İslâm'da dünya ile öte bir denge üzerine kuruludur. Bu denge, dünyanın kısa ömürlü oluşu, yeryüzündeki hayatın bir sınav ve sınanma olduğu; gerek Kur'an-ı Kerim'de gerekse sünnette ve gerekse İslâm büyüklerinin hayatında sık vurgulanır ve örnekler verilir konuyla ilgili. Dünya hayatının geçiciliği, dünya hayatındaki sürecin daha bir dikkatle yaşanması gerektiği önemsenir İslâm'da.
İnsan hayatında sadece ibadetlerle sınırlı bir hayat yoktur. Hayatın bütünü ve faaliyetleri ibadet ruhu içerir. Bir insanın giyimi, kuşamı, davranışları, insani ilişkileri de ibadet özlüdür. Gerek yöneticilerin ve gerekse bireylerin hayatlarında üzerinde özenle durulması gereken hususu budur.
Yakın zamanda dört halife ile ilgili yaptığımız çalışmalarda, özellikle insani ilişkilerde bu gibi durumların üzerinde titizlikle durulduğuna tanık oluyoruz.
Hz Ömer'in üst giysisinde yamalar bulunduğu sık vurgulanır. Yama sayısının on ikiden aşağı olmadığı görülür. Hatta çevresi bunu yadırgar. "Sen bir devlet başkanısın, gelen elçileri ağırlarken seni gösterişli kılacak giysiler giysen olmaz mı?" uyarılarına çok sert tepki verir.
Bir gün Sevgili Efendimiz'e oldukça kıymetli bir giysi gönderilir. Üzerine giyer, hemen çıkarır, onu Hz. Ömer'e gönderir. Hz Ömer giysiyi alır almaz Sevgili Efendimize koşar. "Senin kendine uygun görmediğin bir giysiyi niçin bana gönderdin?" diye sorar. "Onu satman için sana gönderdim" buyurur. Hz. Ömer o giysiyi satar, parası sadaka olarak dağıtılır.
Sevgili Efendimiz'e de benzer serzenişlerde bulunulur. Hiç olmazsa Cuma ve bayram günleri, gelen elçileri ağırlarken daha heybetli görünmen için yeni ve süslü giysiler giysen önerisine karşı çıkar. Bunları bu dünyadakiler giysin, bize bu dünyanın süsü gerekmez anlamında karşılık verir.
Günümüz Müslümanları ise güçlerine ve büyüklüklerini süs ve gösterişe dayalı olarak gösterme çabasındadırlar. Ne yazık ki düşünce geleneğimizdeki o sadeliği kendilerine yakıştırmıyorlar.
İnsan olma erdeminin ötesinde bir başka oluştur bu durum.
İnsanların süse düşkünlükleri onları diğerleri arasında nasıl bir konuma getirir, onlardan daha üstün mü kılar? Bu tartışılır.
Süsün ve gösterişin sınırı yoktur. Doyumsuzluk vardır orada.
Bu sadece insanların giysileri ile sınırlı bir durum değildir. Bu; edinilen mülk, sahip olunan ortama da yansır.
Bugün yeryüzünde milyarlarca aç ve sefil insan var. Her insanın bu sefaletinden varlıklı Müslümanlar sorumludurlar.
İnsanlar belli makamları elde ettiklerinde kendilerini güçlü gösterecek hal ve davranışlarıyla, âdil birer yönetici olduklarıyla değil başka hallerle gösterme çabasına giriyorlar. Bu da onların iyi bir yönetici oldukları anlamına gelmiyor.
Yöneticilik zor bir makam. Belki de talip olunmaması gereken bir yer. Çünkü orada sorumluluk sadece bireyi bağlamaz, bir genel durumu ve sorumluluğu gerektirir. Hz. Ebû Bekir Halife olmak istemez. Hz. Ömer'in ve koşulların gerektirdiği durumdan ötürü kabul etmek zorunda kalır. Hz. Ömer'in halifeliği de Hz. Ebû Bekir'in önerisi ve zorlamasıyla olur.
Hz. Ömer kendinden sonra atanacak olan halife için altı kişilik bir heyet oluşturur. Bu heyetten birini seçmelerini önerir. Kendisi isim vermez. "Eğer Ubyed yaşamış olsaydı onu halife yapardım" der.
Yöneticilikte hayatın her anı kontrol altında tutulmayı gerektirir.
İnsan nefsiyle karşı karşıyadır. İnsanın en büyük düşmanının nefsi olduğu bilinen bir gerçek. Kimi zaman sınırları aşar. Bu da insanı zaman içinde felakete sürükler.
İnsanda en belirgin olan sapma beden ile ruhun süslü gösterilmesi ve bunun bir çalımla büyüklük açmasına sürüklemesi kaçınılmaz oluyor. Nefsin terbiyesi de buradan itibaren başlıyor. Nefis doymak bilmez, yedirdikçe azar, azdıkça insanı yoldan çıkarır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



