Seçme gücü insanidir ve böyle olmaya da devam edecektir. İnsan merkezli düşüncelerde hareket noktası bazen çok farklı alanlardan yapılabilir ama insanlığın düşünce tarihi bize şunu çok iyi göstermiştir ki sorumluluk ile hürriyet arasında çok önemli bir ilişki vardır.
Sosyal olguları tanımlama ilk anda çok kolay görünür ama iş anlatıma, kelimelere gelince yapılanın zorluğu belirir. Hürriyet insana yakışır, akıl, his ve sosyal yapı hürriyet olgusunu farklı açılardan değerlendirir. Hürriyeti en yalın manada ele alarak konumuzu işlemeye devam edelim. İnsan önce kendi hürriyetini benimser davranış ve düşüncesinde özgür olmanın sonucu olarak hal ve hareketlerini düzenler. Örneğin bir tutuklunun hürriyeti ile benim hürriyetim bir değildir. Ben bağlanmış olarak kendi odama otururken hürüm. Fakat hücresinde bulunan bir mahkûm bağlanmadığı halde hür değildir onun hürriyeti alınmıştır. Bu iki örneği incelemeyi sürdürecek olursak tutuklu diye bildiğimiz şahıs düşünmekte ve değişik tercihlerini devamlı uygulamakta bunun sonucunda değişik olguları harekete geçirmektedir. Bana gelince mahkûmdan farklı olarak fiziken zorlanmamakla beraber düşünce ve seçme bakımından mahkûm insanla aynı biçimi paylaşmaktayım. Bu durum şunu açıkça gösteriyor ki medeni ve siyasi hürriyetimiz için sabit ve değişmez olan esas, ancak bu düşünce hürriyetidir. Buna göre diyebiliriz ki, ahlakın en önemli prensibinden olan hürriyet ve seçme, fiil veya terk üzerine güç yetirebilme değil, belki tercih ve tercih etmeme, irade ve irade etmeme hususunda güç sahibi olmaktır. Bu olgu olmadan hiçbir ahlaki sorumluluk olamaz. Olaya bu açıdan yaklaştığımızda her insanın kendisinin hür olduğunu bilir ve ona inanır. Ben karşılaştığım konuyu etraflıca düşünmekte ondan sonra karar vermekteyim. Aldığım karar her zaman menfaatime uygun olmamakta iyi diye düşündüğüm iş neticede büyük zararları getirmekte bazen de iş tam ters biçimde oluşmaktadır. Zihnimde yaptığım bu değerlendirme benim hürriyetimin başlangıcını oluşturur aldığım karara gelince onun sorumluluğu ve getirisi tamamen bana aittir. Durum bu merkezde iken insan hürriyetinin olmadığını beyan edip bu konuda insanla yanlış noktalara sevk etmenin ardında ne olduğunu bilmek ve bunu bildirmek boynumuzun borcudur. İnsan özgürlüne yok diyenler buradan kendi sultalarını kabul ettirmenin taktiğini uygulamıyorlar mı dersiniz? Yaptığım iş iyi, beğenilen özellikte olduğunda ondan kendime çıkarttığım pay bana mutluluk olmaktadır. Yaptığım davranışın yanlış olması ise bedenimde ve düşüncemde zarara yol açmakta, rahatsızlık oluşturmaktadır. İşte bu iki farklı durum ister istemez hayatımızda seçme hürriyetinin ne kadar önemli olduğuna işaret etmektedir. İnsanın seçme hürriyeti kabul edilmedikçe sosyal, dini, edebi hiçbir olguyu tam olarak şekillendirmemiz mümkün değildir. İnsana yapılan tahakkümler işte bu noktadan başlayarak tahribe yol açmaktadır. İslamiyet insanın seçme özelliğine sıkça vurgu yapıyorsa bu konunun önemindendir. Fertte önce oluşturulması gereken hürriyet zihni hürriyettir. Modern zamanların insanları bu sorumluğu omuzlamak zorundadırlar yoksa insanı bekleyen felaketlerin önüne kimse geçemez. İnsanın düşünce hürriyetini devamlı gündemde tutmanın yolunu bulmalıyız. Dayatmalara karşı çıkmanın, baskıların ulaşamayacağı bu alan özgür fertlerin üzerine titredikleri mahrem bölgesi değil midir? Toplum önderleri kendi bağlılarını etkilemeye buradan başlıyor ve kendi hegemonyalarını önce zihinlere bina ediyorlar. Temizlik harekatı önce zihin putlarına yönlendirilmeli insan düşüncesine öyle ya da böyle engeller koyanlara karşı bilinçli çabalar geliştirilmelidir. Kendi güveni olmayan fertler önce gidip efendilerinin eline kuşatıcı özelliklerinin tapusunu vermekte ondan sonra EMİR KULU olmanın tadını çıkarmaktadırlar. Bakalım işin sonu nereye varacak.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



