Seçim sath-ı mailine girdik. Bugünlerde televizyon ekranlarında yerel seçimlere yönelik olarak ilginç mi ilginç, garip mi garip haberler izlemekteyiz. Bütün televizyon kanalları, işin şov kısmını ekranlara getirmeye çalışıyorlar. Magazinel boyut ön planda. Bizim televizyonlarımızın temel zihniyeti işte bu. Medyanın üç türlü işlevi vardır: Bilgilendirmek, yönlendirmek, eğlendirmek. İşte, özel televizyonculuk mantığı, yönlendirmek ve eğlendirmek üzerine kurgulandığı için, ülkemiz için en önemli seçim sürecini bile enformasyon boyutuyla ele almıyorlar. O buna sataştı, bu buna sataştı... Başörtüsüyle ilgili üniversite düzenlemesi yapıldığında koştura koştura Anayasa Mahkemesi'ne iptal davasına giden CHP, şimdi Kur'an Kursu açılımı yapıyor. Nereden nereye gelmişiz? Ne günlere kaldık ey gazi hünkar!
Bendeniz 1984 yılında geldim İstanbul'a... Bir dönem Bedrettin Dalan, bir dönem Nurettin Sözen belediyeciliğini gördüm... Aman Allah'ım neydi o günler?
Musluğumuzdan tıs sesinden başka bir şey gelmezdi. Tankerlerle taşınan sulardan aldığımız iki kap suyla elimizi yüzümüzü, çamaşırlarımızı yıkamak zorunda kalırdık. Bir ara belediye işçileri greve gittikleri için İstanbul'un her tarafı çöp dağlarıyla doldu... Belediyecilik aslında üç Ç olarak tarif edilir, Çöp, çamur, çukur... 3 Ç'yi halledeceksiniz. En temel bu meseleleri halledemeyenler, şimdi kalkmışlar, bol keseden ahkam kesiyorlar.
Milli Görüş belediyeciliğiyle tanıştıktan sonra İstanbul halkı hizmetin ne olduğunu anladı. Zira, Milli Görüş, hizmetin çıtasını yükseltti. Ama, Milli Görüş'ün hak, adalet, vicdan temelli ilk dönemini kastediyoruz. Hatırlar mısınız, ilk belediyeleri kazandığımız gün, teşkilatlarımızdaki bütün Milli Görüş erleri, ellerinde çöp süpürgeleriyle, sokakları süpürmüşlerdi. Şimdi nerede böyle bir anlayış?
Bu bir anlayış meselesidir... Bu bir dünya görüşüdür... Bir zihniyet problemidir... İnsanların gönüllerine taş döşemeye kalkışırsanız, kapitalist anlayışı içselleştirmeye çalışırsanız, işte bugün belediyelerdeki istenmeyen tablolarla karşılaşırsınız.
Bu makamların gelip geçici olduğunu unutur, dünya nimetleriyle fazlasıyla hemhal olmaya çalışırsanız, bazı değerleri unutursunuz ve unuttuğunuz değerlerin altında ezilirsiniz.
Ne acı bir tablo: Belediye yönetimlerinde bulunanlar daha önceki dönemlerle ilgili olarak, "Ben tertemizim, sizin döneminiz daha kirliydi" şeklinde salvolarla karşılık vermeye çalışıyorlar. Bütün renkler büyük bir hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler... Böyle diyor şair... Medyanın bu seçim sürecinde insanlarımızı bilgilendirmek için çabaladığını söylememiz çok zor. Sadece kömür dağıtımlarını eleştirmekle, beyaz eşya dağıtımını eleştirmekle iş bitmiş olmuyor. Neler değişiyor hayatımızda? Büyükşehirlerde yaşamak, şehirlerde yaşamak daha da zorlaşıyor, son dönemde. İnsanlara balık vererek kandıran zihniyetin, neden açlığı, yoksulluğu, fukaralığı ortadan kaldıramadığını sorgulamamız gerekmiyor mu? Ne diyordu Orhan Veli:Bu düzen böyle mi gidecek, pireler filleri yutacak, yedi nüfuslu haneye üç buçuk tayın yetecek. Konuşmayan, düşünmeyen, sorgulamayan bir toplum... Tercihleri törpülenmiş, iğdiş edilmiş...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



