Paranın gerekliğinden bahsetmek gereksiz; zira şu an muhatap olduğumuz hâdise, mikrobik bir hastalık hakkında; paranın mahiyetine girmek bir nevi...
"Temizlik imandandır" demiyor mu, son Peygamber. Kalplerin kirden arınması gerekiyor evvelâ... Parayı elinin kiri görenlerle, kirlenmeyi güzel görenler arasındaki kutuplaşma yahut kamplaşma, gayet yerinde bir bölünmedir aslında. Böyle böyle bölünmemiz lâzım. Bölünmek güzeldir bazen.
Düşünür haklı: "Dünyanın en yoksul insanı paradan başka hiç bir şeyi olmayan insandır." Bu söz bugünün insanına hitap etmiyor, kimse üzerine alınmasın; çağdışı zaten... Yoksulluk bahsinde insanların ölçüsü bambaşka artık... Saygın kişilik olmak için yoksul olmamaya dikkat etmeli insan! Fakat kim bilir nelerden yoksun kalıyor da, farkında değil.
Kalabalıklar para fetişizminin mahkûmiyetinde yaşıyor. "Para parayı çekiyor." Uğruna neler yapılmıyor ki? Uğruna yaşanır hale geliniyor meselâ. Goethe'nin meşhur sözüyle: "İnsanlar önce para kazanmak için sağlıklarını, sonra da sağlıklarını korumak için paralarını harcarlar." Böylesi bir çelişki mevcut... "Paranın yüzü sıcaktır." İnsan ve dünya paraya göre biçimlendiği müddetçe vahşi kapitalizmin ilkelliğinden kurtuluş yok!
Yoksul, çünkü insani hassasiyetlerden yoksun... Kimse kusura bakmasın, "Müslüman sadece söylediklerinden değil, söylemesi gerekirken söylemediklerinden de mesuldür."
İnsanların para ile olan ilişkisi karakter ifşası açısından hayli mühim aslında. Söz konusu ilişki, eleştirilmeye müsait. Paranın mucidi olan insanın, para ile olan ilişkisi, cahiliye döneminde putlara atfen Hazreti Ömer'in dediği ile benzerlik gösteriyor: "Kurabiyelerden tanrı putları yapar, yol boyunca onlara tapınır, sonra da acıkınca o putları yerdik."
Evet... "Para varsa, huzur var mı" sahiden? Soruya soru ile cevap verelim: "Bu horoz nereye yumurtlar?"
Lüksün ve şatafatın ayyuka çıktığı TV dizilerinde de kaide bozulmuyor: Her büyük evin içinde huzursuzluk bırakmıyor peşini oyuncuların... Şatovari evlerin içinde yaşananlar, "para var, huzur var" ı yalanlıyor. Gözyaşı sahte, tebessüm sahte! "Kimin eli, kimin cebinde" meçhul... Dünün anormallerini, bugün gayet normal olarak seyrediyoruz. Şartlara şartlandırılıyoruz. "Demek ki yapılabiliyormuş" psikolojisiyle, utanmaktan utanan bir nesil yetişiyor. Çünkü insan, insan olduğunu unutuyor çoğu kez. "Büyük ikramiye" sahibi olup da, "hazıra dağ dayanmaz" misali, tükene tükene yaşayanları da işitmişliğim var elbette. Sefil bir şekilde ölüyorlar. "Ne oldum delisi" olmanın vebali, bir köprü altında ölü bulunmakla noktalanabiliyor. "Talih kuşu" dedikleri şey, niçin insanın üzerine pisliyor olabilir? Hâlbuki dışkı kirdir, şans değil!
şık Veysell bir türküsünde, "Kalmamış dünyada ehl-i kanaat / İnsanlar içinde çok fesat gördüm" diyor. Buminval üzere, İbrahim Tenekeci'nin bir şiirindeki mısralar nüksediyor zihnimde: "Hiçbir şeyi tek başına yeme / Diyen sahabenin sözünü / Karıncalar tutuyor ancak."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



