Fakültenin birinci sınıfındayız ve talebeliğimizin ilk haftasındayız. Batı Edebiyatı dersinde. Hocamız aynı zamanda bölüm başkanımız ve fakülte, dersler, bölümün işleyişi hakkında açıklamalarda bulunuyor. Bir arkadaşımız kalktı, hocam dedi, ben asistan olmak istiyorum, bir talebe nasıl asistan olur gibi bir soru sordu. Hoca biraz gülümsedi ve "Oğlum rüya uykudan sonradır" dedi. Biz gülümsedik.
Meğer arkadaşımız o zamandan koymuş kafasına veya uyumadan da rüya görüyormuş. Belki de esas rüya gözleri kapamadan, açıktan görülen rüyadır, kim bilir. İçimizde akademik kariyer yapan ve profesör olan iki arkadaşımızdan biri, fakültenin açıldığı hafta ben asistan olmak istiyorum, bu nasıl oluyor, diyen arkadaşımız oldu.
Sivil okullarda görülen bu açık rüyayı, Harbiye'ye giren her talebenin gördüğü söylenir. Bir gün ben Cumhurbaşkanı olacağım ve memleketi kurtaracağım, rüyası görürmüş her Harbiyeli. Nasıl olur, bu, Harbiye askeri okul, Cumhurbaşkanı olmanın yolu siyasetten, sivillikten, TBMM'den geçiyor demeyin. bir ülkenin on bir cumhurbaşkanından sadece dördü sivil, diğerleri ya asker kökenli ya ihtilalle gelirse böyle rüyalar açıktan görülmeye başlanır.
Bu rüyayı gören en son "açık uyur" kişinin Çevik Bir olduğunu sanıyorduk, meğerse bir kesim her daim açık rüya görüyormuş. AK Parti'yi ve Fethullah Gülen çemaatini Bitirme girişimi işte böyle bir girişim.
Hemen belirtelim ki bu girişim tam bir 28 Şubat'ın tekrarı. O zaman tutmuştu ya şimdi neden tutmasın, ya tutarsa, deyip plan üstüne plan yapıyor adamlar. Nasıl olacakmış bu? Cemaatin silahlandırılması sağlanacakmış. AK Parti'nin içindeki ajanların rejimi hedef alan açıklamalar yapması sağlanacakmış.
Cemaatin silahlanması sağlanarak... Demek elde epeyce gömülü lav silahı, G3ler, G3 mermileri, bombalar, tabancalar, suikast silahları var. Enteresandır, bu planın çıktığı günün ertesi, İstanbul'da bir sahilde 200 küsur G3 mermisi bulundu. Herhalde şöyle diyecekler cemaate: Para, pul harcamanıza gerek yok. Bizde silah, mermi, çok; size verelim. Valla para filan istemiyoruz. Hatta üste parayı biz verelim. Bakın, memleket kötüye gidiyor, ne olur ne olmaz, askere ve polislere yardım etmek gerekir. Çatlı ve Yeşil gibi sivil girişim olmadan bu terör bitmez, n'olur bu silahları alın, çok yakında topyekun teröre karşı bir hareket başlatacağız. Başka türlü hangi gerekçe ile ikna edeceklerdi acaba? Bilmiyoruz, ama açıktan rüya gördüklerine göre vardır bir bildikleri.
Bunun 28 Şubat ile ilgisi ne? O zamanlarda da vardı böyle bir söylenti. Hatırlıyor musunuz, böyle bir hazırlık yapıldığını dönemin REFAHYOL'a muhalefet lideri, sonra da 28 ŞUBAT BAŞBAKANI Mesut Yılmaz, RP'li gençlerin silahlandığını, pompalı tüfek satışının çoğaldığını, bir kesimin özellikle pompalı tüfekleri hediye yoluyla taraftarlarına verdiğini söylemişti. Hem de Hürriyet'e. E, artık durulur mu bu haber karşısında? Bu silahlarla adı geçen parti ihtilal filan yapacaktı, Mesut Yılmaz'a göre. Kimse demiyordu ki yahu adamlar zaten oyla hükûmet olmuş ne silahı, hem de pompalı? O sıralarda aygaz tüplerinden bomba yapıp Ankara'da bir yerlere saldırılcaktı gibi gülünç tezviratlar da yapılmıştı.
Şimdi aynı oyun AK Parti'ye karşı oynanıyor. AK Parti her ne kadar biz Milli Görüş gömleğini çıkardık, filan dese de birilerinin gözünde hâlâ Milli Görüşçü olmalı ki, gidişleri ve sonları da Refahyol'a benzesin diye uğraşıyorlar. Tabi ki yanılıyorlar.
İkinci söylem ne? AK Parti'deki ajanları vasıtasıyla laikliğe aykırı açıklamaların yapılması sağlanacakmış. Yeşil bayrağı kapıp, Menemen sokaklarına çıkarılmayı bekleyen epeyce Bağcı Mehmet olmalı el altında. Bir partinin içine ajan sokulmuşsa bir cemaatin içine haydi haydi sokulur, öyle mi? 28 Şubat'ta ajana gerek yoktu, dışarıda elini kolunu sallayan çakma adamlar vardı bunun için. Fadime Şahin, Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz. Demek yeni Kalkancılar, Şahinler, Gündüzler var hâlâ. E, yeni Madanoğluların, yeni cuntaların olduğu bir yerde yeni Kalkancılar da olacaktır. Esas soru şu: Şimdi bu plan çöktü diyelim, pekiyi, AK Parti'nin içinde olduğu söylenen o ajanlara ne olacak? Onlar kimler ve bundan sonra hangi görev bekliyor onları? İkincisi, el altında tutulan şeyhlere ve müritlere ne olacak? Onları ne zaman ve hangi işlerde durumdan vazife çıkarmış olarak göreceğiz?
Her zaman kedi bal yemez, derler. Bu sefer yemedi ama gelecek sefer yemez, denilemez. Bu ülke ya tutarsa fıkrasının çok anlatıldığı bir ülkedir. Ama bir şey daha var, bu fıkra aynı zamanda çok gülünen bir fıkradır da.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




