Halkı şımarıklık içerisinde yaşayan toplumlar âleme hikmet gözüyle bakmadıkları için kâinattaki muhteşem düzeni sıradan bir durummuş gibi algılarlar. Oysa Yüce Allah Enbiya Sûresi'nin 16. ayetinde; "Biz yeri, göğü ve arasındakileri eğlence olsun diye yaratmadık" buyurarak kâinatın yaratılışında bir takım hikmetlerin bulunduğunu ifade eder. Burada insana düşen o hikmetler üzerinde düşünmek ve bir "tefekkür insan"ı olmaktır.
Yüce Allah Rahman Suresi'nde "Güneş ve Ay hesap ile" (Rahman, 5) buyurarak Güneş ve Ay'ın hareketlerinin rastgele olmadığını, belli bir ölçüye göre hareket ettiklerini ifade eder. Güneş ve Ay'ın hareketleri Rahman'ın kusursuz yaratışını ortaya koyan kevnî ayetlerdendir. Güneş ve Ay uzayda belli bir hızla ve belirli bir rota dâhilinde hareket ederler. Bu rota Rahman tarafından çizilmiş olmasaydı kâinatta uyumdan değil ancak kargaşadan bahsedilebilirdi.
Kâinattaki hiçbir şey ölçüsüz veya rastgele değildir. Bu mükemmel düzen elbette bir Düzen Koyucu'nun varlığına işaret eder. Kâinattaki bu ince düzeni tefekkür eden herkes bütün bunların Rahman'ın "yaratma" mucizesinin eseri olduğunu anlar ve O'na boyun eğer. İnkar edenler ise bu delilleri görmezden gelir ve evrendeki düzen konusunu geçiştirirler. Çünkü bu denli bir uyumu akıl dâhilinde farklı bir yorum ile açıklamak mümkün değildir.
Bir sonraki ayette; "Bitki ve ağaç secde etmekte" (Rahman, 6) buyrulur. Bu ayette geçen "necm" kelimesinin bir anlamı da "yıldız" olmakla birlikte "ağaç" kelimesi ile beraber kullanıldığı için "bitki" anlamı tercih edilir. Bu ayette bildirildiğine göre akıl yetisine sahip olan varlıklar gibi, bu yetiye sahip olmayan varlıklar da sürekli secde halinde Rahman'ı tesbih etmektedirler. Bitki ve ağacın O'na secde etmekte olduklarını bizlere bildiren Rahman; "Orada meyveler ve tomurcuklu hurmalar vardır" (Rahman, 11) ayetiyle de bitki ve ağacın yeryüzündeki düzene olan katkılarına dikkat çeker. Dikkat edilirse burada insanın "doyum" ve "lezzet" ihtiyacının Rahman tarafından karşılandığı vurgulanır.
Meyvelerin lezzetlerini düşünen insanlar, Yüce Allah'ın hakikaten Rahman olduğunu bir kez daha anlar ve "Mevla'mız ne de güzel yaratmış" diyerek O'na hamd ile tesbih ederler.
Evet, bize Rahman tarafından lezzetli meyvelerle dolu bir dünya sunulur. Fakat bazı denge bozucu dünyevî düzenleri ikame ettirenler, kendi cinslerini sömürerek, onların nimetlere ulaşmasına engel olurlar. Bu onların Yüce Allah'ın ölçülerini tanımadıkları anlamına gelir. Nitekim insan gaflete düşebilen, yolunu şaşırabilen, Rahman'a karşı sevgisini yitirebilen küstah bir varlıktır. İmtihanın gerçekleşmesi için bunun böyle olması yani fıtratında bu nankörlüğün bulunması gerekir. Fıtratındaki bu nankörlüğe rağmen Rahman, insanı yaratarak ona bir özgürlük alanı tanımıştır. Bakara Sûresi 30. ayette "Sizin bilmediğinizi Ben bilirim" buyurarak yaratılış mevzuunda bizim bilemeyeceğimiz bazı hikmetlerin olduğunu hatırlatır.
