Okul kitaplarının bilindik klişelerindendi, hâlâ aklımdan çıkmamış: "Cumhuriyet fazilettir."
Buna bir itirazım yok. Cumhuriyetin fazilet rejimi olmadığını iddia edecek değilim... Ancak Cumhuriyet eşittir fazilet indirgemeciliğinin doğru olduğuna inanacak kadar da saf değilim. Eğer o kadar kolay olsaydı, yönetim tarzı cumhuriyet olan ülkelerin faziletinden şüphe duymamak gerekirdi.
Demokrasi ve cumhuriyet dendiğinde, nedense sınırsız özgürlük akla geliyor. Maalesef bu yanlış algının 'turfanda aydın tipi' tarafından beslendiğini söylemek gerek. Belki birileri için hayal kırıklığı olacak ama sınırsız özgürlük alanlarına ne kuramda rastlamak mümkün, ne pratikte... Yok böyle bir şey; olmaz da, olması gerekmez de...
Cumhuriyetimizin bunca yıllık tarihinde, hiç sınırsız özgürlük olmadı. Hatta özgürlük olmadı. Bunu Cumhuriyet için elbette bir nâkıse saymak gerekecek ne ki birebir faziletle irtibatlandırmak gerekirse, üzgünüm, demek oluyor ki, bu kadar zamandır fazilet rejiminden mahrumuz.
Cumhuriyet; özgürlükle beslenmeli, özgürlük; faziletle...
Benzetme yerindeyse özgürlüğün bir alt yapı olduğunu söylemek gerekir. Bir takım değerlerle birlikte ya da bir takım değerler için bu alt yapı kullanılırsa bir anlam ifade eder. Özgürlük basamakları, toplamına 'fazilet' diyebileceğimiz, bir takım değerlere erişmek için kullanılırsa, 'öz' gürleşecektir. O nedenle özü olmayanın ipini koparmışlığından söz etmek mümkünse de özgürlüğünden söz etmek mümkün değildir.
Değerler bütünü, özgürlük sanılan hadsizlik için basamak/paspas yapılamaz.
Neoliberal aydın tipi, bağlayıcılığı olan hiçbir değer tanımamaktadır. Daha doğrusu hiçbir değerin bağlayıcılığının olmasını istememektedir. Ne kültür, ne ortak geçmiş, ne ahlâk ve ne de din... Azgın nefsin önünde engel olmamalıdır. İnsanın nefsi emmaresine esir olması, özgürlük olarak takdim edilmektedir. Oysa bizim kültürümüz ve inanç sistemimiz, nefsin dizginlenmesini, daha doğru bir deyişle terbiye edilmesini öğütlemez mi?
Özgürlük olmadan faziletin olmayacağı bir gerçeklikse, azgın nefsin sınırsız özgürlüğünün fazilet olamayacağı da bir başka gerçekliktir. Özgürlük alanları özenle korunmaya muhtaçtır; sınır ihlalleri hangi gerekçe ile olursa olsun mazur görülmemeli, buna fırsat verilmemelidir. Ancak özgürlük namı hesabına, azgınlığın, faziletin sınırlarına yönelik mütecaviz hareketlerine de göz yumulamaz.
Gel gör ki, sapkın anlayış, yanlış özgürlük algısının yerleşmesi için ne lazımsa yapıyor. Özgürlük adı altında toplamı 'fazilet' demek olan değerler bütününe habire balta sallanıyor. Eline kalem alan istediğini yazar... Kime ne! Film çekme kabiliyeti ve imkânı olan, istediği konuyu, istediği biçimde kurgulayarak beyaz perdeye ve ekranlara taşır... Keyfinin kâhyası mısın? Ya gerçeklik... Ya tarihe saygı... Ya hassasiyetler...
Kardeşim, sen böyle dersen, elin oğlu senin dinine diyanetine söz söylediğinde, Peygamberine hakaret ettiğinde, kitabına laf çaktığında, Ermeni meselesini ajite ettiğinde ağzını açamazsın.
Ne yazık, Osmanlı'da her mesleğin bir piri olurdu, her mesleğin bir loncası; belli ki tarih oldu. Kuralına göre oynamadığında pabucun dama atılırdı. Eline kalem ya da kamera alanların bir pirinin olmaması ne kötü!
Hak, adalet, gerçeklik, insanlık ve sorumluluk anlayışı gelişmemiş insanların elinde bilim de sanat da silaha dönüşebilir; Frankeştaynlaşır, halkın beğenisine hitap etmeyen sanat ucubeleşir. Engizisyon değilse de etik değerler, estetik kaygılar bilim ve sanatın sınırları olmalıdır. Ve ne bilim, ne sanat bir tabudur; eleştirme hakkı olmalıdır. Birâder, her türlü saçmalama özgürlüğü var da, bunları eleştirme özgürlüğü yok mu!
Adam, dağın tepesine 'ucube' kondurmuş adına da sanat demiş... Bırak birileri de beğenmesin...
Size göre, oraya salatalık dikilmiş olsaydı, halka sanat eseri olarak onu kutsamak düşerdi.
Adam Yeşilçam'ın alelade jönüne kavuğu giydirmiş, adına da Kanuni demiş... Bu Yeşilçam'ın artisti, elbette Harem'e dalacak! Bari oldu olacak, Kanuni'yi Behlül, Hürrem'i de Bihter oynasaydı ya; hiç değilse rollerinin hakkını daha iyi verirlerdi.
Bilim ve sanata sınırsız özgürlük bahşediliyor da, halkın, demokratik tepki gösterme hakkı yadırganıyor. Daha dün yumurta atma hakkını savunuyordunuz ya... Şimdi vatandaş, RTÜK'e şikâyette bulunmuş; neden çok görüyorsunuz?
Sözde aydınlar, özgürlük havarileri, sanki bu milletin yumuşak karnını bulmuş, ipliğini pazara çıkarmış gibi, yeni filmlerle korkutuyorlar: Ya 4. Murat film yapılırsa... Ya Deli İbrahim beyaz perdeye aktarılırsa...
Her şey yapılabilirmiş, kim ne karışırmış! O zaman oldu olacak biz de film önerileri getirelim. Alevilerle ilgili film yapın, içinde mum söndü falan olsun. Sıkıyorsa... Yahudi soykırımı olmadığını iddia edin de görün dünya kaç bucak... Onu da geç; Mustafa Kemal'in haremini film yapın; hoş sadece Latife hanım olmadı ya... Lafı uzatmaya gerek yok, ilgilenen olursa, bende film konusu çok.
Size kalsa, üniversitelerde türban kapıdan giremez, ama bilimsellik adına porno film, bitirme tezi olabilir. Tahayyülünüz buysa, buna 'fazilet cumhuriyeti' denmez, olsa olsa 'rezaletler cumhuriyeti' denir.
Abdullah Cevdet, Türk ırkının ıslahı için yurt dışından damızlık erkek getirilmesini savunuyordu. Yoksa damızlıklar geldi de, bizim mi haberimiz yok? Sütü bozukluğun başka türlüsüne benim aklım ermiyor da...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



