Ezazil'in kâfir, racîm ve lanetli olmasının sebebi, secde emrine itaat etmemesidir. Burada önemli olan secdenin kime (Âdem'e) doğru yapılması değildi; emri kimin verdiği, kimin emrine isyan edildiği idi. Pekâlâ o secde emri Âdem'e doğru değil başka bir yere, yöne veya varlığa doğru verilebilirdi. Ezazil, akıl yürüterek, maddeler (ateş-toprak) arasında mukayeseler yaparak, küstahça Yaratıcıya ateşin topraktan üstün olduğuna dair bir bilgi verdi, kendince bir zanna kapıldı ve kovulmuşlardan oldu.
Yaratılmışlar içinde (sema, güneş, ay, yıldızlar, ağaçlar ve gölgeler dahil) hiçbir şey secdeden hâli değildir, hepsi de kendince Allah'a secde eder ve bu durum âyette açıkça belirtilmiştir. Bütün bu varlıkların ibadetini birleştiren bir emir olarak da namaz aslında secdedir; secde, namazın içinde gizlenmiş en önemli rükündür. Secdenin hakikatine varan, namazın hakikatine de varır. Secde izini ayırt edici bir alamet olarak bildiren ayet öncelikle maddi bir izden bahseder ve Müminlerin, namaz ehlinin alındaki secde izinden belli olduğunu ifade eder. Bu maddi iz, gerisinde manevi izi de taşır.
Musa (Topbaş) Efendi (K.S) ömrünün son demlerini hasta olarak geçirmişti ve kendisine istediğiniz bir şey var mı diyen yaranına: "Secde'yi çok özledim" dedi. Secdenin önemine ait başka bir olay biliyorum. Ülkemizin meşhur vaiz ve müftülerinden biri kürsüde anlatıyordu cemaatine. Diyordu ki "İnşallah Rabbim benim canımı Medine-i Münevverre'de, sabah namazının içinde secdede iken alır." Gerçekten gıpta edilecek bir ölüm şekli bu. Bu niyazın içinde her ne kadar hoca efendinin niyetinin halisliği varsa da gene de pek doğru olduğu kanaatinde değilim isteğin. Neden? Çünkü hocaefendi kendince bir ölüm şekli belirliyor ve kaderin kendisine uymasını bekliyor. Bu niyazda hayırlı, güzel ve imanlı bir şekildeki ölümü tahdid hissettim. Oysa Allah'ın ne güzel ölümleri vardır kulları için takdir ettiği. Aslolan imanlı, Mümin ve Müslüman ölmektir, bu noktada şekle takılmamak gerekir. Yusuf aleyhisselam gibi "Beni Müslüman olarak öldür ve Salihler arasına kat." denilmelidir. Ama bazı kullar var ki secdede, O'na en yakın olunan bir hal üzre iken verir emaneti. Allah bu makamı onlara mübarek etsin, deriz.
Yine de hoca efendinin niyazındaki secde halini göz ardı edemeyiz. Çünkü kulluk secdede gizlidir ve secdesiz kulluk yoktur.
Bu kadar önemli olan bir ibadetin son zamanlarda geçiştirildiğini görmekten fevkalade üzgünüm. Üstelik bunu camide, özellikle Cuma ve Teravihlerde görüyorum. Bazı kimseler son cemaat yerine sandalyeler, koltuklar koymuş, namazı onun üzerinde kılıyor. Kocatepe Camiinde müezzin mahfilinin altına konuşlandırılmış sandalyeler. O kişilere sorulsa bazı tıbbi mazeretler söyleyeceklerdir. Bu konuda kendilerine verilmiş fetvadan da söz edeceklerdir. Bunlara diyeceğimiz şudur. Şeker hastalığı, tansiyon, baş dönmesi, bel ağrısı her neyse rahatsızlığınız, bu hastalıkların secde etmenizi ne kadar engellediği doktora, müftüye değil size malumdur. Fetvayı kalbinize danışınız bir de. Acaba biraz daha gayret edilemez mi? İbadetin özünü kaçırmamak ve bundan feyizlenmek için bu konuda Allah'tan yardım ve şifa dileyerek secdenizi tamamlayabilirsiniz. Bu konuda Hocalar fetva verirken öncelikle secdeyi, secdenin faziletini, secde yapılmazsa neler kaçırdıklarını anlatmalılar o kişilere. Cemaat bu konuda birbirini tetikliyor, benzer şikâyetler bende de var, hoca sana fetva verdiğine göre bu benim için de geçerli, anlayışı yayılıyor. Bir bilseler secdenin kıymetini. Ne pahasına olursa olsun belki secdeden kaldırmayacaklar başını. Son söz: Secdenin hakikatini anlamak ve anlatmak isteyenler Mehmet Akif'in Secde adlı şiirini okusun. Bendeniz bu konuda bir Ömer Kirazlı'dan bir dörtlükle yetineceğim:
Cennetin yolları mescidlerden geçiyor
Mevla hep kullarını secdelerde seçiyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



