Irkçı emperyalistlerin, tarihten devraldıkları kanlı mirası üzerimize bomba olarak püskürtmemeleri için, fitne ateşinden uzak durup kendi başımızın çaresine bakmayı öğrenmemiz gerekiyor. Koltuğuna yapışan diktatörler kendi halkına rikkat, devrimciler de fitne ateşine dikkat etmeli...
Seçim sath-ı mailine giren Türkiye'de gündem, hep bildik mevzular. AKP-CHP arasındaki holigan fanatizmi, Ergenekon davası, Tatlıses suikasti, milletvekili aday adaylarının öyküleri, Kürt sorunu vs...
Her sene, her ay, her hafta, her gün tartışıp çözdüğümüz(!) meseleler anlayacağınız. Yani iç gündemimiz kaçmıyor ve yıllardır bizi peşinden sürükleyen konular. İslam coğrafyasında daha epey bir müddet gezinmenin faydası var. Çünkü işin içine, işgalcisi, ABD'si, Sarkozy'si, Avrupa'sı, fitnesi fücürü girdi.
Mağrip'ten başlayıp tüm Afrika ve Asya'yı sarmaya başlayan devrim rüzgarları her geçen gün hızını estiriyor. Mezhep geriliminden, El Kaide'ye, işgalden, sivil Müslüman katliamına, spekülasyondan fitneye dayanan boyutlara vardı Libya, Yemen ve Suriye'deki gidişat.
Özellikle Libya, Bahreyn, Yemen ve Suriye'de durum, Tunus ve Mısır'da başlayan devrim hareketlerinin sağduyulu, şiddetten uzak, silahsız ve kansız eylem sürecinden maalesef farklı bir süreç izliyor.
Bilinçaltılarımız travmayla dolu
Oksidental (Batıcı) zihniyetin, tarih boyunca "el attığı" her "Şark" sorunu, kangrene, katliama, sömürüye çevirdiği yönündeki gerçek, bilinçaltlarımızda tazeliğini koruyor. Dolayısıyla, Yemen ve Bahreyn'de mezhep fitnesi üzerinden oyunlar sergilemeye, Libya'da emperyalist işgal girişiminde bulunmaya başladıklarına şahit oluyoruz.
Türkiye, 1990'lı yılların başından itibaren Avrupa'nın göbeğinde Sırp Çetnikler tarafından bir kez daha tarihteki uykusundan uyandırılan "Haçlı Savaşı" saldırganlığının Bosna ve Kosova'da nasıl bir soykırıma varacağına tanıklık ederken, Fransızların eğitim verdiği Ruanda'daki Tutsi ve Hutu milisleri de 1994 yılında Afrika'da palalarla insan biçiyordu.
3 ayda 800 bin insan katledildi
Üç ay içerisinde, 800 bin Tutsi ve Hutu'nun birbirini yok etmesine, BM, NATO ve bugünün "barış cengaveri" ABD ile Fransa başta olmak üzere tüm dünya seyirci kalmıştı. Yıllarca Fransa'nın desteklediği Tutsilerin ve Belçika'nın desteklediği Hutuların daha önce yaptıkları katliamların öcünü almak gerekçesiyle yaptıkları vahşi soykırımı hâlâ unutamadık. Nisan 94'teki bu katliamlara tanık olan bölgedeki Kanada ordusuna bağlı bir komutan, bizzat BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ı arayarak katliamın vahşetini bildirmiş ve ne yapılması gerektiği sorusuna ise "Sakın müdahale etmeyin" yanıtını almıştı. Irak ve Afganistan "özgürlükçüsü" ABD ise öldürülen 10 BM askerini bahane göstererek, BM Barış Gücü askerlerinin derhal Ruanda'dan çekilmesini sağlayarak katliamın soykırım boyutuna varmasını sağladı. Öyle ki bugün dünyada soykırımlara seyirci kalmayacaklarını yalanını söyleyen Fransa ve ABD gibi ülkeler, Ruanda'ya müdahale etmemek için BM'de soykırım sözcüğünü içeren tüm önergelerin değiştirilip çıkartılmasını istemişlerdi.
