milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • SAĞLIK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

29 MAY 2012 SAL
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • HATİB: "İSRAİL SAHTE MEZARLAR ARACILIĞIYLA TARİHİ ÇARPITIYOR"
  • PAKİSTAN'DAN FÜZE DENEMESİ
  • FİLİSTİN'DE MİLLİ MUTABAKAT HÜKÜMETİ GÖRÜŞMELERİ KAHİRE'DE BAŞLADI
  • FATİH SULTAN MEHMET'İN TÜRBESİNİ ZİYARETLE BAŞLADI
  • PKK IĞDIR'DA 10 KİŞİYİ KAÇIRDI
  • PAKİSTAN'DA ENERJİ KRİZİ ELEKTRİK AÇIĞI 7200 MEGAVATA ÇIKTI

Öteki Saidi Nursi...

09 HAZİRAN 2008
PZT 01:52

[-] Normal [+]
  • Gündem
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

Kitaplarından okuduğumuz ve “bize anlatılan” olmak üzere iki tane Said-i Nursi ile karşı karşıyayız. Kuşkusuz onu sağlıklı bir şekilde anlayabilmenin en ideal yolu, onu kendi sözlerinden tanımaktır. Her şeyden önce Said-i Nursi, inandığı ideal uğrunda ömrünü tüketmiş bir dava adamıdır. Sadece bu yönüyle bile tanınmaya layıktır.

Said Nursi batıl karşısındaki korkusuzluğuyla ve İslamî mücadeledeki inatçılığıyla bilinen bir şahsiyettir. O, kolay zamanda ahkâm kesenlerden değil, zor zamanda hizmet edenlerden olmuştur. İslam’ın izzetini göstermek hususunda ise en ufak bir zaafı söz konusu değildir. Nitekim Sibirya’da esaret altında kaldığı sırada Rus Komutan karşısında ayağa kalkmaması ve ona “Ben İslam âlimiyim, imansızın karşısında ayağa kalkamam”(1) diyerek karşı koyması, sarığını çıkartmasını isteyen Ankara Valisi’ne “Bu sarık ancak bu başla birlikte çıkar” diyerek cevap vermesi, İngiliz Anglikan Kilisesi Başpapazının, “İslamiyet hakkında sorduğum bu altı soruya altı yüz kelime ile cevap isterim!” diye söylemesi üzerine, “Ayağını boğazımıza basmış vaziyette küstahça soru soran bu papaza, değil altı yüz kelime, değil altı kelime bir tükürük ile cevap veriyorum!” şeklinde cevap vererek anlamlı bir “diyalog dersi” vermesi, Divan-ı Harp’teki yargılandığı mahkemede berat etmiş olsa bile mahkemeye teşekkür etmeyerek, talebeleriyle birlikte “Zalimler için yaşasın cehennem” sloganıyla Beyazıt’tan Sultan Ahmet’e kadar yürüyüş yapması, onun İslam’ın izzetini en güzel bir şekilde temsil ettiğini göstermektedir. (Bkz: Tarihçe-i Hayat) Zira onun en belirgin özelliği haksızlık karşısında susmamış olması ve tarafsız kalmayarak daima haklının tarafında yer almasıdır.

Said-i Nursi, ömrü boyunca zulme boyun eğmemeyi ve batıl ile mücadele etmeyi kendisine bir vazife bilmiştir. Bu sebeptendir ki çileli ömrünü, zindanlarda ve sürgünlerde geçirmek zorunda kalmıştır. Fakat zindanda da olsa, Yüce Allah’ı tanımanın en büyük nimet olduğunun bilinciyle hiçbir zaman bu durumdan şikâyet etmemiş, bilakis memnuniyetini şöyle ifade etmiştir.

