Geçen pazar günü (27 Şubat 2011) BBC televizyonunda Türkiye ile ilgili bir program izledim. Türkiye'nin çeşitli yörelerini dolaştılar, doğal güzelliklerin yanı sıra, sefalete ve insan haklarının gaspına dair olguları öne çıkardılar. Bunların bir kısmı alıştırıldığımız şeylerdi. Fakat İstanbul'da çekilmiş genç kızlarla ilgili görüntüler çok gücüme gitti. Verilen görüntülerden dolayı içim acıdı.
İstanbul'da peruk satan bir dükkânda, başörtülü kızlar, üniversitede ve sosyal hayatta kendilerini kamufle edecek peruk çeşitleri seçmeye çalışıyorlardı. Kızlar herhangi bir üniversitede okuyabilmek veya bir iş yerinde çalışabilmek için başörtülerini çıkarmak zorundaydılar. Başka bir ifade ile hiç de insanî olmayan bir seçimle karşı karşıya bırakılıyorlardı: "Okumak istiyorsan başını açacaksın, başını açmak istemiyorsan okuyamazsın" deniyordu.
Kimin aklına gelmişti, her bakımdan milletin geleceği ve umudu olan genç kızların önüne böyle bir engelle çıkmak? Bundan nasıl bir sonuç hedeflenmişti? Genç kızların önüne, böylesine bir ilkellikle ve zorbalıkla çıkıp, bunun "çağdaş" bir seçenek diye sunulması kime ve kimlere hizmet etmekti?
Türkiye, "varlık hikmeti" olan kimliğinden koparılarak Batı'ya eklemlemek istenen bir anlayış paralelinde, uzun zamandan beri "peruklu bir zihniyet"le yönetilmek istenmektedir. Hatta bu anlayışın yeşermesi için, kimi zaman çeşitli kumpaslarla topluma öylesine bir korku salınmıştır ki, kimse gerçek kimliği ile ortaya çıkmaya cesaret edememiş, herkes "peruklu kimliği" ile ortada arzıendam etmiş ve hâlâ da etmektedir.
Bu haliyle Türkiye'nin, krallıkla / monarşi ile idare edilen yönetimlerden ne farkı vardır ki? "Peruklu zihniyet", doğal olarak "peruklu görüntü"yü istiyor ve onu meşru görüyor. Bu hal, genç kızları daha hayatlarının başında maskaralaştırmaktan başka bir şey değildi. İşte Türkiye, bu "peruklu zihniyet"ten kurtulduğu gün "gerçek Türkiye" olacaktır.
Kadınlar / kızlar bulundukları ortamlara göre, bukalemun gibi kılıktan kılığa girmeye zorlanıyorlar. Devlet kurumlarında başörtülü olmayacaksın, plajlarda kapalı giysilerle dolaşmayacaksın, camide cenazeye katılsan bile camiye girmeyecek ve namaz kılmayacaksın. Bütün bunlar psikolojik bir harekâtın birer parçası olup toplumu sindirmek istenmekten başka bir şey değildir.
Ülkede kimlik arayışında biraz canlanma, kıpırdanma gördüklerinde, halk biraz ekonomik olarak biraz toparlanmaya başlayınca, "Bu kadarı size yeter!" dercesine, ortam zoraki olarak karıştırılarak hemen bir darbe icat ediveriyorlar, halkı sindirmek için memleket severler (!) tarafından...
Hiç düşündünüz mü bilmiyorum. Meselâ peruğu kimler takar? En basitinden, bir hanım başında saç kalmamışsa istemeyerek de olsa peruk takar. Barlarda pavyonlarda çeşitli amaçlarla çalışan kadınların peruk taktığı da bilinen bir şey! Ayrıca bir hastalığa duçar olmuş bir bayan yine hastalık gerekçesiyle peruk takabilir. Hiçbir hastalığı yokken, onu zorlayan herhangi bir sebep mevcut değilken kızlar niçin peruk taksın?
Bir kızın hiçbir mâkul gerekçe yokken, peruk takmak zorunda bırakılması bir zulümdür. Genç kız kendini niçin çirkinleştirmek istesin ki? Bilindiği gibi Türkçe'de herhangi bir zulmü işleyen kimseye de zalim denir. Özellikle bu şekilde zulme mâruz kalan mâsum gençlerin "ah"ını alanların sonunu hep merak etmişimdir.
Her şeyden önce vicdanları onların yakasını bırakacak mıdır? İnançla ilgili değil de sudan bir gerekçe de olsa aynı muameleye maruz kalan kendi çocukları olsa acaba ne yaparlardı? Kendilerini ve kendi çocuklarını, "başkaları"nın çocukları yerine koymayı hiç akıllarından geçirmişler midir?
Herhangi bir suç işlemeden suçlu muamelesine tâbi tutulmak ne iğrenç bir şeydir. Bunu ancak yaşayanlar bilir. "Peruklu Türkiye"den kurtulmak için, öncelikle toplumda kendini "üstün" görenlerin paranoyak hallerinin tedavi edilmesi şarttır. Türk toplumunda herkes birinci sınıf vatandaş olacaksa, hiç kimse bir başkasının ne yediğine, ne içtiğine, kimin ne giydiğine ve giymediğine karışmaya hakkı olamaz. İnsanlığın ortak değerleridir herkes için geçerli olan... Fiilî olarak suç işleyen kim olursa olsun elbette cezasını çekmelidir. Elbet tabii haklar suç sayılamaz, fakat tabii hakları suç saymak "suç" olmalıdır.
Hiçbir mâkul gerekçesi olmadan gençlere yapılan zulümlerin sesi çok uzun sürmez, er veya geç mutlaka çıkar. Gençlerin ahı yerde kalmaz. Onların sevenleri vardır, sevenleri sevenler vardır. Bu ahların biriktiğini ve sonra sel olup çağladığını şöyle bir hayal ediniz. Önünde durulur mu hiç?
Tarihî derinliği olan Türkiye gibi bir ülkeye "peruk" yakışmıyor. Hele "peruklu zihniyet" hiç yakışmıyor. Genç nesillerin psikolojisini bozanları ne bu toplum ne de Allah affeder. Sadist ruhlu insanlar daha dayanma gücü kazanmamış gençleri "filiz"ken hayattan koparıyorlar. Oysa onların önünde yaşanacak koskoca bir hayat vardır, bu gençlere nasıl kıyabiliyorlar? Fakat yaptıklarının kimsenin yanına kâr kalmayacağına, yaptıklarının karşılığının bulacaklarına inanıyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



