milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • MEDYA
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

10 ŞUB 2012 CUM
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • DERİN SAVAŞ
  • BİLMECE YUMAĞI
  • 'ORTADA SUÇ FALAN YOK'
  • DAVASININ ERİYDİ
  • TEZKEREYLE Mİ DÖNECEK?
  • FİDAN'I KİM HARCAMAK İSTİYOR ?
  • DIŞA BAĞIMLI OLARAK BÜYÜK DEVLET OLUNAMAZ
  • BİR ÜLKENİN BAŞBAKANI, EMPERYALİST PROJE İÇERİSİNDE YER ALABİLİR Mİ?
  • FATİH'İN KARADAN YÜRÜTTÜĞÜ GEMİLERİN BELGESİ BULUNDU
  • BÇG'Yİ DE GÖRÜN

Oyunbozan

09 EYLÜL 2010
PER 03:40

[-] Normal [+]
  • Gündem
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

Dünyaya gelme şaşkınlığını henüz üzerinden atmış bir adam ne yapar? Herhalde sustuklarını konuşur. Şayet şaşkınlığını atlatamamış olsaydı konuşacaklarını susmak zorunda kalırdı. Atlatılan ilk şaşkınlıkla beraber ortama alışma süreci başlar. Ortama alışmak ortalama insan olmanın bir gereğidir. Eğer ârif, hakim ya da şairseniz durum değişir. Çünkü insan olmak açısından ortalamanın üzerine çıkmış (biraz fazla insan olmuş) bu kişiler için alışmak zamanın ve mekânın bir parçası haline gelip yaşanan ortama eklemlenmek demektir. İnsanın kendi yüzüne kendini göremeyecek kadar aşina olup alışması gibi. Her şairin dünyayla kurduğu ilişkiyi bu alışıp alışamama durumu belirler. Yıllar önce yazdığım bir şiirimde şöyle demiştim: "Kim derdi ki yanlış yerde indiğimiz bu dünya / Kapısında tüy kanatlı bolca çocuk gezdiren /Adresimiz olacak..." Şaşkınlığı henüz üzerimden attığım için olmalı ki fark ettiğim ilk şey, dünyanın aslında gitmek istediğimiz yer değil yanlış yerde indiğimiz bir mekân oluşuydu. Bu yüzden şaşkınlığımı bir kenara bırakıp yaratıcıdan özür dilemiştim: "Tanrım, burası dünya! Gelmişim bir kere özür dilerim."

Bir şairin kendisi üzerinde olup biteni sezdiğinde ortaya koyacağı tavır aynı zamanda onun yazınsal serüvenini de belirliyor. Bir yalnızlık ya da yanlışlık tarafından mı sürükleniyor, oyuna mı geliyor, oyunu mu seziyor yoksa oyun mu oynuyor? Genel anlamda bütün sanatlar özel manada ise şiir hep bu kaygıların izini sürer. Sanat adına yapılanların hepsi bir oyundur diyenler dünyanın temposuna eşlik edip bütüncül akışına ayak uyduranlardır. Oyuna gelenler dünyayı olduğu gibi kabul edip hazır buldukları sofraya oturanlar ve kurallarını bilmedikleri halde oyun halkasına dahil olanlardır. Bütün bunların dışında bir de oyunbozanlar vardır ki işte bu insanların dünyayla verip alamadıkları vardır. Oyunu sadece sezmekle kalmazlar aynı zamanda oyunu bozarak bozdukları bu oyundan yeni bir dünya inşa ederler. Şair nedir ve kimdir? Eğer şairseniz bu tür sorularda aklınıza ilk gelen cevap doğrudur. Ahmet Edip Başaran benim bu yargımı kuvvetlendir biçimde zihnini şiire yakın tutarak kendini en iyi anlatan kelimeyi buluyor: Oyunbozan! Bu kelime sadece şiir ile şairi ortak bir paranteze alıp müşterek bir tanımda birleştiriyor. Şiir oyun değil tam tersi oyun bozucudur; şair oyuna gelmez bilakis oyun bozar.

