Yaşlıca bir kadın yolunu keser Allah Rasulü'nün. Uzun süre de alıkoyar. Ne türden sorular sorsa da, ne tür şeyler anlatmış olsa da O, sabırla, dikkatle, yaşlı kadını incitmeyen bir tavırla dinler.
Birgün mübarek hanelerine gelen bir konuğuna, kendisinin oturduğu yer minderini ikram eder.
Bedir Gazve (savaş)'sinde, mücadele başlamadan önce helâlleşmek üzere kendisi üzerinde herhangi bir hakkı olabileceklerin bunu bildirmesini isterler. Sahabeden biri hak iddiasında bulunur ve geçmişte kendisinin göğsünden itildiğini söyler. AllahRasulü hakkın yerine getirilmesi için, iddia sahibinin de kendisine aynı davranışta bulunabileceğini belirtir. Sahabe göğsünün çıplak olduğunu da söyler. Allah Rasulü bu şartı da yerine getirir. Sahabe gelir, huşuyla göğsünden öper O'nu.
Benzer birçok olay nakletmek mümkündür. Her bir olayın nasıl bir yorum zenginliğine yolaçtığını Siyer (Peygamberin hayatını anlatan eserler) kaynaklarından okuyabiliriz. Allah Rasulü'nün davranış ve sözlerinin ayrıca bazı kimselerin iç dünyalarında nasıl bir değişime neden olabildiğini de gözlemleyebiliriz. Sözgelimi Osman b. Ma'zun'un değişiminde, yani Müslüman oluşunda, Allah Rasulü'nün bir tebessümü ve selâmı asla gözardı edilmemesi gereken bir husustur.Keza Suriye'den gelmiş ve sorgulayıcı bir araştırma içinde olduğunu söyleyebileceğimiz Hatem-i Tai'nin değişimi de böyledir. Allah Rasulü'nün yaşlı kadına karşı gösterdiği dikkat onun yüreğinde devineni harekete geçirir.
Risalet, Allah'ın bir emaneti olarak insan aklının kavrayış, özellikle temellendiriş sınırının ötesinde bir konudur. Allah'ın tevcih ettiği bu emanet, insanı sorumlu ve görevli bir konuma da yerleştirir. Ama bu sorumluluk ve görev insanı, varlık şartlarından, varoluş sürecinden ne koparır, ne soyutlar, ne de onu başkalaştırır. NitekimAllah Rasulü "Ene beşerün", "Ben de bir insanım" demek suretiyle insan olmanın ve kalabilmenin gerçekliğini de işaret etmişlerdir.
Buna karşılık Hıristiyanlık inanışı (cult) Hzİsa'yı beşerilikten koparıp soyutlamak yolunu seçmesiyle birlikte, çözümlenemez bir sorunu da üstlenmek durumunda kalmıştır. Sözgelimi Ariusçuluk, Huguenotçuluk, bir ölçüde Protestanlık böyledir. Kierkegaard'ın döne döne tartıştığı, irdelediği çetin sorun "insan İsa" değil midir? "Hayatım boyunca Tanrı sorunu yaşadım" mealinde Dostoyevski'nin işaret ettiği de aslında buydu.
Ne var ki, Allah Rasulü'nü davranış ve sözleri bağlamında insan olarak kavramaya yönelinildiğinde, tecrübe, bilgi, yargı ve değer dünyamızın ne'liğini bir tarafa koyduğumuzda, bir başka yanılgı kapısını da aralamaya başlamış olabiliriz. Allah Rasulü'nün "beşeriliğini" sıradanlaştırma, özgünlüğünden koparma duyarsızlığı adeta bir duygusallık niteliğinde peyda olabilir. Aynı şekilde O'nun risalet görevini belirginleştirmek ve vurgulamak isterken, beşerilik gerçekliğini adeta iptal etmeye, farkında olmadan yoksamaya vardırabiliriz.
"Mevlit" yazarı SüleymanÇelebi, risalet görevini üstlenen Allah Rasulü'yle beşerilik gerçekliği içinde devinen insan Rasulü dengesini nasıl da saf bir sevgide kurabilmiştir! Tıpkı "Muhammed"den kinâye "Mehmet", "Mehemmet" adını simgeleştiren halkımız gibi.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



