17 Aralık 2010 tarihli Milli Gazete'de Uğur Kültigin imzasıyla yayınlanan ve o dönemde estirilmeye çalışılan "Osmanlı Milletler Topluluğu" safsatasına değinen "OMT BOP mu?" adlı yazı, Türkiye'nin ABD tarafından neden İslam dünyasına "rol model" olarak sunulduğuna değinmesi açısından faydalıydı. 2010'un son günlerinde çıkan yazı ve o günkü atmosfer, henüz Arap Baharı olarak tanımlanan hareketler de olmadığından bugüne göre biraz daha farklıydı hatırlanacak olursa. Türkiye'nin dış politikadaki sözümona aktif tutumunun, lider ülke (!) tavırlarının aslında Osmanlı'yı yeniden ihya etmeye ve bir Osmanlı Milletler Topluluğu'nu hayata geçirmeye yönelik olduğuna dair gerek yerli, gerekse de yabancı mahfiller kaynaklı yoğun bir propaganda söz konusuydu. ABD'nin neden ve hangi gerekçelerle Türkiye'yi bir "rol model" olarak ortaya koyduğu ve bu "rol model" olarak gösterilmenin ABD'nin hangi çıkarlarını tatmin ettiği gibi sorular sorulmuyordu pek tabii.
Filmi çok fazla geriye sarmadan Nisan 2009'a gitsek ve oradan itibaren olanları düşünsek bile, "rol model" mi yoksa "Truva atı" mı olduğumuza dair kanımız netleşebilir. Obama'nın 2009 Nisan'ındaki Türkiye ziyareti ve tetiklediği açılım süreçleri (önce Kürt açılımı, sonrasında Ermeni açılımı ve diğerleri) Türkiye'nin aklından bile geçirmediği, kırmızı çizgisi saydığı konuları bile gündeme getirdi malum. Etnik siyaset, hiç olmadığı kadar cesaret kazandı ve alenen terör eylemlerini ve terör örgütünü savunan bir pozisyona geldi. Bugün ise, Türkiye'nin Güneydoğusu'nda fiili bir durum mevcut ve bu durum da bölgenin giderek ellerimizden kaydığına, devletin giderek oralarda mevcudiyetini kaybettiğine delalet ediyor.
Daha yakın zamanlara gelirsek, Libya konusunda ABD ile görüş alışverişine girmeden tek bir söz bile söylenmemesi ve en son olarak da Suriye'de Esad ile görüşmeye giderken yapılan açıklamada kendi düşüncelerimiz ve kaygılarımız yanında ABD'nin de düşüncelerinin iletilmesi, çok da bağımsız hareket ettiğimizi göstermiyor. Adeta, ABD'nin boş bıraktığı bir alanda güya başı boş at oynatıyoruz, o kadar.
Israrla İslam alemine "rol model" olarak sunulan Türkiye, hem büyüklüğü hem de diğer Ortadoğu devletlerine göre daha oturmuş bir yapıya sahip olması sebebiyle özel bir konuma sahip. Büyük Ortadoğu Projesi olarak masada duran ve İslam alemini tarumar etmeye başlayan, taşları yerinden oynatıp yeni döneme göre şekillendirmeyi amaçlayan plana göre herhangi bir Ortadoğu ülkesini (mesela Irak) istenen noktaya getirmekle, Türkiye'yi istenen noktaya getirmek için uygulanması gereken yöntemler farklı olmak zorunda. Birinci Dünya Savaşı'nda çizilen uyduruk sınırları, oluşturulan yapay devletleri karıştırmak, birbirine düşürmek ve yeniden şekillendirmekle Türkiye'yi istenen noktaya getirmek aynı şeyler olmasa gerek.
Öte taraftan, iyi veya kötü işleyen bir sistemi, tarihsel süreçle birlikte gelen ağırlığı ve Batı ile iyi ilişkileri sebebiyle Türkiye'den daha iyi bir "rol model" adayı zaten olamazdı. Maalesef, İslam alemine karşı girişilen bu BOP teşebbüsünü bile fark edemeyen, gelişmeleri Türkiye'nin tamamen bağımsız ve kendine ait inisiyatifi olarak algılamaya devam eden zihinler var ve sayıları da hiç azımsanacak gibi değil.
Geçtiğimiz günlerde Amerikan Hazine eski Müsteşarı Craig Roberts, bir makalesinde kötü ekonominin ve küresel güç rekabetinde Çin ve Rusya karşısında giderek etkisiz kalmasının ABD'yi yeni bir savaşa sürükleyebileceğini yazdı. ABD'nin savaş ihtiyacı içerisinde olduğunu söyleyen Roberts, Arap Baharı olarak hareketlerden sayılan Libya ve Suriye'dekilerin ardında CIA'nin parmağı olduğunu birtakım örneklerle açıkladı. Libya'ya yapılan NATO destekli harekatın sebebi olarak Çin'in Doğu Libya'daki petrol yatırımlarını engellemeyi gösteriyordu. ABD'nin Suriye'deki asıl hedefi olarak da Rusya'ya biraz daha yakın duran Esad yerine kendisiyle işbirliği içinde olacak bir rejimi işbaşına getirmekten bahsediyordu. Tartus'taki Rus deniz üssünün de bir diğer hedef olduğunu söyleyen Roberts, ABD'nin Rusya'nın Akdeniz'deki etkinliğinden rahatsız olduğundan da dem vuruyordu yazsında.
Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından yeni tehdit algısı ve yeni düşman üretmekte geç kalmayan ABD, İslam'ı kendisine hedef seçti. 11 Eylül saldırıları ve ardından gelişen süreci herkes iyi veya kötü biliyor zaten. İslam'ın kendileri açısından "zararsız" hale getirilmesi, hem ABD'nin ve Batı'nın Ortadoğu gibi doğal zenginliklere sahip ve jeopolitik olarak dünyanın kalbi sayılan bir bölgedeki çıkarları, hem de İsrail'in güvenliğinden de öte mevcudiyetini koruması açısından "olmazsa olmaz" olduğu doktrini çerçevesinde harekete geçildi. Amerikalı Hazine eski Müsteşarı'nın yazısı da bunu doğruluyor aslında. Ekonomik anlamda kötü sinyaller vermeye başlayan ve tarihinde ilk defa kredi notu düşürülen ABD, siyasi anlamda da Çin ve Rusya'ya karşı sağlam duramayacağının sinyallerini veriyor. Dolayısıyla, İslam alemi üzerine girişilen bu kirli senaryo da iyiden iyiye onlar açısından kaçınılmaz ve kesinlikle uygulanması gereken bir harekete dönüşmüş durumda.
Başka ülkelerdeki gelişmelere bakıp da "hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını" söyleyenler, acaba Türkiye'nin de bu "değişimden" payını alacağını hesaplamıyorlar mı? "Değişim" diye insanlara yutturulmaya çalışılan "statükonun el değiştirmesine" bu kadar kafayı takacaklarına, İslam aleminin ve Türkiye'nin bu "değişim" rüzgarından nasıl etkileneceğine kafa yorsalar ve endişelenseler çok daha iyi olacak gibi. Yoksa, üzerimize oynanan oyunlar ve hakkımızda düşünülen "roller" pek de hayırlı gibi durmuyor. İran'a saldırı öncesi şekillenen bir Ortadoğu haritası var gibi.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



