Hepimizin yaşadığı ama çoğumuzun üzerinde durmadığı bir konu var; reklâm izlemek! Az zamanda çok boyutlu 'yaşamalara' yoğunlaştıran, bir anlık da olsa insanı sarmalayıp kendi gerçekliğinden uzaklaştıran o 'küçük vurgu'; çağımızdaki bunalımdan sıyrılıp bir nefeslik nefes almalığıdır galiba. Elbette bunun tersi de iddia edilebilir; o kadar çok reklâm var ki günlük yaşantımızı bir ağ gibi sarıp adeta nefes almamızı güçleştiriyor. Reklâm konusunda ne düşünürsünüz bilmem, yalnız, ikna edici en etkili 'yalan' nedir sorusunu sorsak herhalde ilk akla gelen yanıt 'reklâm' olur.
Haşmet Babaoğlu, Reklâma Çıkmak (30.12.2010 Sabah gazetesi) başlıklı yazısında, reklâmdaki gerçekliğin 'sahte'liğine değinerek şu sonuca varıyordu; "Bir kişi bile 'senin programında söylediklerini ciddiye alıyordum, yoksa bu reklâmda olduğu gibi programında da rol mü yapıyordun?' diye aklından geçirdiğinde... Bütün perde yıkılıp viran oluyor! Gerisi kendini kandırmak, gerisi hikâye!"
Ben öteden beri reklâma gerçeğin sahtesi olduğu öne sürümünden yola çıkarak hep uzak durur, reklâma çıkma fikrinden geçin reklâm izlemeyi bile kendime zül sayardım. Fakat itiraf etmek gerekiyor ki son beş yıldır bazı reklâmları birçok filmden veya diziden daha fazla ilgi duyarak izliyorum. Babaoğlu'nun içini acıtan durum elbette reklâma çıkmakla (görünme biçimini naif bir şekilde eleştiriyor yazar, yazının sonunda istisnaları da vurgulayarak) ilgili, benim burada üzerinde durduğum ise reklâma bakmakla (izlemekle) ilgilidir. Televizyon açık ve ekranda reklâmlar var; bazıları niçin dikkatimizi çeker? Veya da bazıları neden dikkatimizi çekmez?
Baştan söyleyelim; bir reklâmda bir durum sarakaya alınarak verilmişse dikkat çekiyor. Ama 'dalga'nın içinde sosyal yaşantıdan örnekler veriliyorsa bu böyle. İdeolojik reklâmlardan ziyade 'her kesime hitabeden' reklâmlar daha kalıcı gibi. Her kesime derken belli bir kültürden geçmiş olmayı kastediyorum. Halkın kırmızıçizgilerini aşındırsa bile 'perdeyi yırtmadan' gülümseten ve kahkaha attıran yani kısacası zihinde bir nükte bırakan reklâmlar sanıyorum daha fazla ilgi görüyor.
Yaşadığımız dünyanın çetrefilli matematiğinden bunalmış olarak akıp giden yaşantımıza küçük bir gülümseme katan reklâmlarda bu püf nokta nasıl yakalanıyor? Ya da ekrandaki bir reklâm izleyen bir insanın nasıl 'hoşuna gidiyor'?
Bir reklâm filminde 'güldürü ustaları'ndan biri oynuyorsa o reklâm izlenecek bir reklâm oluyor. Güldürü dediğimizde aklımıza ironi de geliyor. Ama reklâmda ironi yapmak sanırım zordur. Çünkü ironinin asıl söylediği yaptığının (fiilin) tersidir. Reklâmda ise yaptığını yaptığı şekilde hatta daha gerçekçi (somut) söylemek esastır. Ana fikir söylenmek istenenin tersi olamaz reklâmda. O zaman o 'hoşa gidecek nokta' nasıl meydana getiriliyor? Reklâmda aynı şeyin tersten gösterimi verilerek yapılıyor bu. Bakın ana fikrin tersi değil; ana fikrin paraleli, talisi veya yönünün değiştirilmesi (iki şeridin birbirinin tersi yöne doğru uzanıyor olması, şeritleri ve üzerindeki araçları değiştirmez) durumu. O zaman her şey normalse biz niye gülüyoruz denilebilir, denilsin. Gündelik hayatta o kadar dalgın yaşıyoruz ki normal olanı göremeyecek durumdayız birçok defa. Örneğin; bir mağaza açılış yapıyor açılışta izdiham yaşanıyor; o anda orada olanlara o izdiham normal görünüyor ama ekrandan izleyince (ki bizzat yaşayana şahit oldum) izdihamı yaşayan kişiye de komik (gülünecek) geliyor. Başka bilinen bir örnek; yolda yürüyen bir insana kimse gülmez. Ama ayağı bir yere takılıp düşerse herkes güler. Hatta ayağı kayıp düşen insan bile, kendi kendisine güler. Bu örnekteki durum her insanın başına gelmiştir. Benim bunu yazarken bile gülesim geliyor.
Hangi isimlerin oynadığı reklâmlar izleyeni güldürebiliyor? Türkiye'nin en önemli güldürü ustası kim ne derse desin Cem Yılmaz'dır. Cem Yılmaz'ın oynadığı ya da seslendirdiği bütün reklâmlar güldürücü niteliktedir. Diğer iki isim ise; Mehmet Ali Alabora ve Şafak Sezer'dir. Başka sanatçıların oynadığı bazı reklâmlar da elbette güldürüyor. Ama bu üç ismin oynadığı hemen hemen bütün reklâmlar insanı güldürüyor, güldürmese bile en azından gülümsetiyor. (Babaoğlu'nun eleştirisine katılmakla birlikte söz konusu ettiğimiz yazısında sözünü ettiği çay reklâmını izlemiş ve çok beğenmiştim, ayrıca.)
Bir reklâmı 'ilgiyle' izlememizin birinci sebebi bir anlık bile olsa bizi yaşadığımız hayat meşgalesinin dışına götürüyor olmasıdır. Sosyal gerçekliği yön değiştirerek vermesidir. Birebir verirse katı gerçek olacağından dikkatimizi çekmeyebilir. Aynı şekilde, aşırı akıl dışı olan veya da reklâmı yapılan ürünü gözümüze sokarcasına gösteren reklâmlar pek ilgimizi çekmiyor.
Bir de; reklâmda küçük bir hikâye (reklâmda öykü tekniği) varsa o reklâm daha çok dikkat çekiyor. Bu küçük hikâye izleyiciyi sanırım televizyonun o aldatıcı dünyasından koparıp 'insani' dünyaya götürüyor. Materyalist bir dünyanın içinden ayrılıp küçücük bir duygu (hoşluk, hüzün, sevinç, neşe vb) helezonunu yaşamak insana daha sıcak geliyor. Daha doğrusu azıcık sağa çekip inmemizi sağlıyor küçücük bir kırıntı.
Sonuç olarak, izlediğimiz bazı reklâmların yüzümüze küçük bir gülümseme yayması, bazı film ve dizilerin sulugöz dünyasıyla içimizi karartmasından daha iyidir.
Mehmet Ali Alabora'nın "neyi eksik" vurgusuyla oynadığı bir banka reklâmı, birçok televizyon kanalında gösterilen dizilerden daha fazla ilgimi çekiyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