İnsan dışındaki diğer varlıkların, bu düzene zerre kadar bir zararı dokunmamaktadır. Ayette geçen ağaç ve bitki de bunlardan iki örnektir. Yeryüzündeki düzeni bozan unsur; kan akıtma potansiyeline sahip olan insandan başkası değildir. Güneş ve Ay düzen içerisinde kendilerine verilen vazifeyi yerine getirirler. Bitkiler ve hayvanlar da ekolojik dengenin içerisinde yerlerini alarak kâinatta çeşitli işlevler görürler. İnsan dışındaki varlıkların her birisi kendisine verilen vazifenin dışına çıkmaz, fıtratlarında ne varsa onu icra ederler. Tilkin'nin kurnazlığı, filin oburluğu, koyunun uysallığı onların tabiatlarında yazılıdır.
İnsan ve insan dışındaki varlıkların yeryüzündeki düzenle olan münasebetlerini bir örnekle açmaya ç.alışalım: Hayvanat bahçesinde bir kaplan bir insanı boğarak öldürse, bu durumda düzeni bozan hayvan mıdır, yoksa insan mıdır? Bu soruya cevap arayalım. Vahşi bir hayvanı tabiattaki konumundan çekip alarak dar bir alana hapsederseniz, onun yaşama alanına saygısızlık yapıyorsunuz demektir. İnsanlardan uzaklarda kendi halinde yaşaması gereken bir hayvancağızı, tabiattaki yerinden alıp seyir malzemesi olarak kullanırsanız bu kâinattaki muhteşem düzene müdahale edildiği anlamına gelir. İnsanların seyir zevklerini tatmin etmek için tabiata aykırı işler yapmak ne kadar doğru olabilir? Esasında insanın kendi dışındaki varlıkları tabiattaki düzene uygun olarak kullanmasında bir sakınca yoktur. Bitki ve ağaçları lüzum dâhilinde en hayırlı işlerde kullanmanın imkânlarını arayabilir. Onları lüzumu dâhilinde kesmesi ve biçimlendirmesi de normaldir. Ama bunu dengeyi bozmadan, tabiata savaş açmadan, tabiatla uyumlu olarak yapmalıdır.
Ayette bitki ve ağacın secde ettikleri bilgisi veriliyor. Secdenin mahiyetini tam olarak bilmemiz imkânsızdır fakat "secde etmeyi" onların Yaratan'ın verdiği misyona uygun olarak tabiattaki işlevlerini sürdürmeleri şeklinde anlayabiliriz. Çünkü bitki ve ağcın Rahman'ın verdiği göreve itiraz etmesi ve O'na itaat etmekten vazgeçmesi düşünülemez. Rüku ve kıyam değil de "secde" kelimesinin tercih edilmesinin nedeni ise onların başlarının toprakta olması olabilir. Tabi buradaki secdenin mahiyetini en doğru Yüce Allah bilir.
Ayeti bir önceki ve sonraki ayet ile birlikte değerlendirdiğimizde ise bitki ve ağacın yeryüzündeki dengeye olan katkılarına tekrar vurgu yapmamız yerinde olur. Güneş ve Ay nasıl milimetrik bir ölçü ile hareket ediyorsa, bitki ve ağaç da bu ölçüyü ihlal etmiyor, insan için gerekli olan oksijeni üreterek düzen içerisindeki yerini alıyor. Sadece oksijeni değil, insan ve hayvanların yiyeceklerini de cömert bir şekilde onlara sunuyor. Hatta bunu yaparken insanların estetik ihtiyaçlarını da karşılıyor. Şöyle ki meyveler yapraksız, dalsız bir kütüğün ortasında da yetişebilirdi. Ama Rahman onları öyle yaratmayıp yemyeşil yapraklarla, rengarenk hoş kokulu çiçeklerle, tatlı meyvelerle cömertçe bezedi.