“O'nu tanıyan ve itaat eden, zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan, saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır. Hatta bir bahtiyar mazlum idam olunurken bedbaht zalimlere demiş: Ben idam olmuyorum; belki terhis ile saadete gidiyorum. Fakat ben de sizi idam-ı ebedî ile mahkûm gördüğümden, sizden tam intikamımı alıyorum. Lâ ilahe illallah diyerek sürûr ile teslim-i ruh eder.”(2)

Din kardeşliğini düstur edinmesi

Said-i Nursi’nin, döneminin siyasal güçleri ile arasının açık olduğu bilinmektedir. Hatta bu sebepten birçok defa haksızlığa uğramıştır. Müslümanlığın mayasında din uğrunda haksızlığa uğrayan tüm mazlumlara sahip çıkma ve onlara değer verme erdemi vardır. Bu nedenle Said-i Nursi’yi de diğer mazlum şahsiyetler gibi tanımak ve anlamaya çalışmak zorundayız. Kaldı ki bugün Müslümanlar arası fikir ayrılıklarının ve ihtilafın en temel sebeplerinden bir tanesi, yeteri kadar birbirimizi tanımak istemeyişimizdir. Karşılıklı derdimizi anlatmamız ve bir şeyleri paylaşmamız, zannedersem iletişim problemlerinin yol açtığı ayrılıkları da bertaraf edecektir. Bu nedenle öncelikli olarak birbirimizi anlamaya çalışmamız, başka dinlerin mensupları ile bir şeyleri paylaşmaktan çok daha anlamlı olsa gerekir. Said-i Nursi’nin bizzat kendisi de Müslümanların fikir birlikteliği içinde olmaları gerektiğine inanmış ve din kardeşliğinin önündeki bütün engellerin kaldırılması için çalışmıştır.

Bizler, Said-i Nursi gibi fikir dünyamızda bir iz bırakmayı başarabilmiş ve kitleleri etkileme gücüne sahip olan müstesna şahsiyetleri tanımada bir acziyet gösterecek olursak, bu durum; aynı dine inanan farklı kitlelerin de birbirlerinden uzaklaşmasına sebebiyet verecektir. Bizim maksadımız, yeni ayrılıklar çıkartmak değil, ayrı düşmüş unsurları bütünleştirebilmek olmalıdır. Bu anlayış, Müslüman kardeşliğinin bir gereğidir. Said-i Nursi’nin bu konudaki şu uyarısı gerçekten de takdire şayandır: “Ey ehl-i iman! Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz, aklınızı başınıza alınız! İhtilafınızdan istifade eden zalimlere karşı “Müminler ancak kardeştir” kal'a-i kudsiyesi içine giriniz, tahassun ediniz. Yoksa ne hayatınızı muhafaza ve nede hukukunuzu müdafa edebilirsiniz.”(3)

Said-i Nursi kendisine “Müslüman kardeşliği” ilkesini düstur edindiğinden dolaydır ki, kavmiyetçiliği de bu kardeşliğin önündeki en büyük engel olarak görmüştür. Meseleye bu nokta-i nazardan bakarak şöyle söylemiştir. “Biz Müslümanlar indimizde ve yanımızda din milliyet bizzat müttehiddir, itibari, zahiri, arizi bir ayrılık var. Belki din milliyetin hayatı ve ruhudur.”(4) Bu önemli tespiti bile onun kıymetinin bir kez daha göstermektedir.

Medeniyetten istifası

Said-i Nursi istibdada ve baskıya boyun eğmeyen, özgürlüğünden taviz vermeyen haysiyetli bir kişiliğe sahiptir. Zorlama ve dayatmalarla davasından vazgeçecek veya şartların müsait olmadığını bahane ederek mücadelesini sekteye uğratacak bir kişilik değildir. Öyle ki “Bu mimsiz medeniyette görmediğim hürriyet-i fikir ve serbesti-i kelâm ve hüsn-ü niyet ve selâmet-i kalb, Şarkî Anadolu’nun dağlarında tam mânasiyle hükümfermâdır”(5) diyerek hürriyetsiz bir hayatı insanlık izzetine aykırı bulmuş ve böyle bir hayatın figüranı olmaktansa, Doğu Anadolu dağlarındaki münzevi fakat özgür bir hayatın başrolünde oynamanın evla olduğunu söylemek istemiştir.

