Kültür ve düşünce üzerine yazıyoruz, tarım ile pek bir ilgimiz olmasa da bu kez de tarım memleketinde yaşadığımızdan dolayı patates çiftçileri ve devlet ilişkisi üzerine gözlemlerimizi aktaralım istedik.
Yerleşik bir düşünceyi değiştirmek zor hatta imkânsızdır. Hayat ile ilgili düşünceler zamanla kendiliğinden değişiyor ama aradan yıllar geçiyor. İnsan hayatını ilgilendiren düşünceler anında veya kısa bir zaman sonra değişebilse belki de gelenek dediğimiz bazı alışkanlıklar, görenekler bu kadar yerleşmeyebilirdi. Geleneğinde yeniliğinde mutlak surette insan hayatında bir yeri ve önemi mukadderdir. Düşünün ki bir ilçede yaşayan insanlar geçimini tarımsal ürünlerden karşılıyor. Dolayısıyla o yörenin insanlarının hayatları o haliyle devam edecektir. Ancak bilinçsiz bir tarım nedeniyle bir de bakıyorsunuz ki topraklar verimsizleşiyor. Toprağa yeni güç de katamadığınız takdirde artık çiftçilerin sıkıntıya düşmeleri de kaçınılmazdır. Çiftçiler ya toprağı dinlendirecek veya toprağı gençleştirecek mahsuller ekecek veya alternatif ürün arayışlarına gidilecektir. Ülkemizde maalesef topraklarımız ya hoyratça kullanıldı ya da hiç önem verilmeden değersizleştirildi. Bu gibi hallerde Tarım Bakanlığı'nın büyük hataları olduğunu ifade etmek sanırım yanlış olmaz. Zira topraklarda meydana gelen hastalıklar nedeniyle tarlaların kullanımında kısıtlama getirilmesi sanırız bakanlığın bu tür programları yürürlüğe sokmada geç kaldığının bir göstergesidir. Zamanında gerekli önlemler alınsaydı sanırız çiftçilerimiz mağdur duruma düşmez yavaş yavaş tarım ürünlerinden de ümidini kesmezdi. Tarımda reforma gidilmediğine, dışarıdan getirilen tohumlarda hata üzerine hata yapıldığına ve toprakların virüslü hale gelmesi sonucu Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yeni önlemler almalıdır. Yoksa bir alanda patates siğili nedeniyle yasakladığınız patatesleri kendi topraklarında ekemeyen çiftçiler bu kez de kendi illeri dışında aynı işi yaparak başka bakir toprakların da yara almasına neden olmaktadırlar. Tarımsal istihsalde adaletsizlik de hâkimdir. Örnek vermek gerekirse Orta Anadolu bölgesinde patates ekilen alanlar bulaşıklı ve kuşaklı denilerek yasak haline ve geç de olsa 3 yılda bir ekim pozisyonuna getirilirken Ege bölgesinde yılda iki ekim yapılmasına ve 3 yıllık ekim ilkesine uyulmayarak bir eşitsizlikten söz etmek mümkündür. Üreticiler zor duruma düştüklerinden borç batağına düştüler. Dolayısıyla ödeyemedikleri tarımsal sulamada kullanılan elektrik borçları nedeniyle haciz kıskacıyla karşı karşıyadırlar. Borcu olan çiftçiler bankalarla ilgili işlemlerden kaçınmak durumunda kalmışlardır. Kendi hesaplarına herhangi bir yerden havale veya para geldiğinde paraları bloke olmaktadır. Zor durumda kalan bir insanın doğru olabilmesi ise pek zordur. Bu nedenle de çiftçiler kanunun veya yönetmeliğin ya açık taraflarından istifade etmeye bakmakta veya yanlış beyanlarla tarımsal alanda faaliyetlerine devam etmektedirler. Hal böyle olunca da sel veya don gibi afetlerde de devletten destek alamamakta ve mağduriyetleri devam etmektedir. Bir de afet yardımından yararlanabilme şartlarından birine göre de çiftçinin ektiği mahsulün tamamının % 60'nın zarar görmesi gerektiği ve ayrıca tarım sigortalısı olmak gibi durumlar ifade ediliyor. Eğer gerçekten öyleyse çiftçinin afetlerden devlete sığınabilmesi de hayaldir. Devletin yaptığı hatalara karşılık çiftçilerin de hataları yok mu elbette vardır. Bunların bir kısmını belirtmeye çalıştık. Ancak çiftçiler olduğundan fazla verim almak adına kanaatkârsızlığını toprağına bol kimyasal gübre kullanarak ortaya koymuşlar ve topraklarını verimsiz hale getirmişlerdir. Bununla da kalmamışlar son yıllarda sık sık gündeme gelen organik tarım istismarcılarına da prim vermişlerdir. Gerçekten de kimler ne şekilde organik tarım yapıyor, bu durumda tam olarak açıklığa kavuşabilmiş değildir. Geçtiğimiz haftalarda yayınlanan bir haberde İzmir, Niğde ve Manisa gibi illerin organik tarımda başarılı oldukları yazıldı ancak böyle tespit nasıl yapıldı bilmiyoruz. En azından bu haberin gerçekliğinden emin de değiliz. Patates dedik... Patates ama patates yemeklerin envai çeşidinde yer bulana kadar epey gayret edildi. Verimli ve yararlı da bir sebze. Haşlandığında veya kömbe olarak pişirildiğinde ekmeksiz yenilebilecek bir sebzedir. Ancak günümüzde artık patates ekilmeyen yer kalmadı dense yeridir. Çukurova, Ege ve İç Anadolu bölgesinde ekilen patatesler Türkiye'nin birçok yerinde de ekilmeye başlandı. Münavebeli ekim işe yarasa da her bölge için bu kural şu an için uygulanmadığından özellikle Orta Anadolu bölgesinde Nevşehir ve Niğde çiftçisi haksız rekabetle karşı karşıyadır. Nevşehir çevresinde alternatif ürünlere mecburen yönelmek durumunda kalan çiftçiler patates yerine fasulye ve çerezlik kabak çekirdeği kısmen de meyveciliğe yönelmiş durumda olsalar da sonuç üreticileri tatmin edici değildir. Ekilen ürünler (patates de dâhil) bir yıl para ediyor bir yıl para etmiyor. Ürünlerin ekilen yıl para ettiğinde bu kez çiftçilerin büyük çoğunluğu gelecek yıl para eden ürünü ekme yoluna gidiyorlar, böyle olunca da bu kez çok ekilen ürünler arz talep dengesini bozuyor ve para etmiyor.
Çiftçilerde istikrar olmalıdır. Çiftçilerde olduğu kadar Tarım Bakanlığı da ilkeli ve istikrarlı olmalıdır. Bir başka ifadeyle ürün ekiminde istikrar, çiftçileri temsilde adalet olmalıdır. Sözün özü budur.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



