İnsanoğlu düz bir hayatı tercih eder genelde. Doğduğu günden itibaren sessiz sedasız yaşamayı, eğlenmeyi ve coşmayı. Ne acı çeksin, ne üzülsün ve ne de yorulsun. Hayatı böyle yaşasın ister. Oysa insanı kendi başına bırakmaya gelmiyor. Sınır tanımazlık var geninde. Azdıkça azar, önü alınamaz bir vahşi varlığa dönüşür. Hayvan değil ki, doğadaki dengeler onu korusun.
Tarih buna tanıktır. Sodom ve Gommora'da insanlar sınır tanımadılar. Azgınlık insanlığın boyutunu aştı. Onları tutmak zorlaştı. Bu, insana yeni felâketler getirdi. Onlara gelen peygamberlerin öğütleri onları durdurmadı. Melekleri onların arasına gönderdi, örnek insan olmak için. Bu, onlara fayda etmedi. Meleklerden biri onlar gibi yaşadı arada bir iyi insanlık örnekleri sundu, tınmadılar. Onların ruhlarını sarsacak bir olay gerekti. Kentleri yerle bir oldu. Tarih onları kayda geçirdi, olumsuzluklarıyla anılıyorlar ancak. Bu, insanın sınır tanımazlığının bir sonucu.
Felâketler insanın sınır tanımazlığına bir uyarıdır.
Yer sarsılır, alev topu gibi patlar, insanın ruhunu derinden kavrar bu sarsıntı. Denizler kabarır, gökyüzü âdeta birbirinin içine girer insanoğlu korkuya kapılır. Bu felâketler insanı kendisine anımsatır. Bu güçlerin üzerindeki büyük gücü kendisine bir kez daha anımsatır. İnsanoğlu kendisini her şeyin üzerinde görür. Dünyayı kendisi var etti sanır. Yaratıcılıkta birbiriyle yarışır. Var olan şeyi görmez, âdeta onlarla yarışır da bir sonuç elde edemez. Gene de böbürlenir. Bu yarış, sınır tanımazlıktaki rekabet birbirine karşı da acımasızlaştırır. Zalim krallar peydahlanır. Firavunlar zorbalıkta azmanlaşır. Ehramlarını insanlara zulmederek yeryüzüne kötülüğe örnek olsunlar diye dikerler. Biz onları bu yanlarıyla biliriz.
Zalimlik de sınır tanımaz, yer ile gök arasında her şey kendisine aittir sanır.
Depremler, tusinamiler, dalgalar, seller, dağ kaymaları, toprak çatlamaları insanoğlun yeniden kendisine bir anımsatmadır. Ancak onlar insanın ruhunu derinden kavrar. İnsan olduğunu, gücünün üzerinde bir gücün var olduğunu, bir yaratıcının bulunduğunu anımsatır. Tanrılık iddiasının yerle bir olduğunu ancak böylesi bir zamanda anlar. Çünkü bu büyük felâketlerle başa çıkamayacağının bir örneğini yaşar. Tanrılık iddiasının hiçbir anlamının olmadığının farkına var.
Depremler metafizik bir uyarıdır. Depremler insanlığı kendisine bir kez daha anımsatır. Irk ve soy üstünlüğünün bir işe yaramadığını da anlatır. Yardımlaşmanın gerekliliğini bir kez daha anımsatır. Felâketlerin kendi başına geleceğini de düşünür. Ötelerden yardımlar gönderir.
Aylardır Japonya'daki tsunaminin evrensel sarsıntısının karşılığı ruhlarda kendisini hâlâ hissettiriyor.
Bu büyük gücün karşısında tanrılık iddiasının hiçbir yararı olmaz. Bir çırpıda felaketin ardında yıllarca yıkımı gideremez. Tanrılık iddiasında olan bir üfürüşle bu felâketi gidermesi gerekir. Yıkıntıları bir anda eski hâline getirmesi, ölümlerin önüne geçmesi beklenir. O andan itibaren, kimi bu uyarıyı dikkate alır. Kimisi ise hiçbir şeyin farkına varmaz.
Hastalıklar bireysel depremlerdir. İnsan bir başına ve çevresiyle bu derin sarsıntı hâlini yaşar, kendisiyle savaşır. Kimi hastalık sonucu ölür de öteye göçer. Bu, yakınlarına bir uyarıcı olur. "Bak senin tanrılık iddian hiçbir şeye yaramıyor. Senin de bir sonun var. Sen kendi kendine bile güç yetiremiyorsun. Kendi ömrünü bir milim ileriye bile alamıyorsun. Seni Yaradan'ı anımsa, ona yakar, ona yaklaş, onunla bir ol!" uyarısıdır bu. Kimi bunu anlar da daha bir, bir düzene girer. Kendisine önerilenlere sarılır, ibadet eder. Sonsuzluk kapısını aralar, oradan kendisine gelenle halleşir. Duasına dua ekler, hayırdan hayıra koşar, açların, kimsesizlerin, yetim ve öksüzlerin varlığını bilir, onlara koşar. İyiliklerin onu daha bir anlamlı hâle getirdiğinin ayırtına varır. Beni yaratana, bana dünya nimetlerini sunana daha bir sarılmam gerekir duygusuyla Yaratıcıya, onun gönderdiği uyarıcılara, elçilere, veli kimselere, dost insanlara koşar.
Ey insanoğlu sen kutsal bir varlıksın. Yaratılanların en üstünüsün. Yeryüzünde var olan her şey sana sunulmuştur. Sen onların kadrini ve kıymetini bil. Değer ver. Hayatın bereketlensin.
Sınır tanımazlık sana hastalıklar sunar. Bunlar büyük felâketlere dönüşür. Kanserler, AIDS'ler kimi hastalıklar sınır tanımazlığın bir sonucudur. Zalim insanlar sadece kendilerini düşünürler. Tıkınırlar durmadan yeryüzünde mülk sahibi olurlar. Yetinmezler dahasını isterler. Bunlar ancak sınır tanımazlıkla sağlanabilir. Ürettiklerine sahtelikler bulaşır. İnsanları öldürtmek için en zalim silahları üretirler. İşte bunlara acımasız depremler gerekir. Gökdelenleri, kötülük üreten fabrikaları yerle bir olsun için.
Ey yerlerin ve göklerin sahibi sana sığınıyoruz. Senden başka bir Yaradan olmadığına iman ederiz. Her şeyin sahibi sensin. Bize sundukların için sana ibadet ederiz, seni daha iyi bir anımsar ve sana bağlanırız. Hayatın burada bitmediğini, öteler ötesinin olduğunu anlarız. Orada da karşılığını bulmak için daha iyi bir insan olmanın çabasına gireriz. Senin önünde secdeye varır, bin şükürle sana sığınırız. Bizi azgınlar grubuna sokma diye yakarırız. Sen varsın, bizi topraktan yaratan ruhumuza ruh veren sensin. Sana ve Sevgili Efendimize, diğer bütün peygamberlere bir kez daha iman ederiz. Yaradan sensin, yaratılan biziz. Kâinattaki her şeyi bize sunan da sen, bize yol gösteren de sen. Senin yolun üzre olmak bize düşer ancak. Sonsuz şükürlerle seni anarız, yakarırız, dua ederiz ey Allah'ım...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