Said-i Nursi medeniyetin kendi öz değerlerimizden beslenmesi gerektiğini düşünmüş ve batıdan devşirilmeye çalışılan sözde bir medeniyetin bizim dallarımıza aşılanmasına karşı çıkmıştır. İslam’ın genlerinin bu toplumun iliklerine kadar işlediğini bilen Said-i Nursi, biz “biz” olarak kaldığımız müddetçe böyle bir aşının asla tutmayacağının farkındadır. Bu düşüncelerle Said-i Nursi, dayatılmış sözde medeniyete kişiliğini kiraya vermek ve onun şartlarına adapte olmaktansa, başına gelecekleri de göze alarak medeniyetten istifasını sunmuştur. Nitekim Mehmet Akif Ersoy’u Mısır’a göç ettiren sebepler, Said’i Nursi’nin de böyle bir tavır almasını gerektirmiştir. Nursi, Akif’in “tek dişi kalmış canavar” olarak nitelendirdiği sözde medeniyet hakkında şöyle söylemiştir: “Medeniyetten istifam, sizi düşündürecek. Evet, böyle istibdat ve sefahate ve zillete memzüc medeniyete bedeviyeti tercih ediyorum.”(6)

Böyle bir kararı alarak bir nevi kendisini güncel olaylardan soyutlamış ve batıdan gelen fikir akımlarının zehriyle kıvranan İslam gençliğini yeniden imana döndürmek için eserler telif etmeye koyulmuştur. Onun kendisini soyutlama nedeni, -dönemin fikir açlığı da düşünülürse-, bir nevi bu konudaki ihtiyacı karşılamaya yöneliktir. Zira o, imanın delillerinin yeniden ortaya konulmadığı takdirde, batıl felsefelerle ülkeye giren birçok zehirli akımların büsbütün gençleri ifsat edeceğini düşünmektedir. Her ne kadar gündemi takip etme noktasında, medeniyetten istifasının gereğini yapsa da, zaman zaman hükümetin icraatlarını genel ifadeler kullanarak eleştirmekten de geri durmamıştır. Şu ifadeleri bunun bir örneğidir: “Hükûmet-i cumhuriye ne hal kesbettiğini bilmiyorum. El'iyâzü billâh, eğer dinsizlik hesabına, imanına ve âhiretine çalışanları mes'ul edecek kanunları yapan ve kabul eden bir dehşetli şekle girmiş ise, bunu size bilâ-perva ilân ve ihtar ederim ki: Bin canım olsa, îmâna ve âhiretime feda etmeğe hazırım. Ne yaparsanız yapınız!”(7) Bu sözleri ile İslam hukukuna bağlılığını bildiren Said-i Nursi, “Şeriatın bir hakikatına, bin ruhum olsa feda etmeye hazırım. Zira şeriat, sebeb-i saadet ve adalet-i mahz ve fazilettir”(8) diyerek de bu konuya tekrar dikkat çekmiştir.

Bu ve benzeri sözlerinden dolayı defalarca yargılanan ve uzun yıllar soğuk zindanlarda zor şartlar altında yaşayan Said-i Nursi her mesleye İslam nazarından bakmasının sebebini ise şöyle açıklamıştır: “Ben talebeyim; onun için, her şeyi mizan-ı şeriatla muvazene ediyorum. Ben milliyetimizi, yalnız İslâmiyet biliyorum; onun için, her şeyi de İslâmiyet nokta-i nazarından muhakeme ediyorum.”(9)

Said-i Nursi yönetim alanındaki düşüncelerini söylemekten de çekinmemiştir. Öyle ki yönetim ile ilgili temel görüşünü şu şekilde formülize etmiştir. “Padişah peygamberimizin emrine itaat etse ve yoluna gitse halifedir, biz de ona itaat edeceğiz. Yoksa Peygamber’e tabi olmayıp zulüm edenler padişah da olsalar haydutturlar.”(10)

Siyaset hakkındaki düşüncesi

Said-i Nursi zaman zaman bu tür siyasi konulara girmekten çekinmediğinden dolayıdır ki siyaseti dine alet etmekle ve gizli siyasi komite kurmakla suçlanmıştır. O bu suçlamalara karşı ise şöyle cevap vermiştir: “Siyaseti dinsizliğe âlet yapan bazı adamlar; kabahatlerini setri için, başkasını irtica ile ve dinini siyasete âlet yapmakla ittiham ederler.”(11)

Her ne kadar döneminin şartları ve o günkü tek partili sistemde siyasi ortam müsait olmadığından veya iman hizmetinin sekteye uğramaması için tedbir mahiyetli olarak siyasetin şerrinden Allah’a sığınsa da, bu durumu kendi zamanı ile sınırlamıştır. Kaldı ki kendi kullandığı lafızlara baktığımızda bir mukayyetlik görülmektedir. Said-i Nursi’nin “Şimdilik İstanbul siyaseti, İspanyol hastalığı gibi bir hastalıktır”(12) sözündeki “şimdilik” ifadesini ve “Menfaat üzerine dönen siyaset, canavardır”(13) sözündeki “menfaat üzerine dönen” kaydını boş yere söylemediğini düşünecek olursak, onun bu konudaki görüşlerini daha da iyi anlarız.

Said-i Nursi aynı zamanda talebelerinin Risaleyi Nur namına değil, fakat kendi şahısları namına siyasete girmelerinde de bir mahzur görmemiştir.(14) Hatta kendi namına siyasete giren talebelerinin Risale-i Nurun intişarı ve maslahatı hesabına çalışacaklarını söylemiştir.(15)

Temkinliydi ama ürkek değildi

Bugün temkin ve tedbir adına gereğinden fazla ürkek davrananların ve konuşması gereken yerlerde konuşmadığı gibi etrafındakilere de sürekli “aman susun, aman konuşmayın” gibi telkinler yapan silik şahsiyetlerin, onun hayatından öğrenecekleri çok şeyler vardır. Zira Said-i Nursi kendisine daima temkin ve tedbiri düstur edinmiş olsa bile, hiçbir zaman söz söyleme sorumluluğunun rağmına hareket etmemiştir. Tedbir ve temkin adına hareketsiz kalmayı ve taviz vermeyi de hiç kimseye önermemiştir. Zaman zaman şartlardan dolayı belki geri adım atmak mecburiyetinde kalmıştır fakat sonrasında beş adım ilerleyerek bu durumu fazlasıyla telafi etmiştir. Yani onun geriye doğru her gerilmesi, ileriye doğru fırlamasıyla neticelenecek bir taktikten ibarettir.

Ayasofya onun da davasıydı

Said-i Nursi’nin en bariz vasıflarından birisi de söyleyeceği sözü eğip bükmeden, İslam’ın izzetine yakışır bir tarzda söyleyebilmesidir. Bir âlim olarak yalnızca Allah’tan korkmayı kendisine düstur edinen Said-i Nursi, yeri geldiğinde net tepkiler vermekten de geri durmamıştır. Said-i Nursi en önemli itirazlarından bir tanesini de bugün bazı çevrelerce hemen hemen hiç dile getirilmeyen Fatih Sultan Mehmet’in vasiyetnamesi konusunda yapmıştır. O bu vasiyetnamenin ihlal edilmesine karşı çıkmış ve şu sert sözleriyle tepki göstermiştir: “Ayasofya'yı puthane ve Meşihat'ı kızların lisesi yapan bir kumandanın keyfî, kanun namındaki emirlerine fikren ve ilmen taraftar değiliz ve şahsımız itibariyle amel etmiyoruz.”(16)

Said-i Nursi kendi döneminin şartlarını çok iyi tahlil edebildiğinden Müslümanların, sorunlarına mantıklı çözümler üretme noktasında yol gösterici bir konuma sahiptir. Dost ve düşmanını çok iyi tanımakla beraber, kime nasıl davranacağını da çok iyi bilen birisidir. Ülkedeki dengeleri bozan gizli güçlerin faaliyetlerinin de farkındadır. Onlara karşı gözlerini yumarak veya onları görmezden gelerek sorunların halledilemeyeceğini bilmektedir. Said-i Nursi, sorunların temeline inmeyi başarmış ve kardeşlerini de şöyle uyarmıştır: “Aziz Sıddık Kardeşlerim, Sizin sebat ve metanetiniz, masonların ve münafıkların bütün plânlarını akim bırakıyor.”(17) Görüldüğü gibi o, ülkedeki dış mihrakların kuklası olan gizli güçleri inkâr etmemiş ve onlarla bir mücadelenin gereğine inanmıştır. Bugün gizli örgütlerden bahsedenleri, “komplo teorisi üretmek”le suçlayan bazı garip Müslümanların, hayatın tozpembe olmadığını anlayıp, bu güçlere dikkat çeken Said-i Nursi’nin tespitlerine kulak vermeleri faydalı olacaktır.

Sonuç

Bediüzzaman Said Nursi İslam düşünce dünyasının önemli yapı taşlarından bir tanesidir. Bu yönüyle her zaman çok konuşulacak ve fikirleri tartışılacak olan bir şahsiyettir. Onu da tüm diğer tarihi şahsiyetler gibi çağına göre değerlendirmek zorundayız. Böyle yapılmayıp bugünkü ortama göre bir değerlendirme yapılacak olursa, mutlaka bir hata yapmak kaçınılmaz olacaktır.

Said-i Nursi dinin aleyhinde kanun çıkaran hükümeti eleştirmesiyle, Masonlara ve onların gizli derneklerine karşı kardeşlerini uyarmasıyla, Adnan Menderes’ten Ayasofya Camii’nin tekrar ibadete açılmasını talep etmesi ve böylece Fatih’in vasiyetine sahip çıkmasıyla büyük bir dava adamı olduğunu ispat etmiştir.

Onun takipçisi olabilmek, ancak onun bu görüşlerine sahip çıkmak ve bunları insanlara hakkıyla tanıtmakla mümkün olur. Onu sürekli kuşlar, çiçekler ve böceklerin güzelliklerinden bahseden veya zulüm ortamında bile “hoşgörü masalları anlatan” sevimli bir âlim olarak tanıtmaya hiçbirimizin hakkı yoktur. Onun izzetli duruşundan nasip almadan onu anlamaya da imkân yoktur.

DİPNOTLAR

1- Ehl-i Sünnet Mecmuası,1948,c.2,sayı: 46

2- Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, İstanbul, 1998, s.383

3- Said Nursi, Mektubat, İstanbul, 1999, s 260

4- Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, İstanbul, 1998, s.98

5- Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, İstanbul, 1998, s.67

6- Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, İstanbul, 2000, s.68

7- Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, İstanbul, 1998, s.358

8- Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, İstanbul, 1998, s53

9- Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, İstanbul, 1998, s.54

10- Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, İstanbul, 1998, s.57

11- Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, İstanbul, 1998, s.55

12- Said Nursi, Mektubat, İstanbul, 1999, s 459

13- Said Nursi, Mektubat, İstanbul, 1999, s 456

14- Hizmet Rehberi, Yeni Asya, İstanbul 2007, s. 215

15- Hizmet Rehberi, s. 215

16- Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, İstanbul, 1998, s.492

17- Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, İstanbul, 1998, s.373

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Gündem bölümü’nde 09.06.2008 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.

