de destek aramıyor. Sadeliğiyle izleyiciyi kendisine bağlıyor, elbette ödülleri de. Teknik birtakım kusurlarını ilk film çekme heyecanına verecek olursak, ortaya uzun yıllar hakkında konuşurken 'iyi ve özgün film' diyebileceğimiz bir eser çıkmış.
Beypazarı İmam Hatip Lisesi'nden mezun Musa, müezzin olmak için İstanbul'da görev yapacağı camiye gelir. Mahallemizin imamı o mahallenin de imamıdır. Bunu, Musa'yı dairesine yerleştirirken de, simit ve çay ikilisini buluşturduklarında da, genç adamın gönlünde aday var mı diye ağız ararken de fark ediyorsunuz. Yolu sahaflardan geçen kitap dostu yönetmen, yapımcı ve senaristlere sahip filmin kadim kültüre selam vermemesi olmazdı. Musa önce yan komşusu ile 'şartların ve sakarlıklarının zorlamasıyla' tanışır. Clara önce sigortaları atan komşusuna kontrol kalemi uzatır. İkinci karşılaşma henüz apartmana alışamayan Musa'nın asansörde kalmasıyla gerçekleşir. Clara ve Musa film boyunca çoğunlukla susarak konuşurlar. Clara doğduğu gün annesini kaybetmiştir. Doğduğu yer olan kiliseye gönülden bağlıdır ve manevi annesi olan rahibenin ölümünün son demlerinde yanındadır. Adeta öncelikli işi dairede yaşlı kadınla ilgilenmektir.
Clara benim kızım!
Bir İmam hatip'li olan Musa'nın Osmanlıca bilgisi sahaf Yakup'un dikkatini çeker. Musa'nın yakın akrabası bir gencin başlarına getirdiği iş üzerine karakola düşerler. Dışarı çıktıklarında bırakmaz Musa onu ve kendi evine getirir. Çay için mutfağa giden Musa döndüğünde sahaf Yakub'un yerde yattığını görür. Clara'yı çağırır ve Yakub'u hastaneye kaldırırlar. Sonraki günlerde Musa'nın evinde kalan Yakub'un ayrılma anında eşyalarını toplayan Musa, Clara'nın fotoğraflarını görür. Açıklama ikisinin yolunun aynı kişiye çıktığını göstermektedir. Clara, Yakub'un kızıdır. Musa'nın sevgisini, Yakub'un babası olduğunu açıklayamadığı Clara, İtalya'ya gidecektir. Amacı rahibe olmaktır. Peki ama gönlünü veren Musa'ya, babalık duygularını yaşayamayan ve yaşatamayan Yakub'a ne olacaktır?
Filmi paralel okumayla izlemek mümkün. Medeniyetler bağlamında Türkiye'nin uğradığı Avrupa'yla diğer söylemle 'ehli kitap'la bir araya gelmesi, birlikte yol alması mümkün mü? Filmden bu çıkarsama yapılabilir. Bir diğer yönüyle de neredeyse içindeki azınlıkları mülkleriyle birlikte hayatından çıkaran bir memleketin içine düştüğü hal de işaret etmektedir kendini. Hızla akan modern hayatın haz durumundan kilisesine sığınan Clara, gününü namaz vakitlerine göre ayarlayan ve çoğunlukla herkesin uykuda olduğu saatlerde deniz kenarında ve kirlerini göstermeyen tabiatla baş başa kalan Musa'yı buluşturan inandıklarına bağlılıkları mıdır?
"Kadınlar, aman dikkat"
Mahmut Fazıl Coşkun, çabucak 'yüzünden' konuşulup konunun bulanmasına neden olacak çabalar içine girmiyor filminde. Çizgisini belirlerken, ortak kültüre ve hafızaya sahip olduğu dindarların tüketilmiş tartışmalarının içine sokmuyor "Uzak İhtimal"i. Bir müezzinin -son derece doğru ve doğal- yansıtıldığı filmde büyük sorular ve sorgulamalar yok. Bunun yerine, filmi izlerken kendinizi kolaylıkla bir yerinde bulabileceğiniz imgelerle içinizdeki size sesleniyor. Hafiften bunalım filmi tadına çağırsa da esprili bir dili zaman zaman tutturmayı başarıyor. Yazar ve sanatçı Tarık Günersel'in oynadığı sahaf karakterinin orada bulunan bir kitaba elini uzatan Musa'ya "Bukowski, kadınlar, aman dikkat" sözleri filmin saatlerce konuşulacak meseleleri bir çırpıda 'anlatıverdiği'nin de bir göstergesi. Nuri Bilge Ceylan ve Semih Kaplanoğlu filmlerinin atmosferine yaklaşsanız da, Coşkun'un sizi çabucak konuya ve 'suskun konuşmaya' davet ederek elini değiştirdiğini de fark ediyorsunuz.
Susarak da konuşulabilir mi?
Uzak İhtimal, eğer çokça popüler konuları sinemada görme merakı içinde değilseniz size hitap ediyor. İdealiniz ve davanız için büyük cümleler kurmayı filmlerden bekliyorsanız size hitap etmiyor. Çoğunlukla inandığınız değerlerle ilgili hakarete uğramaktan kurtulsanız imalardan kurtulamadığınız filmlerden de değil Uzak İhtimal. Kalbinize dokunan bir tarafı olacak. Filmi izlerken mırıldandığınız şiirler de olabilir üstelik. Belki de İsmail (Kılıçarslan) şiirini bile yazmıştır Uzak İhtimal'in. (Kırklar'daki sevdiği filmlere yazdığı şiirlerini unutmayalım)
Mahmut Fazıl, şimdiden, daha iyi imkanlarla çekeceği ikinci filminin hazırlıklarına başlasa iyi olur. Elbette bunun yolu Uzak İhtimal'in gişede başarılı olmasından da geçebilir.
Uzak İhtimal'e destek için gitmeyin, kendiniz için gidin. Bunca kirlenmişlikler arasında temiz film çekebilen gençlere inandığınız için gidebilirsiniz ama. Ve taşların yerine oturduğunun bilincini kuşanarak gidin. Medyanın 'din' üzerinden başlatabileceği tartışmaları ve karşıt kutup oluşturma çabalarını önemsemeden gidin ve izleyin Uzak İhtimal'i.
Tren kalkmak üzere. Musa bavulunuzu taşımakta. Ağzından tek kelime çıkacak ve susarak konuşmaya devam edecek. Ne dersiniz, birlikte susarak konuşmak, bunca karmaşa içinde iyi gelmez mi bize?
Bünyamin YILMAZ


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