Bitki ve ağaç vasıtasıyla bizlere sunulan bunca güzellik, bizi Rahman Sûresi'nin birinci ayetin bağlamına götürüyor. Birinci ayet neydi? "Er- Rahman." Demek ki Rahman bitki ve ağacı "secde" halinde yaratarak kâinattaki dengeyi ve ölçüyü koruyor. Bu da O'nun rahmetinden kaynaklanıyor. Bizleri Cennet gibi bir dünyada değil de pis kokulu bir bataklıkta yaratıp, vücut özelliklerimizi de bu bataklığa uyumsuz bir halde yaratabilirdi. Öyleyse güzel çiçekleri koklarken, dallardaki tatlı meyveleri tadarken, oksijeni içimize çekerken veya bir ormanı yukarıdan seyrederken, bizlere bu lütufları ihsan eden Rahman'ı unutmamalıyız. Ve her bir nimet için defalarca şükretmeliyiz.
Bir sonraki ayette;"Gökyüzünü yükselti ve tartıyı koydu" (Rahman, 7) buyurur. Bitki ve ağaçların secde ederek, insana faydalı olabilmesi için Güneş ve Ay'a ihtiyacı vardı. Güneş ve Ay yaratıldı. Güneş ve Ay yaşamamız için gereken sıcaklık, ışık ve vitaminleri bizlere sunabilmesi için onların dünyaya olan mesafesinin bir ölçüye göre olması lazımdı. Onlar bir ölçüyle yaratıldı. Fakat canlılar için ürettikleri oksijenin uzayda uçup dağılmaması ve canlıların Güneş'in bazı zararlı ışınlarından korunması için bir de atmosfere ihtiyaç vardı. Böylece gökyüzü de düzenin içerisinde yerini aldı.
"Tartıyı koydu" buyururken, burada "tartı" olarak çevrilen "mizan" kelimesi "ölçü aleti" anlamında olup Yüce Allah'ın yarattığı bütün varlıkların bir ölçüye göre yaratıldığını ifade eden bir semboldür. Yüce Allah bütün yaratmasını bir uygunluk ve bir denge içerisinde sürdürmektedir.
Rahman Sûresi'nin bu ilk ayetlerinden çıkardığımız sonucu madde halinde şöyle özetleyelim:
Birinci ayette bütün bu sayılanların failinin Rahman olduğu açıklanır.
İkinci ayette insanın öğrenme yetisine dikkat çekilir.
Üçüncü ayette insanı Yüce Allah'ın yarattığı bildirilir.
Dördüncü ayette insanın ifade etme yetisine sahip olduğu bildirilir.
Beşinci ayette öğrenme ve beyan yetisine sahip olan insana bilgi verilemeye başlanır ve Güneş'in ve Ay'ın hareketinde bir ölçünün olduğu bilgisi verilir.
Altıncı ayette bitki ve ağacın bu düzende kendilerine düşen görevi yerine getirdiklerinin bilgisi verilir.
Yedinci ayette gökyüzünün de bu düzenin bir parçası olduğu bilgisi verilir. Ayrıca her şeyin ölçü ile yaratıldığı bilgisi verilir.
Bu surede öğrenme çabasında olan insandan bu bilgilerden yola çıkarak aklını kullanıp Rahman'a ulaşması istenilir. Buna bilimin Rahman'a doğru koşması da diyebiliriz. İnsan beyni, beyan etme kabiliyetinde yaratıldığına göre bu bilgilerin delil değerini kavraması ve böylece Rabbini bilmesi gerekir. Dekart "Kainatta Allah'ın kudret ve iyiliğini göstermeyen hiçbir şey bulunmaz" (Metafizik Düşünceler, Çeviren: Karasan, Mehmet, İstanbul, 1998, s.259) derken buna işaret eder. Burada insandan şöyle bir çıkarım yapması beklenir:
"Gök, Yer, Güneş, Ay, bitki, ağaç ve diğer bütün her şey yeryüzündeki dengeyi bozmadan, ölçüyü taşırmadan misyonlarını sürdürdüklerine göre, öğrenen ve beyan eden akıl sahibi bir insan olarak ben de bu ölçüyü bozmadan hareket etmeliyim."
Artık verilen "öğrenme" ve "beyan" yetilerini iyiye kullanmayı öğrenen insan, şimdi ölçüyü bozmadan nasıl yaşayabileceğini öğretecek olan bir "öğüt"ün arayışına girer. "O öğütten başka bir şey değildir." (Müddesir, 31) ayeti Kur'an'ın aranılan "öğüt" olduğunu bildirir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



