Oruca bir gün vardı. Muhtemelen beş yıldan fazladır görüşmediğimiz, görüşemediğimiz bir dostum çat kapı çıkageldi. Öğlen olmuştu. Küçük sevimli otomobilinin içinden el edince biraz şaşırdım önce ve tabii ki biraz da siluetleri karıştırmış olduğumdan dolayı tereddüt içinde kaldım ama gülümsemeyi ihmal etmedim...
Arabasını park etti, geldi, hele gidip namaz kılıp geleyim, dedi acele bir hareket içinde ve vakit geçirmeden de bir zılgıt attı bana hemen. Bu üçüncü gelişim, dedi kızgın bir ses tonuyla. Beylerbeyi Hamid-i evvel Camiine doğru namaz kılmak için hareketlendi. Namazını kılıp geldi...
Kapının önünde tekrar el sıkıştık hemen, ayaküstü hoş beş ettik. Lakin dostum asabi gibi göründü bana. Tabii buyur ettim içeri ve oturduk karşılıklı. Cismi pek değişmemişti bu görüşmediğimiz yıllar zarfında bir tek artık kırlaşmaya başlamış saçlarını arkaya doğru uzatmış, her an esmesi muhtemel olan rüzgârda kartal kanadı havası vermişti öylece. Bir zaman şiirle de uğraşmış lakin çok titiz ve çabuk kırılan biri olarak ve sanıyorum o titizliği ölçüsünde sabrı ve şiire olan gayreti gösterememişti. Bir müddet dergilerde şiirleri yayınlanmıştı dostumun.
Bazıları öyledir. Yazdım oldu, olsun isterler hemen ama iş hiçte öyle olmuyor. Gayret, sebat, fedakârlık gibi şeyleri de isteyen bir eylemle oluşur, gün yüzüne çıkar bu belalı uğraş.
Her insan bir iş veya bazen birkaç işle vaktini işgal etmiş olur bu oyun ve oyalanma mekânı olan dünyada. Yani bir takım işlerle iştigal eder ömrü hayatında. Eskiler öyle derlermiş muhatabını soruştururken. Ne işle iştigal ediyorsunuz mirim?
Derken dostumu buyur ettim. Çay yapmıştım iş yerimde. Çay ikram ettim. Kaç gündür bir genç şair adayının ben yokken hürmeten getirip komşuma bıraktığı fındıklardan gelenlere ikram ediyordum, dostuma da fındık ikram ettim. Suratıma çarpar gibi "ben fındık yemem" dedi, "ama bir tane alayım" diye de ekleyip bir adet fındık aldı.
Doğrusu bozuldum bu hareketine ama ses etmedim tabii. Bu güzelim fındık yenmez miydi yani... Çayımızı yudumlamaya başladık. Ben arada bir komodinin üzerine bir fındık tanesi koyup çat diye kırıyorum. Sanki kasıtlı yapıyormuşum gibi bir poza bürünüyor benim bu fındık kırışım ama neyleyim bir defa kırmış oluyorum işte. Bir de içimden fındık bu yenmez mi mübarek adam deyip de hırslanıyorum kendi kendime... Dostum çayından bir yudum aldı ben de bir fırt çektim çayımdan. Şu fındık meselesi çakıldı kaldı kafama. Öyle bakıyorum dostumun suratına o konuşurken hiç ayırmıyorum gözlerimi gözlerinden. Tabii ben dostumun yüzüne bakınca dostum da benim yüzüme bakıyor...
Baktım ki dostum ateş küpüne dönmüş. Öfkesi yaman olmuş. Kırgın, üzgün, küskün bir adam olmuş çıkmış. Tabii söz sözü açıyor, söz gelip günümüzün gidişatına takılıp kalıyor. İlk soru, biz niye böyle olduk, olmuş oluyor tabii. Sonraki girizgâh ise benim bu mekânın eski şaşaalı, işlek, hareketli, kalabalık, sohbeti bol günlerini hatırlamış olarak, e söyle bakalım kimler uğruyor, kimler geliyor bu günlerde?
Söylüyorum... Diyorum... Birazcık anlatıyorum. 28 Şubat diyorum. Sonrası diyorum. Velhasıl diyorum da fazla bir şey diyemiyorum tabii. Epey bir zamandır az konuşayım istiyorum. Ne bileyim içimden öyle yapmak geliyor. Bu yüzden de dinlemeyi tercih ediyorum... Acaba diyorum bazen şu saatlerce birilerini dinleme işine de bir son versem mi? Bakıyorum bu olmuyor, olacak gibi görünmüyor. Öyle konuşkan insanlar var ki şaşıp kalıyorum. Yahu mübarek bu kadar lafı nereden buluyorsun bu kadar lafı bir araya getirince hiç zahmet çekmiyor musun?
Ama gene dinlemede kalıyorum. Çare yok. Bir dinleyiciler topluluğu olacak tabii. Yoksa anlatıcılar o kadar lafı içlerinde tutarlarsa ya kursaklarında kalırsa onca sözcük, hırslarından patlarlar maazallah...
Neyse dostumun giderken ısrarla bana bıraktığı zehir zemberek bir yazı var. Nasip olursa ondan da söz ederiz. Neticede aynı gemide seyahat ediyoruz. Dünya dönüyor ömür tükenmeye doğru yol alıyor. Baksanıza bu günlerde oruç bile havayı serinletip başını almış gidiyor.
Kısacası; sabırla kalınız, oruçlu kalınız efendim...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