Dünyanın bir oyun yeri, hayatın oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu dikkatten kaçırmadığımız zaman şairin dünya ile ilişkisi muhkem olanın müteşabih (iğreti) olanla ilişkisi olarak değerlendirilebilir. Şairin şiirsel dikkati dünya sahnesinde sergilenen hayat denen oyunun ne denli iğreti ve geçici olduğunu anlayabilecek kudrete sahiptir. Şair oyunun kuralının ve yaşamın ayarının nasıl bozulduğunu anlatarak şiire giriş yapıyor: "Biz gramla ölürüz burada, biraz kekeme biraz şaşkın..."

Modernite'nin en önemli misyonu dünyada sahnelenen şeyin oyun olduğu gerçeğini saklamak ve unutturmaktır. Dünyayla muhatap olan her modern insan sahnelenen oyunun cazibesinden mütevellit şaşkın ve kekemedir. Dünyada olup bitene duyduğu alakanın şaşkınlığı dünyaya geliş şaşkınlığıyla yer değiştirmiştir. Bu yüzden modernizmle sadece şiir ve şair baş edebilir. Modern şiir bile modern olana karşıdır. Modernizm hepimizi oyuna gelmeye çağırır. Şiir ise herkesi oyunu bozmaya davet eder. Ve şunları söyler: "Oyun bitince ağzımızda kekre bir tat, ey aldanış; / Burada herkes kendinde açılmış kocaman bir yara!"

Evet, kendisine ebedi anlamlar yükleyenler için dünya kocaman bir yalan, hayalleri ve rüyaları olan her insan için ise müzmin bir aldanıştan ibarettir. Şair oyunu sezdiği andan itibaren oyundan çıkmaya davranır: "Biz yenildik ve kalkıyoruz dişimizi kıran bu ağır sofradan..."

Her şeye rağmen yaşıyorsak bilinsin ki bu dikkatsiz ve dalgın olduğumuzdandır. Şayet birazcık dikkatli olmuş olsaydık kendimizi böyle bırakır mıydık hayatın karşısında? Ne zaman ki hayat karşısında dikkatimiz dağıldı ve yaşamsal dalgınlığı üzerimizden attık işte o zaman oyun bozuldu ve sofradan kalktık: "Acıkırdım acıkmak da bir dalgınlıktır / Doyardım doymak da bir dalgınlık / Her gün ölürdüm ölmek de bir dalgınlık..."

Ahmet Edip Başaran ilk şiir kitabı Oyunbozan ile şiire çok iyi bir yerden başladığını gösterdi. Söylemek istediklerini harici zorlamalarla değil iç imkânlarla ustalıkla başarıyor. Hem de ideolojik ya da dinsel telkin veya angajmanlara hiç sapmadan. Üstelik bunu yoğun tasavvufi duyarlığını dışarıya sızdırmadan yapabiliyor. Tasavvuf esintisinin şiirin dallarını kırmadan kendini gösterdiği şu dizelere dikkat: "Ben sana inanmıyorum havlayadur göğsümde nefis", "Ben ney üflerim ezelin ve ebedin bahçeleri mesnevileşir", "Dünya şahların piyonları yediği bir oyunmuş..."

Elbette bir gazete yazısına şairin bütün bir şiir dünyasını sığdırmak mümkün değil. Fakat şu kadarını söylemek bir şeyi yerli yerine koyma davamızın şiarından sayılsın: Ahmet Edip Başaran bu ilk kitabıyla sadece iyi bir şiirin ayak seslerini duyurmakla kalmıyor, çok daha önemlisi, epeydir hasretini çektiğimiz piyasaya hiç tenezzül etmeden gücünü iç imkânlarından alan karakter sahibi bir şairin varlığını da müjdeliyor.

Oyunbozan, Şiirler, Ahmet Edip Başaran, Profil Yayınları

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Gündem bölümü’nde 09.09.2010 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
  • tags Etiketler: dünya, hakim, şair,
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.

