Sadaka, ifası bakımından mecburî nitelik taşıyan hem zekât ve fitre, hem de nafile (gönüllü) sadakalar için kullanılmış olan bir kavramdır. Günümüzde ise sadaka kavramı, ifası bakımından mecburî olmayan gönüllü sadakalar (isteğe bağlı yapılan malî yardımlar) için kullanılmaktadır. Maddî yönü olmayan sadaka türlerini (iki kişinin arasında adâletle hükmetmek, güzel ve yumuşak bir söz sarf etmek, bir ağaç dikmek, hayvanları korumak, birine yol göstermek vb.) de düşünürsek, kavramın sosyo-kültürel zenginliğine ayrıca vurgu yapmak ve geniş anlamda kullanmak gerektiği açıktır.
Bunun için belki de sadaka kültürünün doğru bir şekilde tanımlanması gerekmektedir. Olumlu olarak kabul ettiğimiz bir kavramın kültürünü oluşturmak, mantıkî silsile doğrultusunda aynı olumlu sonuçları da doğuracaktır. O halde sadaka kültürü: Sosyal sorumluluk şuurunun yüksek olduğu toplumlarda (daha çok merhametli zenginlerden fakirlere dönük olarak) genelde gönüllü bir biçimde işleyen sağlıklı bir yardımlaşma kültürü olarak yeniden tanımlanabilir. Dolayısıyla sadaka kültürü, (örgütlü veya bireysel boyutta) sivil toplumun kendi arasında (ve daha çok inanç bağlamında) meydana gelen bir sosyal dayanışma türüdür. Bilindiği gibi katılımcı demokrasiye önem veren sosyal devletler, STK'ları ve diğer sivil inisiyatifleri (dinî cemaatleri) birer sosyal politika aktörleri olarak faal olmalarına hem izin vermekte, hem de bu yönde teşviklerde bulunmaktadır. Dolayısıyla sadaka kültürü, gerek sivil demokrasinin gelişimi, gerekse sosyal barışın ve bütünleşmenin sağlanmasına yönelik olarak önemli fonksiyonlar icra etmektedir.
Dinî içerikli uygulamalardan rahatsız olan bazı pozitivist aydınlar, sosyal yardımlaşma alanında yaşanan bazı aksaklıkları sözde tenkit ederken, kasıtlı olarak sadaka ve bu kültürün özüne dokunmaktadırlar. Bazıları ise sosyal devletin tasfiye edildiği ve bunun yerine sadaka kültürünün üretildiğini bile iddia etmektedirler. Bu kesimler, sadaka kültürüne "istemeye alıştırmak", "yoksulları miskinleştirmek" veya "yoksulları kadere teslim etmek" gibi bazı tuhaf anlamlar yüklemektedirler. Genel Kurmay Başkanının "Sosyal Devlet güçlendirilmelidir ta ki cemaatler sosyal hayatta etkin olmasın" tarzındaki bir konuşması bile, dinî cemaatlerin (sadaka odaklı) etki alanlarının daraltılmasına yönelik bir talep olması hasebiyle dolaylı olarak sadaka kültürünün yanlış algılanmasına bir örnektir. Türkiye'de sadaka kültürünün kurumlaştırılmış olduğu yönündeki bir beyan, bu yönüyle sanki sadaka kültürünün kötü bir şey olduğu anlamına gelecek bir mesaj taşıyabilir. Bu sebeple, bize ait olan müspet bir kavramın ve uygulamanın ruhuna aykırı bir beyanda bulunmamız, manevî sorumluluk açısından pek uygun değildir.
Sadaka kültürü, sivil alanda tamamlayıcı bir sosyal yardım(laşma) aracı olarak (uygun denetimle birlikte) yaygınlaştırılmalı ve daha sistemli bir şekilde kurumlaştırılmalıdır. Elbette burada sosyal refah devletinin aslî görevlerine atıfta bulunularak, kamusal sosyal yardım uygulamalarının sosyal adalet ve sosyal haklar çerçevesinde geliştirilmesine yönelik öneriler de bulunabilir ve sadece sivil girişimciliğin bir yansıması olarak sadaka kültürü ile yoksullukla mücadele edilemeyeceğini de belirtmek gerekmektedir. Hatta yanlış sosyal politikalar yüzünden yozlaştırıldığı ve suiistimal edildiği (yardıma muhtaçların onurlarının kırıldığı veya yardım miktarlarının yetersiz ve aynî olduğu şeklinde) örnekleriyle anlatılmalıdır.
Toplumsal bir değer olan sadaka kültürü, sosyal politikaların tekrar gözden geçirilmesi ve yaşanan sosyal krize yeni açılımlar sağlanması noktasında piyasa ekonomisinin ruhsuz, vicdansız, insafsız ve amansız çarkında ezilen geniş halk kitlelerini ayakta tutmak için; yeniden ayaklandırılmalıdır. Böylece, sadaka kültürü ile infak ekonomisinin kapısını aralayarak kanaat toplumunu kurabiliriz. Elbette bunun için kanaat önderlerine ihtiyacımız olacak.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



