Yaşadığımız her yüksek gerilimden bir reform çıkıyor ortaya. Daha önce Meclis, 367 sayısına ulaşamadığı için Cumhurbaşkanını seçememiş, sonrasında çıkan krizlerde başka bir çözüm yöntemi geliştirilerek, Cumhurbaşkanlığı seçimi vekilden alınıp asile verilmişti. O krizin böyle hayırlı bir sonucu doğdu. Krizin ayağı uğurlu geldi.
Bundan böyle, milletin iradesi, katılımı, tercihi Cumhurbaşkanını belirleyecek.
Şimdi ise, devletin en üst makamlarında büyük krizler yaşanıyor.
Adalet müessesesinin merkezde yer aldığı bu krizlerde, Silahlı Kuvvetlerden siyasi partilere, hükûmetten Cumhurbaşkanına her makam büyük gerilimler yaşıyor.
Cumhurbaşkanı meselenin bir reform ile köklü çözüme kavuşturulacağı kanaatinde.
Reform kelimesinin aslı bize yabancı olsa da, biz reforma hiç yabancı değiliz.
Bu ülkede en eski ve sık sık gündeme gelen reform başlığı dinde reformdur.
Kimilerinin hayatlarındaki en büyük arzuları, en büyük dilekleri dinde reform yapmaktır. İsterler ki, dinin ibadetine de, ameline de, inancına da, itikadına da kendileri karar versin.
Ezanı da, namazı da gönüllerine göre düzenlesinler. Artık böyle emeller besleyenlerin sesi şimdilik çıkmıyorsa da içlerindeki bu ebedî özlemi ilk fırsatta tekrar gündeme getirmek isterler.
Şimdi gündemde olan konu ise yargı sisteminde reform...
Her ne kadar dindeki reform ile yargıdaki reform arasında organik bir bağ olmasa da ikisinin zıt bir ihtiyaç biçiminden hasıl olduğu açık. Dindeki reform dini eskitmek için, yargıdaki reform ise sistemi yenilemek için yapılacak. Her ikisi de yerleşik kaidelerinin artık ana yapıyı, üst gövdeyi taşıyamadığı esası üzerine kurulu.
Yargının son yıllardaki işleyemeyiş biçimi, usulü, adabı, görev ve yetkileri, ortaya çıkan soruşturmalar reformu yargı açısından zaruri hale getiriyor.
Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı bu anlamda açık ve kesin kanaat belirtseler de, yargı kurumlarının bu reforma pek de sıcak bakmayacağı da açık.
Kurumların iç mekanizması hakkında toplumun detaylı bilgi sahibi olması pek mümkün değil.
Bırakın yapısından pek çok kurumun varlığından dahi toplum haberdar değil.
HSYK'nın görevleri ve yetkileri konusunda geçen yaz yaşanılanlar ve şimdiki sıcak gündem olmasa yine bilgimiz olmayacak.
Bütün müesseselerin kuruluş ve işleyiş tarzı nihayetinde devletin varlığı ve devamı ile doğrudan ilgili.
Bu çıkan krizlerden Bahçeli bir "fetret" döneminden söz etti. Devletin böyle bir döneme girmesinin ne anlama geldiğini hepimiz biliyoruz. Artık en acil konulardan birisi Anayasanın yenilemesidir.
Milletin yararına ve milletin iradesi çerçevesinde bir Anayasa hazırlamak, bununla birlikte yargı sistemini de daha adil bir hale getirmek zarureti doğmuştur.
Yasama, yürütme ve yargının birbiriyle kavgalı olduğu böyle hassas dönemlerde milletin bekası için sağlıklı adımları atmak son derece önemlidir.
Müesseseler kendi şahsi varlıklarını, hükümlerini, üyelerinin şahsî hakları korumak için değil, devlete ve millete adil ve dürüst bir biçimde hizmet için vardır. Bu yüzden, korunması gereken, şahıslar değil müesseselerin kimliği ve onurudur. Kimlik, ancak hakka, hukuka, adalete riayet edilerek korunur.
Bir avukat bir yetkili savcıya "militan" diye hakaret ediyorsa, burada davanın tamamen siyasî ve ideolojik bir çerçeve kazandığı ortaya çıkar. Militanlık, sadece yetkilerini kullanan savcının şahsına değil savcılık makamına da yapılmıştır.
Yetkilerinizi kullanarak görevinizi yaparsanız, karşı tarafın her türlü hakaretlerine de maruz kalabilirsiniz.
Bu ülkenin köklü bir yeniliğe ama önce temel kaidelere ihtiyacı olduğu açıktır. Kurallardan önce kaideler gelir ki, kural kaidenin üzerine inşa edilir.
Kaide, müesseseyi ayakta tutan yegâne vasıtadır. Yenilik, kaideleri yıkmak için, yerine oturtmak için yapılır.
Bu yüksek gerilimin ülke için hayırlı neticeler doğurması en büyük hepimizin arzusudur. Aksi halde, "asker sessiz kalmaz, siyaset sessiz kalmaz, yargı sessiz kalmaz, bürokrasi sessiz kalmaz gibi" tahrik edici söylemler içine girilir ki, bu büsbütün bir anarşinin, karmaşanın, kaidesizliğin, hukuksuzluğun önünü açar.
Bu ülkede yaşananlara en büyük itiraz vicdanlardan gelmektedir, bütün bu yaşanılanlara vicdan sessiz kalamamaktadır. Milletin vicdanı, milletin iradesi, milletin değerleri, milletin tercihleri esas alınmazsa her kriz ölümcül virüsler bırakır içimize.
Yenilik, çürüyen tarafların atılması, hak üzerine, hukuk üzerine, adalet üzerine temel kaidelerin ikame edilmesidir. Türkiye'nin başından beri buna ihtiyacı vardır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



