Dünyanın her tepesine koydukları radarlarla yedi milyarı kontrol altında tutmak yetmedi.
Gökyüzünde de uydular kurarak evlerimizi dinlemeye ve adım atışlarımızı kontrol edip eskiden ayağı zincirli köleler gibi uyduları ve uydu insanlarıyla bizi yönetmeye çalışıyorlar.
Yetmedi içimizden birilerini görevlendirerek bizi, ılımlı, uysal koyun gibi her yere çekilebilen, kanı ve alın teri sömürülebilen insan haline getirmeye çalışıyorlar.
Kendileri silahın bin bir çeşidini üretirken bizi dokuzuncu senfoniyle kendimizden geçmeyi öğretiveriyorlar.
Rabbimiz bizi uyarır: "Yoksa sizin içinizden cihat edenleri, Al¬lah'tan, Rasülü'nden ve mü'minlerden başkasını dost edinmeyenleri, Allah ayırt etme¬den bırakılıve¬receğinizi mi sandınız? Allah yaptıklarınızdan ha¬berdardır." (Tevbe süresi ayet 16)
Aydınlıkla karanlığın mücadelesi gibi, İmanla küfür mücadelesi de kıyamete kadar devam edecektir.
Çünkü küfür/inkar sahipleri haram helal demeden bu dünya hayatını, doymak bilmeyen hırsları doğrultusunda yaşamak ve toprak altında yok olup gitmek istemekteler.
İman sahipleri ise bu dünyanın üstü gibi bir de altı olduğuna ve inandıkları, yeyip içtikleri şeylerin doğru veya yanlışlığına göre muamele göreceklerine inandıkları için harama el uzatamazlar.
Haksızlık yapamazlar.
Haksız yere kan akıtamazlar.
İslama iman etmeyenler, doymak bilmeyen emellerinin önünde engel gördükleri Müslümanları tarih boyunca yok etmek için ellerinden geleni yapmışlar ama engel olmak yerine kendi içlerine İslâm'ın girmesine sebep olmuşlar.
Allah bizim başınıza bazı imtihanlar verecek o imtihan nedeniyle kim mücahitmiş kim mücahit değilmiş o ortaya çıkacak.
Kim Allah'ı, Resulünü ve müminleri seviyor, o ortaya çıkacak.
Kimde Allah'ın resulü ve müminlerin dışında başkalarını dost ediniyorsa onlar ortaya çıkıyor.
Biz Müslüman insanız. Türkiye'deki Müslüman'ı, Irak'taki Müslüman'ı, Kuveyt'teki Müslüman'ı, Suudi Arabistan'daki Müslüman'ı, Emirliklerdeki Müslümanları tutuyoruz, Afrika'daki Müslüman'ı tutuyoruz. Endonezya'daki, İran'daki, Filipinlerdeki Müslüman'ı tutuyoruz.
Dünyanın neresinde bir Müslüman varsa onu tutmakla görevliyiz.
Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Bir vücudun azaları gibisiniz, birine diken battığında bütün vü¬cut acı duyar" (Buhari, K. Edeb 37, Müslim, Birr 66) dediği gibi vücu¬dunuzda dünyanın öbür tarafında bir Müslüman'ın ayağına, bir devletin ayağına diken batsa Müslüman'ın burada acı duyması gerekiyor.
Rabbim bu 16. ayet-i kerimeyle içinizden mücahit olanları ortaya çıkarmadan Allah'ı, Resulü ve müminlerin dışında kişileri dost edinenleri de ortaya çıkarmadan yani hainleri ortaya çıkarmadan Müslümanların dostlarını ortaya çıkarmadan serbest bırakılacağınızı mı zannediyorsunuz? diyor.
Bir başka ayet-i kerimede "İnsanlar, denenmeden (yalnız), iman ettik deyivermekle bırakıvereceklerini mi sanıyorlar? Rabbim. (Ankebut süresi ayet 2)
İmtihan edilmeden ol¬maz, yani iman imtihan edilmeli. "Ben iman ettim müminim Kur'an'a iman ediyorum, Elhamdülillah" demek yeterli değil.
Hani saf altınla, ka¬rışık altın yarışıyorlar. Karışık altın "ben senden daha değerliyim" diyor.
Saf altın da öyle ise ateşe girelim kimin ak kimin pak ol¬duğu ortaya çıksın.
İkisi de ateşe girince saf altın yine altın olarak çıkıyor.
Ama karışık, olan 100 gr. olarak giriyor, 30 gr. olarak çıkıyor.
Yani ateşte ortaya çıkıyor doğru olan, saf olanı, karışık olanı.
Müminin de iyi olanıyla, kötü olanı, sağlam olanıyla çürük olanı böyle belalı mihnetli günde ortaya çıkıveriyor.
Sabredenlere müjdeler olsun.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