Yazar

Hüseyin Akın

araştırmacı yazar

  • Özgeçmişyazarı tanımak ister misiniz?
  • Arşivyazarın diğer tüm makaleleri
  • Mesajyazarla iletişim kurmak için
  1. Bu yazarı benim yazarlarıma ekle
  2. Tüm yazarlar
  • Yazarın

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Bu bir veda yazısıdır: Sel gider, kim kalır?
    2. İçimizdeki kitabı kim susturdu?
    3. Tüfeksiz Hareketler
    4. Ey Türk ihtiyarlığı!
    5. Oyunbozan
    6. Memleket ağzı ve Güneyce-Rize sözlüğü üzerine
    7. Slogan kuşağı
    8. Edebiyatta abicilik ve lobicilik üzerine
    9. Dilekler arası Ramazan
    10. 12 Eylül’de bir yaşıma daha girdim
    1. Rehber öğretmenler ne iş yapar?
    2. İlahiyat Fakültesi Cenab-ı Hak ile ilişkiler bölümü
    3. Hoş geldi İHL Sözlük
    4. Mahalle baskısı değil, sokak kavgası
    5. Çıdam...
    6. Çanakkale’nin Kastamonulu kahramanları
    7. Dünyaya kapı aralığından bakan bir şairin fotoğrafı
    8. Düzgün din dersi...
    9. Bu bir veda yazısıdır: Sel gider, kim kalır?
    10. Başörtülü kızlar kimlerle evlenecek?
    1. Rehber öğretmenler ne iş yapar?
    2. Başörtülü kızlar kimlerle evlenecek?
    3. Ramazan bizim neyimiz olur?
    4. Şef/katsayı
    5. Hayırda yarışmak ve bazı etkisiz etkinlikler
    6. Viyana'da bir önder: Wonder
    7. Akif'in nesli diyordum ya...
    8. Mahalle baskısı değil, sokak kavgası
    9. Dikkate değmez bir yazı
    10. Açılım mı, yoksa saçılım mı?
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Gündem

    1. Derin savaş
    2. Bilmece yumağı
    3. 'Ortada suç falan yok'
    4. Davasının eriydi
    5. Tezkereyle mi dönecek?
    6. Fidan'ı kim harcamak istiyor ?
    7. Dışa bağımlı olarak büyük devlet olunamaz
    8. Bir ülkenin başbakanı, emperyalist proje içerisinde yer alabilir mi?
    9. 'İsrail kalkanını kuran ben değilim'
    10. PKK'nın dağ kadrosunun yarısı 18 yaşın altında
  • Diğer

    1. Otomotiv ihracatının yüzde 35'i Bursa'dan
    2. "150 avrodan yüksek hediye kabul edilemez''
    3. Kartlarla 546 milyar lira harcadık
    4. OPEC, petrol talebi tahminini düşürdü
    5. Kapıkule Sınır Kapısı araç trafiğine açıldı
    6. Nasrallah'tan Suriye rejimine destek
    7. Parkinson hastalarına Tai Chi yapmaları tavsiyesi
    8. Özgürgün: "Kıbrıs Türk halkı kısır döngü içerisinde bırakılamaz"
    9. Hava trafiği 2012 yılına yükselişle başladı
    10. Akar: Olay bağışcının verdiği eksik bilgiden kaynaklanmaktadır
  • Çok Okunanlar

    1. Gün ortasında camileri yaktılar
    2. “AKP’nin dindar nesli böyledir!”
    3. Fidan'ı kim harcamak istiyor ?
    4. Fatih'in karadan yürüttüğü gemilerin belgesi bulundu
    5. Tezkereyle mi dönecek?
    6. BÇG'yi de görün
    7. Mersin'de muhteşem Milli Gazete gecesi
    8. Bir ülkenin başbakanı, emperyalist proje içerisinde yer alabilir mi?
    9. "Erbakan'ın etkisi hiç bitmeyecek"
    10. 'Yeşil'e yakalama kararı!
  • Çok Yorumlanan

    1. Haniye İran'a gidiyor
    2. İstifa eden başkana tutuklama
    3. Uluslararası Af Örgütü endişeli
    4. Sinemanın Ankara'sı
    5. Humus'ta kan durmuyor
    6. Sahabe sadece inandık demekle yetinmemişti...
    7. Polonya'da 62 ölü var!
    8. İsrail'le sımsıkı biçimde birlikte çalışacağız
    9. Hamas ve El Fetih anlaştı; hükümeti Abbas kuracak
    10. 'Suriye ciddi bölünme tehlikesi geçiriyor'
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
shape
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Haberler | Bisiklet Mağazası | Bebek Mağazası | ticaretmerkezi.com.tr | Kombi | Bebek Ürünleri

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek