Bu sütunlarda yayınlanan "Hey millet! Kirleniyorsunuz..." yazısı, bazılarını rahatsız etmiş görünüyor. Hemen belirteyim ki, bu beklemediğim bir durum değildi; yani sürpriz olmadı.
Müteahhitler, hatta polisler rüşvetsiz ticaret yapmanın mümkün olmadığına nasıl kanaat getirmişlerse, suçlamaya muhatap olanlar da rüşvet olmadan -tabi onlar buna rüşvet demiyor- belediyecilik ve hatta siyaset yapmanın mümkün olmadığına inanıyor.
Demek istedikleri şey özetle şu: Bekâra karı boşamak kolay. Siz de o koltuklarda olsanız, başka türlüsü olmaz. Siyasetin giderleri/harcama kalemleri düşünüldüğünde, bunu maaşlarla çevirmek mümkün değil. Bir Belediye Başkanı her hafta düğüne derneğe gider/gitmek zorundadır.
Yolda kalan, açım/açıktayım diyen, gelir Belediye Başkanını bulur. Bütün bunları neyle, nasıl finanse edeceksiniz? Gönül ister ki, bunlar olmasın. Söyledikleriniz afâkidir; Türk siyasetinin ve hatta iş hayatının gerçekleri ile örtüşmüyor.
Haklarını yememek lazım, her şeye rağmen rüşvet iyidir demiyorlar. Rüşvet haram değildir diyenine de rastlamadım. Belli ki bu kadarına gönülleri elvermiyor. Bilemiyorum, belki de bize karşı "rüşvet kötü değildir" ya da "haram değildir" demeye cesaretleri yok.
Rüşvete karşı olup da bir şekilde bu pisliğe bulaşmış olanların psikolojilerini anlayabiliyorum. Ne yaparlarsa yapsınlar, ne derlerse desinler içleri rahat değil. İçinde bulundukları durumu, kendi kendilerine izahta zorlanıyorlar. Bu pisliği vicdanları kaldırmıyor. Bu pis çarkın dişlileri arasına kolunu bacağını kaptırmamış olanlar çıktığında, vicdanlarının derinlerindeki o sızı depreşiyor. Bir taraftan da kızgınlıkları artıyor: "Nasıl olur, bu pisliğe bulaşmamak mümkün müdür?"
Öyledir zaten; akın düşmanı kara değildir. Kara, akın zıttıdır. Oysa akın düşmanı beyazken kirlenmiş olandır. Onlar bu şartlar altında kirlenmenin mukadder olduğunu düşünmektedirler. Kendilerinin kirlenmiş olmalarını bir yerde zaruret gibi görmektedirler. Oysa birileri çıkıp da hâlâ beyaz kalabilmenin mümkün olduğunu söylediğinde ve bunu halleriyle gösterdiğinde, masumiyetleri, suçlulukları tescillenmiş olmaktadır. Onlar "Kirlendik, ama masumuz" iddiasındayken... Ve bu iddialarını da "Bu şartlar altında başka türlüsü mümkün değil" tezine dayandırmışken... Birileri çıkıp, "Şartlara bahane bulmayın. Sizi kötü yola düşüren zaaflarınızdır" dediğinde, o güne dek ileri sürdükleri mazeretlerinin klasik 'bahane' aramaktan başka bir şey olmadığı ortaya çıkmaktadır.
Bence samimi olmalılar; bu durumda mahcubiyet duymaları işe yarayabilir. Çünkü pişmanlık tövbenin, tövbe kurtuluşun vesilesidir. Aksi halde, gün gelecek bu bataklığın kurutulması için harekete geçecek insanlar. Bu bataklık kurutulurken, kan emicilerin de itlaf edilecekleri şüphesizdir.
Ancak üzülerek belirtmeliyim ki, içimizden bazıları bırakın tövbe etmeyi, utanma duygusundan bile mahrumdurlar artık. İşi yüzsüzlüğe vuruyorlar. Belediyenin tasarrufu ile, mülk sahiplerinin veyahut girişimcilerin rant elde etmesinde gözleri var. "Kusura bakmasınlar, kimsenin tek başına o rantı yeme hakkı yok. Yedirmezler." lisan hal ile demek istedikleri bu. Mülk sahipleri kadar hak sahibi olduklarını iddia ediyorlar. "Kazanıyorsa, kazandıracak" derken, zerre kadar haksız olduklarını düşünmüyorlar.
Bu durumda onların ne yapacağından çok, bizim ne yapacağımız önem kazanmaktadır. Deyim yerindeyse 'hatır şikesi' mi yapacağız, "kol kırılır yen içinde kalır" mı diyeceğiz, yoksa "uzayan kol bizdendir" diye bizim hırsızlarımıza sahip mi çıkacağız? İçimizden bazılarının tamahkârlığı ve beyinsizliği bizi de helak etmeden, kötüye kötü demeliyiz. Hakk'ın hatırı her şeyden üstündür; öyle olmalıdır. Müslümanlar olarak hâlâ aynı kefeye konulmuyor; "Bunlar da böyle, dinleri imanları para" suçlamalarına muhatap olmuyor muyuz? Üzerimize sıçrayan bu pislikten yunmak arınmak keşke mümkün olabilseydi! Kötü imaj pak inancımıza dahi sirayet ettirilmek isteniyor. Bunlar yüzünden suçlanmak bizim için de haksızlık değil mi? Hadi kendi payımıza bu haksızlığa uğramayı göze alalım; hatır için yaftayı boynumuzda taşıyalım, ancak inancımıza da sıçratılmasına nasıl göz yumabiliriz? "Bunlar da böyle" propagandasının etkisinde kalarak, belki istikbalde Müslüman olacak insanlar, bizden ve bizim şahsızımda İslam'dan soğuyacaklar. Buna hakkımız var mı?
Pisliği halının altına süpürmenin artık kurtarır yanı da yok. Çünkü ortalığı pislik götürüyor; görmesen, duymasan neye yarar, kokusu burnumuzun direğini kırmıyor mu?
Samimi olarak belirtmem gerekirse, avanta alarak haksız kazanç elde ettikleri halde, bunun rüşvet olmadığını iddia etmeye kalkanlara şaşıyorum ben. Buna gerçekten kendileri de inanıyorlar mı, bilmiyorum. Bu anlayışı yadırgadığımı ve hakikaten anlamakta zorlandığımı belirtmeliyim. Bu çarpık anlayış şöyle bir çağrışım yaptırıyor bende. Zevkine yasak ilişkiye girersen aşk oluyor (güya), paralı ilişkiye girmekse fahişelik... Hiç zorlamasınlar, fahişeliği aşk olarak göstermek ne kadar mümkünse, rüşveti hak göstermek de o kadar mümkündür!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



