Dünyanın neresinde yaşıyor olursa olsun, biyolojik olarak bütün insanlığın paylaştığı benzer özellikler vardır. İnsan doğamızın ortak paydaşlığı, yaşanan olaylar ve takınılan durum karşısında benzer tepkiler göstermemize neden olur.
Örneğin olağanüstü bir durum nedeniyle uyku düzeni bozulan bir insanı ele alalım. Alışkın olduğu uyku düzeni bozulan kişinin, algılarının değiştiği yorgunluk hissine kapıldığı dikkatinin zayıfladığı görülür. Bu tür reaksiyonlar uyku düzeni bozulan her insanda ortaya çıkar ve normaldir.
Biyolojik hayatımız doğal değişimle uyumludur. Mevsimler, gün doğumu, gün batımı insanın biyolojik yapısını etkiler. Kalp atışlarımız, metabolizmamız, sindirim sistemimiz, kendiliğinden bir değişim arz eder. İnsanın ilerleyen çağlarda ortaya koyduğu zaman kavramını kaldırdığımızı bir düşünelim. Bir günün 24 saat olduğunu biran için unutalım.
Bu durumda metabolizmamız kendiliğinden işlemeye devam edecektir. Güneşin batışına doğru, metabolizmamız yavaşlayacak, güneşin doğuşuyla da metabolizmamız gün içinde rutin işleyişini sürdürecektir. Maden ocağında ya da kapalı alanlarda çalışan insanlar üzerinden de benzer çıkarsamalar yapabiliriz. Bu tip yerlerde çalışan kişilerin bedenleri, biyolojik saat sayesinde kendilerini ayarlar. Kişi gün ışığını hiç görmeden, ya da saat kullanmadan, beden sinyalleriyle zamanı ölçer. Biyolojik yapımız, bize birçok alanda yol gösterir. Bu yol göstericilik tarihin her döneminde devam etmiştir.
Fakat sonradan, yine insanlar tarafından ortaya konan yapay kavramlar, şekiller ve semboller nedeniyle, bazı gerçeklerin üstü örtülmüş, unutturulmuş, yok sayılmıştır.
Kabul edersiniz ya etmezsiniz bugün insan bedeni üzerinden bir mücadele verilmekte. İnsan bedenini sıradanlaştıran, bir meta haline getiren vahşi kapitalizm, yaratılıştan beri insan bedeninde var olan, kodlamaları silmek ve unutturmak istiyor. İnsanı cinsiyeti olmayan, her türlü ahlaki kaygıdan yoksun, bir makine olarak tasavvur ediyor. Kapitalizm ileri düzeyde olduğu ülkelerde bu durum çok daha yaygın, çünkü bu düşüncenin ağababaları orda.
Bedenin dili yok edilmek istendiği aşikar. Dış görünüşünde erkek olan bir insanın, yaşayış tarzı, hayatındaki norm ve kurallar, tam tersi bir şekilde işleyebilmektedir. Bu örneğin türevleri çoğaltılabilir. Beden üzerindeki bu tasarruf, beden ve ruh iklimini dumura uğratmaktadır. Beden ve ruh arasındaki ilişkiyi es geçerek, bedeni çalışması ve üretmesi gereken bir makine olarak gören bu zihniyet, adeta iklim değişikliğine neden olmaktadır.
Bedenin temel özelliklerini ortadan kalktığı zaman ruhun örselendiği gerçeğine sırt çevirenler, günümüz insanını Frankeştayn'a dönüştürmüştür.
İncil'de sıkça körlerin gözlerinin açıldığından, kötürümlerin yürüdüğünden ve çeşitli mucizelerden bahsedilir. Bugün ise insanların ameliyatla gözleri açılabiliyor, sakatlar yürüyebiliyor. O gün için mucize olarak addedilen bu durum, bugün için sıradan bir ameliyata dönüşmüş durumda. Bu bakış açısı bazı insanlar tarafından, kasıtlı bir biçimde, bir saldırı aracı olarak kullanılıyor. İnsanoğlu artan bilgi ve becerisiyle, arsızlaşıyor. Bedeni makineleştiren buna yaparken de, insanın biyolojik özelliklerinin, onun dış dünyasını şekillendirdiğini unutanlar, büyük bir yanlışa hizmet ediyor.
Beden ve ruh iklimi bozulan insanların sağlıklı ürünler ortaya koyması beklenemez. Hayatın her alanı yitirilen ruhlarla dolu. Bu yüzden ortaya konan fikirlerin, görüşlerin, eserlerin çok dikkatli bir süzgeçten geçirilmesi gerekiyor. Giderek mekanikleşen bedenlerin çarpık ruhlardan insanların geleceğini kurtaracak ürünler maalesef çıkmıyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



