Sayın Başbakan, biliyorsunuz, bugünlerde, sürekli olarak ve her fırsatta " paranın dini imanı ırkı milleti olmaz" diyor.
Biliyoruz ki, Tayyip bey eskiden böyle değildi. Ama gömleğini değiştirip de "küreselci" takılmaya başladığından beri, bu sözü kendisinden çok sık duyar olduk!
Kendisinin, siyaset sahasında en çok çekindiği, karşılaşmamak için köşe bucak kaçtığı kişi olan Saadet Partisi lideri Numan kurtulmuş ise Başbakan'ın aksine "paranın dini de imanı da olur" diyor ve "bu söz, kapitalizmin dini imanı paradır, gerçeğini unutturmak için kullanılmaktadır" diye de ilave ediyor.
Bu işin hocası, Numan Bey olduğuna göre, herhalde Tayyip Bey'in bu sözü kullanırken, bundan sonra çok düşünmesi gerekecektir.
Çünkü bu, öyle "dünya küresel kardeşim" gibi beylik ve artık, ağızlara sakız olmuş laflarla geçiştirilemeyecek kadar önemli bir husustur.
Evet, bugünlerde Başbakan'ın çok vurguladığı küreselleşmiş dünyanın tekelci kapitalistlerinin, uluslararası tekelci sermayenin dinleri de, imanları da paradır.
Dünya üzerindeki bu kadar savaşlar, kan, zulüm, açlık, yoksulluk, emeğin değersizliği, haksızlık, gelir dağılımındaki adaletsizlik vb. tüm olumsuzlukların gerisinde de, bunların, bitmez tükenmez hırsları vardır.
Sayın Başbakan'ın, kendisine, sanki çok şey biliyor havası vererek, sürekli küreselleşmeye vurgu yaparken, bunları, bir daha düşünmesi yerinde olacaktır sanırım.
Bu noktada, bir de, şu hususu vurgulamak istiyorum!
Sayın Başbakan, kendisini eleştirenlere kızarken, hani yine bilgiçlik taslayarak " parayı kim daha ucuza verirse, ondan alırım, bunda korkacak ne var" diyor ya!
Korkar mı korkmaz mı, o kendisinin bileceği iş ama burada, bir atasözünü kendisine hatırlatmakta fayda mülahaza ediyorum.
Tecrübeler diyor ki: "Parayı veren düdüğü çalar!"
Sayın Başbakan, ister ucuz, ister pahalı, nasıl alırsa alsın, düdüğü başkalarının çalmasını kabul etmek zorundadır.
Yine, düdüğün, sadece onların, yani küreselcilerin, yani parayı verenlerin, yani parasıyla seni esarete mahkum edenlerin menfaatleri için çalınması da, kaçınılmazdır.
Zaten kendisi her ne kadar, tribünlere oynamak gayreti içerisinde, bu tür yüksek perdeden konuşmalar yapsa da, düdüğü IMF çalmakta, hükümet ise uygulamaktadır.
Zira başkaca, yapabileceği bir şey yoktur. " Para alan, borç alan emir alır" sözü, boş yere ve laf olsun kabilinden söylenmiş bir söz değildir.
Evet, parayı istediğin yerden almak, belki, senin elinde olabilir, ama o parayı aldıktan sonra, emir almamak, bitmez tükenmez talepleri karşılamamak, senin elinde değildir.
O saatten sonra, ne derlerse onu yapmak mecburiyetin vardır. Çünkü hiç kimse ya da kurum sana karakaşın, kara gözün için para vermeyecektir, zaten vermemektedir de!
İşte IMF' nin akıl almaz, bitmek bilmez dayatmalarının gerisin de de, bu gerçek yatmaktadır.
Bu yüzden, Türkiye ekonomisi zordadır.
Tarım bitme noktasına gelmiştir. Tezgâh dağılmış, yoksulluk artmıştır. İşsizliğin artmasının sebebi de budur.
Türkiye ekonomisi, bu yüzden küresel sermayenin insafına terk edilmiş durumdadır. Stratejik kuruluşlar tek tek satılmış, emek değersizleştirilmiş, çalışanlar kapı önüne bırakılırken, şekere, tütüne, pamuğa, fındığa konulan kotalarla, çiftçinin eli tarımdan çektirilmiş, insanlarımız adeta açlığa mahkûm edilmiştir.
Bu anlayış yüzünden, çok büyük bir tarım ülkesi olan Türkiyemiz, tarım ürünlerini de ithal eder hale gelmiştir.
Bütün bunların sebebi korkmadan alınan paralardır, daha doğrusu borçlardır.
Adam, zaten seni, emri altında tutmak için, borç vermektedir.
Tekelci kapitalist zihniyetin dini imanı olmadığı için "paranın dini imanı yoktur" demesini anlamak mümkündür, ama az çok manevi hassasiyetleri bulunanların, böyle düşünmesini izah etmek mümkün değildir.
Çünkü bunlar, birbiriyle çelişen ve taban tabana zıt hususlardır.
Bu yüzden de, Başbakan'ın, kendisini bir muhasebeye çekmesinde fayda bulunmaktadır. Çünkü kendisinin de çok iyi bildiği gibi, bu dünyanın bir de, öbür tarafı vardır!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




