İkindi masamın üstüne düştü. Penceremin önündeki cevizin yaprakları biraz daha yeşillendi. Bu yıl ağacın cevizi yapraklarından daha çok. Bereketli mübarek. Beyaz masamın üzerinde muhtelif kitaplar üst üste. Kitaplıktan okumak için ayırdığım kitapları masaya yığıyorum. Ayda bir değişim oluyor; okunanlar kitaplığa, okunacaklar masaya!
Hayati öneme sahip soruyu soralım; niçin kitap okuyoruz?
Fayda sözcüğünü aklımızın bir kenarında tutarak asıl yanıtı görüntüleyebilir miyiz? Fayda ekonomi politiğin önemli göstergelerinden biridir. Siyasal anlam içerir çoğu zaman. Toplumsal bağdaşıklığı siyasal sözleşmeyle 'erk'e tahvil eden cephesi daha yaygındır. Bunları göz önünde bulundurarak bireyin sosyoekonomiğindeki yerini 'kitap okuma' bağlamında deşmek istiyoruz. Bir kere fayda deyince ekonomik sebepler akla geliyor. Marketten süt almak faydadır örneğin. Başta fabrikaya sağlanan faydayı genişletebiliriz; ticaretini yapan, sonra halka sunan (market) üretirken veya sunarken çalışanların emeğinin karşılığı. Bir de sütü alırken zarardan doğan faydası. Zarardan nasıl fayda doğar; alıcı ücret öderken alıcı açısından zarar, alıcı beslenirken fayda. Bakın, gördüğümüz gibi hangi açıdan bakarsak bakalım faydanın maddi bir karşılığı var. Bu karşılıktan doğan olay da 'ekonomi'dir. Kaldı ki burada paranın vesayeti de insanı hüküm altına alıyor. Tek değişim aracı olan para insana fayda veya zarar sağlarken insanın temel özgürlüğüne de kısıtlama getiriyor; istediğin gibi düşünemezsin!
Gerçekten insan istediği gibi düşünebilir mi? Özgürlük sözcüğü insanlarda büyülü bir dünya oluşturuyor. İstediğim her şeyi yaptığım zaman özgürüm diyor, çoğunluk. Soralım o zaman; o istediğin 'her şey' gerçekten senin istediğin her şey mi? Bugün sosyal hayatımızda var olan; yaşantımızın temel taşlarını etkileyen ve yönlendiren figüranlar bizim gerçekten istediklerimiz mi? Türkiye'de halkın büyük çoğunluğu televizyonla yönlendirilmiyor mu? Medya kendi isteklerini isteyen-istemeyen herkese dayatmıyor mu? İstemeyen de pek yok ya, neyse. Türkiye'de 'izlenme rekoru' diye bir tanım var; ama 'okuma rekoru', 'iyilik rekoru', 'yardımlaşma rekoru' veya 'adalet rekoru' diye bir tanım yok maalesef. İzlenme rekoru bana çok tuhaf geliyor. Zihni dondurma ameliyesi... Bu yetmedi; şimdi de üç beş yıl oldu 'tıklanma rekoru' diye bir tanımlama uyduruldu. Geneli üniversite geçliğimiz olmak üzere her gün bu tanımı 'çalıştırıp' rekor elde ediyor; vahşi yarışma duygusu...
Ortalama bir Türkiye vatandaşı düşünelim; sabah işe gidip akşam evine dönüyor; yemeğini yiyip çayını içtikten sonra televizyonunu açıp herhangi bir kanaldan bir film veya dizi seyretmek için o "aptal kutusu"nun karşısına geçip kuruluyor. Gördüğü her ne dünya ise aynısını 'istemeyi' hayal hanesine kaydetmiyor mu? Kaydediyor. Gördüklerine inanmıyor mu? İnanıyor. Hani özgürdü? İstediğini istediği gibi yapacaktı. İstediği şeyler kendisinin değil; başkası tarafından 'bu sensin' diye dayatılmış kumanyalardır; ne hazin ki bunun farkında değil bizim insanımız. Bunun farkında olmak elinde fakat. Bir insan ilk önce özgürüm yalanını kendi kendisine itiraf etmelidir. Hiçbir insan özgür değil gerçek anlamda. Özgürlük kavramı da 'medya' gibi 'yapılandırılmış' bir 'kurum'dur. Yani insanların 'istediğini istediği gibi yapacağı bir olay, durum veya yaşantı' diye inandığı gerçekte bir 'kurum'dur. Kendi benliğinde başkaları tarafından 'yapılandırılmış' bir 'kurum'. İşte bu 'kurum'un içinde 'çalışanlar' özgürüm yalanına sahip insanı yönetiyor; o da 'özgürüm' sanıyor. İnandığı kocaman bir sanı, koskoca bir 'sadece'.
Taşların yerli yerine oturması için bir insanın bu 'kurum'dan çıkması dolayısıyla yapması gereken iki temel dayanak var; ilki inanmak! İkincisi ise kitap! İnanmak bizi kader bağlamına götürür. Büyük bir güç (Allah) tarafından 'yaşatıldığımız' için piyasadaki anlamıyla özgürlük hiçbir zaman yoktur. Ancak o 'hüzünlü ama mutlu çerçeve'nin içine girdiğimizde tamamen ve gerçek anlamda özgür olabiliriz. Dayanağımızın bu cephesi başka bir konunun içeriği olduğu veçhesiyle şimdilik daha fazla açmak istemiyoruz. Ama kitap kısmını detaylandırmalıyız. Fayda için okuyorsak bunun maddi karşılığı geldiğinde anlam değeri kaybolabilir. Eğer bütün okumalarımız gerçek anlamda özgürlük içinse; kitap okumanın karşılığı 'insanca bir hayat'tır. Ne mutlu insanca yaşayanlara! Ne mutlu özgürlük için kitap okuyan gençliğe!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



