Saadet Partisi'nin son kongresinden sonra meydana gelen olaylar bazılarımızı üzerken, birilerini de sevindirdi. Özellikle halk tabanında büyük bir üzüntü hâkim. Önce isterseniz halk kimdir, onu söyleyelim. Neden halk olduğunu bilen insanlar topluluğuna halk denir. Diğer bir tabirle söylemek gerekirse, birey olma teklifini geri çevirmiş adamlar kümesidir halk. Ne de olsa birey, bi rey, yani bir oydur.
Bu tanımı niçin yaptım? Şu hakikati herkesin anlayacağı dilden söylemek için: Milli Görüş çizgisinde yer alan her insan birey olma teklifinden halk olma tercihine yükselmiş olgun zihinlerden oluşur.
Bir parti düşününüz, parti kelimesini hiçbir zaman parti olarak algılamadığı için önerdiği sistem ve anlayışa 'Milli Görüş' adını vermiş. Şayet görüşteki millilik dağılır ya da bozulursa sadece parti olursunuz mesajını vermek için. Zira sadece parti olmak parçalanmanın başlangıcıdır. Bu tehlikeden ilk bahsedip haber veren Genel Başkan Sayın Numan Kurtulmuş oldu. Kongre sonrası yapılan hissi açıklamalar o raddeye geldi ki, Milli Görüş felsefesinin arada kaynadığını gördük. Numan Bey herkesi muhasebeye davet eder bir tonla "Hayat sadece siyasetten ibaret değildir" mesajını verdi. Bu söz saygıdeğer öncü lider Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın "Önce ahlak ve maneviyat" sözünü nefislerde uygulamaya koyma davetidir. Zira 'Önce ahlak ve maneviyat' ilkesi siyaset üstü bir ilkedir. Bu sözü siyasetin dar kalıpları arasında sadece belli bir gerekçeye matuf kılmak haksızlıktır.
Saadet Partisi sadece siyasi bir güç değil, aynı zamanda düşünce hareketidir. Son kongrede meydana gelen üzücü olaylar ve ardından süregelen kısır tartışmalar belirgin bir felsefesi ve misyonu olmayan kitle partilerinde olursa ancak şaşkınlık yaratmayacak türden şeylerdi. "Halka hizmet, hakka hizmettir" düsturuyla hareket eden bir anlayışın sayılar, kişiler ve listeler üzerine kavgaya tutuşması gerçekten bu hareketin tabanında ciddi anlamda travma oluşturmuştur.
Geçen hafta bir edebiyat programı vesilesiyle gittiğim Balıkesir'de karşılaştığım insanların yüzlerinde bu hayal kırıklığının izlerini açıkça gördüm. Şoförlük yapan bir amca kongre sonrası meydana gelen gelişmelere fena halde içerlemiş olmalı ki, gözyaşlarına hâkim olamıyor ve şöyle diyordu: "İnan evladım, bizi 28 Şubat bile bu denli birbirimize düşürüp parçalayamamıştı."
Balıkesirli aksakallı, nur yüzlü amcanın gözyaşları gözümün önünden hiç gitmiyor. Hele 28 Şubat'la şimdiki durum arasında kurduğu alaka öyle geçiştirilecek cinsten hiç değil. 28 Şubat post-modern darbesi inanan insanların yüreklerini yumruklayıp tekmelemek üzere hareket eden bir tür psikolojik savaş stratejisi güdüyordu. Temel hedefi yılgınlık ve ümitsizlikti. Müslüman halk bu sinsi stratejinin hedefini fark ettiği için hiçbir yılgınlık göstermedi. Fakat en son kongre neticesi Milli Görüş cihetinde yaşanan manzara çok daha olumsuz sonuçlar doğuracak vahamettedir. Bir an önce herkes sorumluluk bilincini kuşanmalı, ihtiras ve ego kıskacından kendini korumalıdır. Aksi takdirde bu tefrika sebebiyle uykuları kaçan, gözyaşı döken milli görüş sahibi halkın vebali omuzlarda taşınmaz hale gelebilir.
O halde ne yapmalı, sorusunun cevabı herkesin sağduyu sahibi yaklaşımında mahfuzdur. Fakat yine birkaç maddeyle meseleyi daha okunaklı kılmak için yapılması gerekenleri sıralayalım.
Bir: Yeni kongre yapıp muhtemel yeni küskünlük ve karışıklıklara sebep olmak yerine, geniş çaplı bir şura heyeti oluşturup, 'biz nerede yanlış yaptık' sorusu üzerine enine boyuna tartışmak ve sonuca götürücü yapıcı kararlar almak.
İki: Aksakallılar, kara sakallılar, sakalsızlar ve dahi matruşlar hepimiz öncü lider Erbakan'ın paltosundan çıktık. Neredeyse yarım asrı aşkın bu topraklara ait İslami yerli düşüncenin oluşumunda Necmettin Erbakan'ın etkisi ve payını inkâr etmek en hafif tabiriyle aymazlık olur. Bu yüzden Sayın Numan Kurtulmuş'la Sayın Necmettin Erbakan arasındaki nöbet değişimi bu davanın elden ele nesilden nesle intikal edebilecek dinamiklere sahip dolduğunu gösterir. Çok şükür ki, nöbet tutulacak yerlerimiz hâlâ mevcudiyetini koruyor.
Üç: Sayın Numan Kurtulmuş'un "Hayat sadece siyasetten ibaret değildir" sözü üzerinde herkes bir kez daha düşünmeli. Öz varken cüzle hareket etmek her zaman insanı doğru noktalara ve sonuçlara götürmez. Siyaset amaç değil, araçtır. Aslolan insandır. İnsanı feda edip araçlara tevessül etmek kem âlâtla kemalat yapmaya benzer. Lütfen kendimizi aradan çekelim, hak ve hakikat konuşsun.
Dört: Eğri bir cetvelle doğru bir çizgi çizilmez. Hiç kimsenin nefsi ya da egosu bir cetvel olmadığına göre, içinde bulunulan olumsuz durumdan kurtulmanın yolu "size iki şey bıraktım, bunlara uyduğunuzda yolunuzu şaşırmazsınız" diyen kutlu elçinin tavsiyesine uygun hareket etmektir. Bunun somut karşılığı; "Acaba böyle bir durumda Resulullah olsaydı ne yapar ve nasıl hareket ederdi" sorusunun izini sürmektir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




