1839 Tanzimat Fermanı ile başlayan batılılaşma serüvenimiz, bütün değer yargılarımızı ters yüz ettiği gibi, dilimizi de yabancı unsurlara karşı savunmasız bıraktı. Günümüzde Türkçenin batı dillerinin istilasına uğraması 13. yüzyılda Yunus Emre ile başlayan milletleşme serüvenimizi tehlikeye sokan bir durumdur. Türkçenin yeniden itibarlı bir dil haline dönüşmesi için edebiyatla uğraşanlara, özellikle de dil üzerine kafa yoranlara büyük görev düşüyor. Bu arada şairleri de unutmamak gerekir. Türk şirinin babası kabul edilen Yunus Emre, aynı zamanda Türk dilinin de temellerini atmıştır. Bu açıdan bakıldığında, şairler dilin en önemli koruyucularıdır. Çünkü Türkçenin kendini en yalın şekilde gösterdiği alan şiirdir.
Konfüçyüs, "Bir toplumu yıkmak istiyorsanız, onun dilini bozun" demiş. Türkçenin serüveni, bir millet tasavvuruyla yakından alakalıdır. Biz, bir dilimiz olduğu için millet olduk. Bu topraklarda asırlardır hayatiyetimizi sürdürmemiz, 13. asırda Yunus Emre'yle başlayan Türkçenin bize açtığı alanın bir uzantısıdır. Bir milletin dilinin gücü, oynadığı tarihi rolün bir yansımasıdır. Türklerin tarihte açtığı alan bunun açık kanıtıdır. Türk dili, gücünü Türklerin kurduğu medeniyetlerle kanıtlamıştır. İsmet Özel, "Türkçe bir kavmin, bir milletin değil, bir tavrın, bir ahlakın dilidir. Türkçe konuşmak bir doğruyu itiraf etmektir. Türkçe bir ihlâs dilidir" derken, Türkçenin yüklendiği görevi de ortaya koymuş oluyor. "Dünyada Türkçeden başka tayin edici bir dil yoktur. Bizim dilimiz muazzam bir divan edebiyatı, ona bağlı olarak da âşık edebiyatından oluşur."
Türkçenin yabancı dillerin kuşatması altında olduğu bir zamandayız. Arapçadan, Farsçadan dilimize giren kelimelerden rahatsızlık duyanların, dilimizin batı dillerinin istilasına uğraması karşısında sessiz kalmaları, bir rahatsızlık belirtisi göstermemeleri oldukça anlamlıdır. Başımızı kaldırıp etrafımıza bir göz attığımızda, dilimizin nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu görürüz. Türkçe yerine yabancı kelimelerin tercih edilmesi karşısında insan, burası hangi ülke diye kendisine sormadan geçemiyor. Büyük çoğunluk, Türkçenin geleceğinin Türkiye'nin geleceğiyle birebir irtibatlı olduğunu bilmeden yaşıyor. Böyle bir tehlikenin var olduğu bir zamanda Türk dili üzerine çalışma yapıp emek sarf edenler, takdir edilecek ulvi bir görevi ifa ediyorlar.
Yaklaşık on yıldır dil üzerine yazılar yazan, kafa yoran, sabır gösteren edebiyatçılarımızdan Osman Toprak, adına Dil ve İmkân (Profil Yayınları, 2009) dediği ilk kitabıyla edebiyat okuyucusunu selamladı. Kırklar, Derkenar, Dergâh dergisi ve Milli Gazete'de dil üzerine yazılan denemelerden oluşan bu kitap, önemli bir boşluğu dolduracak ve edebiyat dünyasında yeni bir nefes olacaktır. Değerli bir dostumuz, Osman Toprak arkadaşımız için "uzun bir dürüstlük" tanımlamasını yapmıştı. Edebiyatla uğraşıp da bu övgüye mazhar olmak takdir edilecek bir durumdur. İsmet Özel, "Dil ile bağımız anlamadan geçmez, ahlaklı olmaktan geçer. Titizlik ahlakın ta kendisidir" der. Osman arkadaşımız bu hasletleri, duruşuyla ortaya koyuyor. Osman Toprak, dil üzerine uzun yıllardır yoğun bir mesai harcıyor. Bugüne kadar kayda değer yazılarla edebiyat okuruna selam verdi. Sabırla ve özenle örülmüş olan bu yazılar, bir görev bilinciyle hazırlanarak edebiyatın ihmal edilen alanında önemli bir boşluğu doldurdu ve doldurmaya da devam ediyor. Dili kapsayan eserlerin okuyucu bulmakta zorlandığı bir zamanda, dil üzerine yazılmış bir dosyayla ortaya çıkmak, Osman Toprak'a yakışan bir davranış olmuştur. Ahmet Haşim "Diller tıpkı ağaçlar gibi, ölü yapraklarını dökerler ve tazelerini açarlar. Dilin yaprakları kelimelidir" der. Osman Toprak, bir deneme üslubuyla kaleme aldığı bu metinler Yunus Emre'yle başlayan milletleşme serüvenimiz içinde ana unsur olarak duran Türk diline bir katkı yapacak, kelimelerin dünyasında bizi keyifli bir yolculuğa çıkaracaktır.
Dil ve İmkân, iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde yazar, kelimelerin dünyasına bir yolculuğa çıkıyor. Macera, mecra, son model, modernlik, yaratmak, aşk, karşılama, kâğıt, dil, imkân, hafız, muhafız, ev, daire, konut, mana, dilin kemiği, dilden dile, âlem, dünya, piyasa, müttefik, muhalif yazıya konu olan kelimelerden bir kısmı. Yazar, kelimelerin gerçek anlamlarıyla günümüzde kullanılış biçimleri üzerinde duruyor. Batı dillerinden Türkçeye sirayet etmiş olan kelimelerden rahatsızlığını dile getiriyor: "Arapça ve Farsçayı dilimizden tasfiye edip yerine Öztürkçelerini koyanlar, Batı dillerine karşı bir önlem almamış, üstelik kültür ve medeniyet seviyesinin yükseklik göstergesi olarak Batı kökenli kelimeleri kullanmayı çağdaşlığın ve sair fikirlerin olmazsa olmazı saymışlardır."
Kitabın ikinci bölümünde dilimizden güzel örnekler yer alıyor. Yazar, Yunus Emre, Mehmet Akif, Yahya Kemal'in kullandığı dilden örnekler ortaya koyarak, günümüze uzanan köprü üzerinde edebiyat okuru için işaretler koyuyor.
Osman Toprak, birçok insanın popüler olanın peşinden gittiği bir zamanda, ilk eserini dil meselesine ayırarak sağlam bir başlangıç yapmıştır. Ayrıca bu Yunus Emre'yle başlayan milletleşme serüvenimiz içinde Türk diline duyulan vefanın bir yansımasıdır. Millî Gazete'nin kıymetli yazarı ve değerli arkadaşımız Osman Toprak'ı candan tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyoruz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