Fransa o dönemde yeni bir karar alarak, katliamı engellemek yerine, katliamı destekleyen Hutu hükümetine askeri yardıma başladı. Bölgede hızla ilerleyen Fransız askerleri, Kongo'ya kadar olan bölgenin yönetimini ele geçirerek o güne dek katledilen 600 bin insana ek olarak kendi sorumlulukları altındaki bölgede 200 bin kişinin daha öldürülmesine yardımcı oldu.
Batı'nın Asya karakolu: Rusya
Şimdi bir de "iyi polisi" oynayan Oksidental zihniyetin Asya'daki pergel ayağı Rusya'ya bakalım. Uzak değil yakın tarihten ve neredeyse aynı dönemden bahsediyoruz. Bosna ve Ruanda'da bu soykırımlar yaşanırken aynı dönemde 70 yıllık Komünizme veda eden Rusya da 1991'de bağımsızlığını ilan eden Çeçenistan'a acımadı. Ruslar, 1994 yılının aralık ayında, hem havadan hem de karadan Çeçenistan'a saldırdı. Ve Rusların Çeçenya soykırımında da ilk savaşta 120 bin Çeçen vahşice katledildi. 1999 Eylül'ünde başlayan ikinci soykırım döneminde de Ruslar bugüne dek toplam 260 bin Çeçeni şehit etti. Öldürülenlerin yaklaşık 50 bini 8 yaşın altındaki çocuklardı.
Bugün Libya işgal girişimini, "Haçlı Seferi" olarak yorumlayan Vlamidir Putin'in, Çeçenya soykırımı sırasında söylediği sözler ise hala akıllardadır: "Çeçenlere hak ettikleri cezayı veriyoruz!"
1945 yılında Cezayir'de sistematik işkence ve toplu katliamlarla 45 bin Müslümanı katleden Fransa, halen bu katliamların sorumluluğunu bile üstlenmiş değil. Vietnam'da 1 milyondan fazla insanı katleden ABD "girişimciliği"ne ve Afganistan'da milyonları yok eden Sovyetik şiddete daha değinmiyoruz bile.
Sömürgeci emperyalizmin, merkantilist geçmişinden başlayarak bugüne kadar müdahale ettiği her kara parçasında nasıl "insanlık şaheserleri" bıraktığını iyi biliyoruz. Bosna, Kosova, Ruanda'nın üzerinden "15 yıl geçti" deniliyorsa sömürgeci emperyalist ırkçılığın tarihten aldıkları kanlı mirasları bugünlere taşıyacaklarının en canlı örneği olarak Irak ve Afganistan işgalleri duruyor karşımızda...
Fitneye dikkat, Halka rikkat!
Şimdi Bahreyn ve Yemen'de asıl hedefi unutup mezhep ayrılığına sapanların da, oralara müdahale eden komşu ülkelerin de, kavgaya karışanların da oturup bir kez daha düşünmesi, bu içerikteki bir kavganın kimin işine yarayacağını düşünmesi gerekiyor. Aynı şekilde Suriye'de babasından kanlı bir miras devralan Beşşar Esad'ın da bir an önce elini çabuk tutup reformları hızlandırması, babasının ve amcasının katlettiği on binlerce Hama ve Humuslunun çocuklarından özür dilemesi ve özgür seçimler yapılabilmesi için halkın önüne somut bir geçiş takvimi sunması gerekiyor.
Zalim diktatörlüğün zulmü altından senelerdir mağduriyet yaşayan Müslümanlar, silaha sarılır veya iç çatışmaya enerji harcar ise Tunus ve Mısır'daki gibi kansız geçişler hayal olur. Aynı şekilde darbe ile ele geçirdikleri veya babalarından devraldıkları krallık koltuklarını halka bırakmayan diktatörler de (Beşşar Esad ve Kaddafi gibi) istedikleri kadar "İsrail düşmanı" olsunlar, işgal için fitne ve kaos isteyen Batılı saldırganlığın yoluna kırmızı halı sermiş olurlar. Bunlar yapılmadığı takdirde yağ sürülecek ekmeğin bizim değil, yine emperyalistlerin ve onların içimizdeki kuklacılarının ekmeği olacağını tahmin etmek kehanet olmayacaktır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



