Allah Teâlâ'nın müminlere özel olarak tahsis ettiği bu kutlu zaman dilimi, Yüce Yaratana inanması ve bağlanmasının, gündelik hayatın tekdüzeliğinden sıyrılarak ferdî ve toplumsal bilinç düzeyine erişmemiz, dindarlığın sorumluluğunu yeniden düşünme fırsatı bulmamız açısından ayrı bir anlam taşır. Bu sorumluluk, öncelikle bir insan olma bilinciyle akıl ve duygu bütünlüğünde kendimize, aile efradımıza, yakınlarımıza, komşularımıza, ülkemize, diğer uluslara ve bütün insanlığa ve en önemlisi de ALLAH Teâlâ'ya karşı olan sorumluluğumuzun bir ifadesidir. İşte bu sorumluluk ve şuur halinin eriştiği düzey ancak bayram olarak ifade edilebilir ve bayram sevinci olabilir ki bu sevinç, neşeyle hüznün, hasretle vuslatın, varlıkla yokluğun, pişmanlıkla sekinetin iç içe yaşandığı bir sevinçtir.
Evet, uzun zannettiğimiz ömrümüz içinde sayılı Ramazanlardan birisini daha geçirmiş bulunuyoruz. Gelecek Ramazan ayına kimlerin kavuşacağını ve kimlerin de öleceğini biz bilemiyoruz. Meselâ geçen seneki Ramazan ayında bizlerle beraber oruç tutup, bizlerle beraber teravih namazı kılan kardeşlerimizden bazıları bu seneki Ramazan ayında ölümleri veya hastalıkları sebebiyle aramızda bulunamadılar. Biz, onların vefat edenlerine Cenâb-ı Hakk'tan afv ü mağfiret, hasta olanlarına da acil şifalar diliyoruz.
Bugünleri idrâk edebildiğimiz için memnunuz, mes'ûduz, bahtiyarız. Çünkü bir ay, ALLAH Teâlâ'nın emirlerine uyarak nefislerimizle mücahedeye giriştik. Oruç tuttuk, günde beş vakit namazımızla birlikte teravih namazları kıldık. Tevbe ettik, duâ ettik. Rabbim kabul eylesin. Amin. Camilerimiz, mescidlerimiz bu mübarek ay vesilesiyle ağzına kadar doldu doldu boşaldı. Vaazlar, nasihatlar dinledik. Rabbim tesiratını halk eylesin. Amin. Kur'an-ı Kerim okuduk, hatimler indirdik, mukabeleler okuduk-dinledik. Zekatımızı-fitremizi verdik. Olanca gücümüzle ibadet ve taatte bulunmaya çalıştık. Rabbim kabul eylesin, Muvaffak eylesin. Amin. İşte bunun için memnunuz. İşte bunun için mes'ûduz.
Neşeliyiz, çünkü insan olmanın en yüksek bilinç düzeyini, ALLAH Teâlâ'ya yakın olmanın en içten sıcaklığını ve hazzını yaşıyoruz. Hüzünlüyüz, bu zaman diliminin bize yeniden hatırlattığı sorumluluklarımızı hakkıyla yerine getirip getirmediğimizin muhasebesi altında adeta eriyoruz. Neşeyle birlikte buruk bir mahcubiyet de duyuyoruz. Hala çevremizde boynu bükük öksüzler, mutsuz, umutsuz ve sahipsiz insanlar, doğal felaketler sonucu evlerini, yurtlarını, yakınlarını kaybeden ve çevresinden yeterince destek alamayan ülke ve bölgeler var. Evrensel bir dinin mensupları olarak evrensel bir bakış açısıyla, yeryüzündeki sosyal ve iktisadî dengesizliklerin, çıkar kavgalarının ve insan eliyle üretilen felaketlerin, gözyaşı ve acıların hala devam ettiğini görmenin, insanların birbirini yok etmek için yaptıkları yatırımın, birbirlerine yardımcı ve destek olmak için yapılan yatırımlarla kıyaslanamayacak boyutta olmasının mahcubiyetini yaşıyoruz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



