Hükümetin başı, mensubu bulunduğu partinin, tabanda oy kaybetmeye başladığı her dönemde, yaptığı ani çıkışlarla bunu önlemektedir. Oyunu bazen kendisi oynamakta, bazen de başkalarına oynatmaktadır. Yani, piyon ve işbirlikçi kullanmaktadır.
Nitekim, 2007 genel seçimleri öncesi ana muhalefetin (CHP) akıl almaz politik taşkınlıkları, hukuku zorlayan teşebbüslerde bulunması, her vesile ile Anayasa Mahkemesinin kapılarını aşındırması, diğer taraftan bazı düşünce(!) derneklerinin mitingler düzenlemeleri, o mitinglerde manevi değerlere karşı slogan taşımaları ve söylemlerde bulunmaları, aba altından sopa gösterme anlamına gelen asker mahreçli bildiriler, bizi teyit etmektedir.
Gerek muhalefet ve gerekse bahis konusu mitinglere katılanlar, meydanlara dökülmeyip, Anayasa Mahkemesi kapılarını aşındırmayıp, sessiz sedasız kalsalardı, AKP'nin oyu kendiliğinden düşecekti. AKP'nin yaptırmış olduğu tüm anketler, AKP tabanında oy erozyonunun başladığını göstermekteydi.
AKP sahnede oynatacak figüran bulamayınca, kendisi, yani hükümetin başı sahneye çıkmakta ve oyunu oynamaktadır. Davos Platformunda olduğu gibi. Ama, aklı eren elit çevrelerde bu görüntüler tasvip edilmemekte, kültürel seviyesi düşük olan bazı alanlarda tesiri olabilmektedir.
Senaryo, önce 22 Aralık 2008'de Ehud Olmert'in Ankara'yı ziyareti esnasında hazırlandı ve karşılığı 17 milyon dolarlık bir ihale ve ASELSAN'ın 140 milyon dolarlık borcunun defaten ödenmesi oldu. Bundan sonra oyunun ikinci bölümünün sahnelenmesi, Davos'ta gerçekleşti. Bunun aksi asla düşünülemez. Ama milletimizin bir bölümü, hâlâ bunun farkında değildir. Perdenin arkasındaki çalışmalardan haberdar olamayan milletimizin, manipüle edilişi kolay olmuştur. Bütün mesele Millî Görüş'ün ivme kazanmasından kaynaklanmaktadır.
Mesele, bir zamanlar 500. Yıl Vakfı Başkanı'nın söylediği gibi, "500. Yıl Vakfının asıl meselesi, Erbakan ve arkadaşlarının önünü kesmektir." Nitekim de, öyle oldu.
Davos olayı, bir müddet önce Çağlayan Meydanında çağlayan haline dönüşen Saadet Partisi mitinginin tesirini silmek, tabanın yeniden Saadet Partisi'ne dönmesini bertaraf etmek için gündeme getirilmiştir. Oyun stratejik ortakla birlikte Ankara'da kararlaştırılmıştır. Bunun aksini düşünmek, fazlaca safdillik olur. Çünkü, Davos'ta hükümetin başı, "Benim tavrım Musevilere, Yahudilere ve Şimon Peres'e karşı değildir" demek suretiyle, bizi teyit etmiş ve etmektedir.
Sahne almada mahir olan hükümetin başı, bugünlerde de muhalefeti sahneye çekmek için sıkıştırmaktadır. Ana muhalefetin Kur'an Kursu açma açılımına, var gücüyle saldırmakta ve şovuna devam etmektedir. Ana muhalefetin çarşaflı hanımları üye olarak partisine kaydetmesi, onlara rozet takması, AKP'nin son derece sinirlerini bozmuştur. Çünkü, kendisinin istismar ettiği alanı, başkalarının istismar etmesini istememektedir.
Başörtüsü için ormanda birkaç ağaç diyen, hükümetin başı değil midir? Başörtüsünün genelde %1.5'un problemi olduğunu söyleyen, eski Başbakan Yardımcısı, şimdiki Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin değil midir?
CHP adaylarının bazılarının, her mahallede Kur'an Kursu açılımlarına tepki gösteren AKP hükümeti, iktidarları içinde Kur'an Kursu açanlara ceza tertipleyen ceza kanununu düzenlemedi mi? Ana muhalefetin, iktidar olması halinde veya Belediye Başkanlığı seçimlerinden başarılı çıkması durumunda, her mahallede Kur'an Kursu açmasını düşünmesi, CHP için bir gelişmedir. Bunu takdirle karşılamak gerekirken, hükümetin başının salvo ateşine girişmesi, paniklemesinin ve alanı kaptırmasının bir tezahürü değil midir? Dolayısıyla, çuvallayan, çarşafa dolanan ana muhalefet değil, yaptığı kanuni düzenlemelerle Kur'an Kurslarını sıkıntıya sokan AKP iktidarıdır. Ama bunu görecek göz olmayınca, basiret de bulunmayınca, hükümetin başı da oyun oynamaya devam eder.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




