Ortadoğu'da yaşananların daha iyi anlaşılması için uzmanlar ülkemiz için şu tespiti yapıyor: "Bugün, Osmanlı değilsiniz, sadece Türkiyesiniz". 12. yüzyıldaki haçlı askerlerinden daha çok batılı askerin bugün Ortadoğu ülkelerinde olmasını da bu tespiti ispatlamak için yeterli görüyorlar. Osmanlı ruhu, müslümanların kendilerini ümmetin bir parçası olarak görmesidir. Eğer Osmanlı olsaydık, "Arap Baharı"nı ilkbahara çevirebilirdik. AncakTürkiyeyiz, bu yüzden bu bir sonbahar aslında ve kış da yaklaşıyor.
Doksanlı yıllardan itibaren Ortadoğu'da yükselen İslami trend şimdi Arap ülkeleri için; "siz de Türkiye olmalısınız" şeklinde planlanıyor. Niçin Osmanlı değil de, Türkiye? Çünkü; ülkemizin son altmış yılda yaşadıklarını yeniden yaşasınlar ve sömürü sürsün... Biz ise öğünüyoruz, "bakın herkes bizim gibi olmak istiyor" diye kendimizi kandırıyoruz. Teskerenin Meclis'ten çıkmaması, Osmanlı ruhunun bu coğrafyada olduğunun bir işareti de olsa zulmün sürekli artması gösteriyor ki; biz sadece Türkiyeyiz! Model olamıyoruz, sadece fotomodel oluyoruz. Kısacası, Türkiye'yi elli yıl arkadan izletme politikası sürdürülüyor.
Batının menfaatlerine zarar verecek bölgedeki İslami yönetimlerin engellenmesi bugüne kadar müslümanların şiddete bulaştırılmasıyla sağlanıyordu. Şimdi ise siyasete bulaştırılmasıyla sağlanmaya çalışılacak. Müslümanlar kendilerine giydirilen deli gömleğini yırtıp asli kimliklerine dönmesinler diye fotokopi çoğaltılıyor. "Görüşünü en güzel şekilde ifade etme" sanatını Ortadoğu ülkelerine en güzel Milli Görüş'ün anlatabileceği bir dönemde, onun fotokopilerinin hazırlanması bir tesadüf olamaz. Onlara kurtuluş savaşıyla yaptığımız öncülüğü siyasi olarak da yapmak üzereyken neden fotokopi? Çünkü; bir idealin en büyük düşmanı, onun zıddından önce, sahte benzeridir.
Ancak bu ise yolun sonu! "Sahte"nin ustaca oynadığı, toplumu ve hatta kendisini inandırdığı "hakikî" rolü, sonunda, ruhlarda büyük bir yıkım yaparak ve enkaz bırakarak kaybolacak ve sıra, yine, "hakikî"nin sahneye çıkıp devleşmiş sorunlarla başa çıkma çabasına gelecektir. Bu çabanın mimarları, sorumluluklarını gerçekleştirebilmek için uzun soluklu bir mücadeleyi göze almakta ve mevcut sistemlere, haksızlık ve adaletsizlik üreten toplumsal yapılara müdahale etmek, düzeltmek, ıslah ve imar etmek için, önce bozguncularla mücadele etmek zorunda olduğunu bilmektedir.
"Müslüman Topluluklar Birliği" toplantılarını bu açıdan okumak gerekmektedir. Milli Görüş'ün; kırk yılı aşan tecrübesi ve projelendirerek hareket etme prensibi ile, "ne yapacağız, nasıl yapacağız, sonuçları ne olacak" sorularını sorarak detaylı bir düşünme ve projelendirme mantığı geliştirerek,yapılan mücadeleyi bir ruha ve bir temele kavuşturması, "müslümanlar siyaseti ümmet şuuruyla yapmaya başlarsa ne olacak" sorusunun tek cevabıdır. Ancak asıl ile fotokopi karıştırılmadığı müddetçe! Bugün Ortadoğu'da yaşananlar, "bir an önce sonuca varmak" gibi bir düşünceyle acele edip zorlamanın ve işbirlikçi yöntemlere başvurmanın çözüm olmadığını yeniden ortaya koymuştur. Bunu anlamak için gösterge ise; elinizdeki güç sizi Osmanlı yapmıyorsa bu sahtedir ve siz sadece Türkiyesiniz demektir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