Yazar

Aydın Başar

araştırmacı yazar

  • Özgeçmişyazarı tanımak ister misiniz?
  • Arşivyazarın diğer tüm makaleleri
  • Mesajyazarla iletişim kurmak için
  1. Bu yazarı benim yazarlarıma ekle
  2. Tüm yazarlar
  • Yazarın

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Tek başına bir ümmet
    2. Yahyalılı İpek Hoca
    3. Soğuk sandalyeden sıcak yer sofrasına
    4. Muhterem Erbakan Hocamız
    5. Kur'an'ı anlamak...
    6. Ulvi dava, süfli davet
    7. Felsefe çukuru
    8. Cihatsız İslam olmaz
    9. İçinizdeki mücahidi uyandırın
    10. Felsefi argümanlarla dini savunmak
    1. Şems-Mevlana buluşması...
    2. Dinler arası diyalog...
    3. Namaz kılmayan çocuk
    4. Öteki Said-i Nursi...
    5. Muhterem Erbakan Hocamız
    6. Rep ve kolbastı
    7. Felsefe çukuru
    8. İslâm, demokrasi ve Bediüzzaman
    9. İsmet Özel’in derdi ne?
    10. Felsefi argümanlarla dini savunmak
    1. İslâm, demokrasi ve Bediüzzaman
    2. Dava bilinci...
    3. Rep ve kolbastı
    4. Cihatsız İslam olmaz
    5. Kabak çiçeği ve gonca gül
    6. Dua bilinci...
    7. İman tazeleme saati
    8. Halime Ana Hastanesi
    9. Şems-Mevlana buluşması...
    10. Amin buyur Sultanım
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Gündem

    1. '1961, 1982 değil 2023 anayasasını yapmak istiyoruz'
    2. 'El bombası attılar'
    3. 'Kürtaj yasaklanmalı'
    4. Yazıcıoğlu soruşturmasında 3 tahliye
    5. "Öğretmenine sahip çık"
    6. Dalga askeri aşamadı
    7. Siyonist katiller tutuklanabilir
    8. Ümmet, İslam Birliği'ni bekliyor
    9. Kadın garson zorunluluğu
    10. Devlet de Özal'ın ölümünü şüpheli buldu
  • Diğer

    1. Vücuda Şifa Kaynağı(Çemenotu)
    2. Başörtülü öğretmen haklarını istiyor
    3. 10 tane görevim var
    4. Kırmızı bülten isteme yetkimiz yok
    5. Birden fazla sınav dönemi
    6. Sağlıkçılar, 2 saat iş bıraktı
    7. Suriyeli çocuklar, hayata gülümsüyor
    8. Yaşamını 200 kiloluk üvey oğluna adadı
    9. Final heyecanı başlıyor
    10. Komşu ile hazırlık maçı
  • Çok Okunanlar

    1. Fetih namazı
    2. Bu olacak Ayasofya!
    3. Ya Allah!
    4. Fethimiz mübarek olsun!
    5. Şok Detay
    6. Yeni bir düzen kurmanın vakti geldi
    7. Fethin erleri hocasıyla buluştu
    8. İstanbul, İslam dünyasının liderlerine ev sahipliği yapacak
    9. Terör Dehşeti
    10. Kadın garson zorunluluğu
  • Çok Yorumlanan

    1. Yeterlilik derecesi en yüksek ürün kayısı
    2. Zile Kalesi restore ediliyor
    3. Hollande Afganistan'da 'farklı' şekilde kalacak!
    4. Savaşın acı dolu izleri bu müzede
    5. Tekkeler niye kapatıldı?
    6. Küresel ekonomide "Yunan" korkusu
    7. Fransa'yı topa tuttu
    8. Katılım Bankaları yüzde 20'yi hedefliyor
    9. Bol keseden laf var
    10. Avrupa'da resesyon Rusya'da siyasi krize dönüşür
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
shape
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Seri İlan Kullanım Şartları | Seri İlan Hizmetin İade Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Kombi | Özgür Kocaeli Gazetesi

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek