Gündemde Dünya Kupası olması sebebiyle gözlerin üzerine çevrildiği Afrika kıtası, insanlığın zihnine belki de Kevin Carter'ın Pulitzer Ödülü'nü kazandığı, Afrikalı bir çocuğun emekleyerek 1 kilometre ötedeki Birleşmiş Milletler'in yemek kampına gitmeye çalışırken arkasındaki akbabanın çocuğun ölmesini beklediği resimle hafızalara kazınmıştır. İnsanın derisinin, üzerini kapladığı kemiklerin damarlar kadar incelmiş olduğu, çocukların adeta birer iskelet görünümüyle açlıktan kıvrandığı, giyecek dahi bulamayan insanların her şeylerini kurak bitki örtüsünden temin etmeye çalıştıkları bu topraklar, insanların bulunduğu bir AİDS gibi çağcıl hastalıkların da çoğaldığı, sömürgeyle birlikte sefaletleştirildiği bir kıta.
Riccon İlhan Doğan, bir tiyatro oyuncusu ve eğitmeni. Doğasında var olan yüz ve beden dilini kullanma yeteneğiyle beden dili iletişim uzmanı, İtalyan tiyatrosunun en bilinen soytarısı ve Commedia dell'Artenin komik karakteri olan "Harlequin" tiplemesinin önemli temsilcilerinden Riccon İlhan Doğan, Güney Afrika'daki Swaziland'da, şempanzeler tarafından büyütülen çocukları beden diliyle eğitmeye çalışan bir UNICEF gönüllüsü.
Geliştirdiği özel teknik 'Riccon' ile tanınan İlhan Doğan, aynı zamanda Müslüman olduğu için Amerika'nın kültürlerarası iletişim raportörüne seçilmiş bir elçi. İran, Irak, Afganistan, İsrail, Filistin'de kültürlerarası iletişimi gözlemleyip raporlar hazırlayan İlhan, selamlaşmadan göz temasına, yürüme biçimlerinden konuşurken sık kullanılan mimiklere kadar o ülkelerdeki insanların beden dillerini inceliyor. AİDS hastalığının yaygın olduğu bir Afrika ülkesi Swaziland'da çocuklara tiyatro eğitimi vererek ve hastalığa karşı insanlara sergileyeceği oyunlarla bilinç aşılamaya Swaziland'a giden Doğan, kısa bir süre hayal kırıklığı yaşar. Çünkü Swaziland'da iki hafta boyunca orada burada oyalanmak zorunda bırakılır. İki hafta sonra seçtiği birkaç öğrenciyle çalışmaya başlayan Doğan, sorunun sanıldığından da derin olduğunu fark ederek, yardım kuruluşları arasındaki husumeti fark eder. Yardım kuruluşlarının sırf reklam için orada bulunmaları, hayata geçmeyen projeler üzerine proje üretmekteki zekâları, Doğan'ı hırslandırır. Toplantılar üzerine toplantıların yapıldığı yardım kuruluşlarındaki yolsuzluk, defalarca duran hastane inşaatları için gönderilen ödeneklerin her seferinde buharlaşmasına sebep olur. Yapılan hastane binalarıysa ya boş bırakılır ya da yeterli personel olmadığı için hastalar kendi kaderlerine terk edilerek insanlar kendi hallerine bırakılır. Aile içi şiddet, cinsel sapkınlık gibi sorunların da toplumda giderek artması, Swaziland'da yardım kuruluşlarının dikkatini çekmemekle birlikte hiçbir yardım kuruluşu da dert edinmeyerek, insanlığı ölüme terk eder.
Yardım kuruluşlarının her yıl sonuçsuz kalan yüzlerce uluslararası toplantıdan sonra, Afrika'ya yardımdan dolayı boy boy reklamlarının yayınlanması, Afrika'ya nefes aldırmaktan ziyade gittikçe var olan nefesini de sömürgeleştiren bir zihniyetin geldiği son noktayı gösteriyor. Oysaki Afrika'da tabiri caizse onca yardım kuruluşu cirit atmaktayken, "neden onca uluslararası toplantının yapılması, kararların alınması, yardım kuruluşlarının yardım götürmesi, milyar dolar bütçelerin toparlanarak Afrika'da canlılık adına bir ot bile bitiremiyor?" sorusunun cevabı, zihinlerde hâlâ meçhul soru işaretleri bırakmakta. İlhan Doğan'ın "Kara Kıtadan Kara Tablolar Şempanze Çocuklar" adlı kitabı, yukarıda saydığımız soruların cevaplarını ararken, Afrika'nın bu fakir ülkesinde faaliyet gösteren onca uluslararası organizasyonun "insani yardım" adı altında milyonlarca doları nerelere, nasıl harcadıklarına dair notlar düşmekte.
Tüm bu notların yanı sıra, Swaziland'da önceleri Avrupalıların duymasını istemedikleri için uzun süre kendisinden gizlenen bir olaya şahit olması, Doğan'ı şaşırtmakla birlikte, çok da korkutuyor. Şahit olduğu olayı tüm dünyaya anlatmayı bir sorumluluk olarak gören Doğan, "Kara Kıtadan Kara Tablolar Şempanze Çocuklar" kitabını hazırlıyor. Birçoğu özürlü doğan çocukların ormana atılıp kaderine terk edildiğinin altını çizen Doğan, bu çocuklara şempanzelerin bakmış olduğunu tüm dünyaya şöyle duyurdu: "İnanabiliyor musunuz? İnsanı insanlığından utandıran bir tabloydu. Onları alıp tekrar insan olmalarını sağlamaya çalıştık. Sadece şempanzeler gibi sesler çıkarıyorlar. Konuşmayı öğretmek bile inanılmaz zor. 'Su' dedirtmek için bile olağanüstü çaba sarf ediyorsunuz. Eylül ayında bir Avrupa kanalıyla gidip bu konuda bir film yapacağız. Oradayken yedi ay boyunca aralıksız günlük tuttum. Şempanze Çocuklar kitabı böyle oluştu."
Altın Koza Film Festivali ertelenince Türkiye'ye gelemeyen Filistinli yönetmen Kemal Aljafari, ambargoyla Gazze'nin dünyanın en büyük hapishanesine dönüştüğünü söylemiş, insani yardım için Gazze'ye giden Mavi Marmara gemisine İsrail komandoları tarafından yapılan saldırıların, tüm dünyayı ilgilendiren bir yüzünün olduğunu İlhan Doğan gibi anlatmıştı. Swaziland'da şempanze çocuklara yapılacak yardımı, dünyanın en büyük açık hava hapishanesi konumunda bulunan Gazze'deki çocukların seslerini duyamayan, duymamak için de kulaklarını kapatan basın ve medya kuruluşlarını görmezden gelmeye, yardım gemilerini engelleyenleri izlemeye devam mı edeceğiz? Düşünsenize bir, Gazze'deki insanlar yasa dışı yollarla hayatta kalabiliyor ancak ve İsrail'in öyle 'ülkeye sokulamayacak yasak şeyler' listesi var ki, aklın ve mantığın kaldıramadığı yasaklar! Özgürlük Filosu'ndaki insanlar, Gazze'ye kâğıt bile getiremiyorlar. Kâğıdın yasak olduğu, psikolojik baskının en üst seviyelerde olduğu bir trajedi söz konusu... Gazze ve Filistin'in genelinde yaşanan kuşatmayı kırmak sadece BM'nin değil, kendine saygı duyan dünyadaki tüm yardım kuruluşlarının sorumluluğu olduğu gibi, Swaziland'daki şempanze çocuklara yapılacak eğitimlerin ve götürülecek yardımların da aynı duyarlılıkla dünyadaki tüm yardım kuruluşlarının sorumluluk bilincinde olması gerekiyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



