Yüzyılı aşkın bir zamandır, milletin ve devletin dilinden düşmeyen temel kavram irticadır. Bu kavrama hangi tanımı verirseniz veriniz daima bir yönü eksik kalır. Aslında eksik kalması değildir söz konusu olan, bu kavramın işlevselliğidir.
Bu kavram hiç eskimez, unutulmaz, kıyıda köşede kalmaz. Hükûmetlerin birinci düşmanıdır. Zira, bir iktidarı yıpratmanın, bir siyasî partiyi siyasetten men etmenin en pratik, kullanışlı, rahat ve işlek yönü onu irtica ile irtibatlandırmaktır.
Tabii bunun için birkaç resim, birkaç konuşma, birkaç görüntü ziyadesiyle yeter.
Peki irtica kime ne kazandırır? İrtica, yakın tarihimiz göstermiştir ki, darbe yapmanın yegâne ve bir numaralı unsurudur.
Son Balyoz darbesinin hangi sistem üzerine kurulu olduğunu hepimiz açıkça gördük, öğrendik. Darbe yapmak, ülkede kaos çıkarmak, milleti düşman ilan etmek için biraz irtica kokan eylemler yapmak, irticai grupların faaliyetlerinden söz etmek yeterlidir. İrtica bir hortladı mı, artık gerekli merciler milleti bu hortlaktan kurtarmak için derhal müdahalelere başlar.
Balyoz hangi esas üzerine tesis edilmiştir? İrticaî faaliyetler üzerine.
İrticaî faaliyet, Fatih veya Beyazıt camiini bombalamak değil, birkaç yeşil renkli bayrakla, gerekli sloganları atmak ve mümkünse askere karşı birkaç silahlı veya silahsız eylemde bulunmaktır.
Bu tertibin başarıya ulaşmasında, bu işler için meyyal bir grubun ortaya çıkması yeterli olacaktır.
İktidardaki partinin kapatılması davasında, mahkeme "laiklik karşıtı faaliyetlerin odağı olduğu" gerekçesiyle partiye bir ikazda bulunmuştur.
Tabii bunu, derhal irticaî faaliyetlerin odağı olmak şeklinde anlayabiliriz. Bu telaffuza göre, yasalarda öngörülen bütün cezalar hem de indirimsiz olarak derhal uygulanır.
Söz konusu, Balyoz plânında adı geçen emekli komutanın görüşü hâlâ aynıdır, değişmemiştir. Abdullah Gül'ün Başbakanlığı zamanında görev başında olan komutan hükûmete gerekli resmî ikazda bulunmuş, hâlâ da aynı samimi kanaatini, görüşünü, düşüncesini gerek sade vatandaş olarak gerekse de emekli bir general olarak muhafaza etmektedir.
İrtica artık bir yönüyle de tamamen elden gitmiştir.
Bölücülük faaliyetlerine son vermek için, devlet kararı ve desteğiyle gerekli projeleri yürüten hükûmet, iktidar uzun zamandır böyle bir suçlamanın muhatabı olmamıştı. İster gerekli dersi aldılar, kendilerine çekidüzen verdiler, ülkede irticaî faaliyetler konusunda son derece titiz ve tedbirliler deyin isterse de zaten böyle faaliyetler hiç olmuyor deyin iktidar şu ana kadar böyle bir suçlamayla hiç muhatap olmadı.
Bu ülkede asıl sıkıntı şudur; kim nasıl bir karanlık eylem plânı uygulayacaksa bunu bir şekilde Müslümanlıkla ilgili birtakım dokulardan hareketle faaliyete geçiriyor.
28 Şubat döneminden tutun da Danıştay saldırısına, gece yarısı e muhtırasından hâlihazırdaki darbe plânlarına kadar her eylem kendini bu tür kavramlarla dışa vuruyor.
Üstelik bütün bu tezgâhları nihaî olarak milletin desteğini arkalarına almak için yapıyorlar. İrtica kavramına kim sahip çıkarsa, kim bu kavrama işlerlik kazandırırsa artık hüküm de, ferman da, yargı da, birtakım haklar da onun oluyor.
Bütün bu hesapları, tezgâhları, karanlık eylemleri bertaraf etmenin en emin yolu, milletin vereceği cevaptadır.
Devlet yönetimine siyaseten talip olanlar arzu ettikleri ve hür bir biçimde gerek kendi siyasî partilerini kurarak gerekse de mevcutlarından birine dahil olarak milletin karşısına çıkarlar ve milletin onayıyla ülkede hangi tehlike varsa bu tehlikeye karşı gerekli tedbirleri alırlar.
Ortaya çıkan bütün plânlara karşı milletin tavrı tek ve net olmuştur. Hangi gerekçe ileri sürülerek darbe yapılırsa yapılsın, darbelerin ve darbecilerin hedefinde daima millet olmuştur. Milletin selamet ve refahı, hür bir iradeye, kendi iradesine saygı duyulmaya bağlıdır. Darbe için oluşturulan her zeminde gerçekte millete tuzak kurulmuş, milletin iradesine, istiklâline tahakküme çalışılmıştır.
Türkiye'de hakikaten bir irticaî faaliyet varsa, zaten adliyesi, hâkimi, savcısı, mahkemesi gerekli tedbirleri fazlasıyla alıyor. Ancak bunu siyasî hesapları ve hevesleri için bugüne kadar daima istimal ve istismar edenler bu ülkeye hep kötülük edenlerdir.
Genel Kurmay, "Bu plân seminerine ilişkin olarak ortaya atılan iddiaları, aklı ve vicdanı olan hiçbir kimsenin kabul etmesi mümkün değildir." diyor.
Zaten bizi de sevindiren şey, hem asker içinde hiç kimsenin böyle akla ve vicdana aykırı bir plânı düşünmeyeceği hem de milletimizin hakikaten akıl ve vicdan dışı böyle plânların Genel Kurmay içinde asla itibar görmeyeceği yönündeki inancıdır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



