Eli kanlı çocuk katilleri kurulu ve tanınmış bir devletin resmi yöneticileri olabilirler. Bu onların diplomatik muhatap olarak kabul edilmesini gerektirmez. Diplomasinin reel politik kuralları insani facialar söz konusu olduğunda askıya alınabilir. Muhatap kabul edeceğiniz devlet yetkilileri eğer fiili bir soykırım politikası güdüyorlarsa onları diplomatik kurallarla karşılamak ve uğurlamak, diplomatik nezaket ilkeleri çerçevesinde değerlendirmek gereksiz ve faydasız bir davranış biçimidir. Tankın üzerine çıkarak yaptığı zulümden keyif aldığını itiraf eden bir başbakanı ya da Cumhurbaşkanını hangi mantıkla diplomatik muhatap kabul edebilirsiniz?
Erdoğan'ın Davos'taki çıkışı da böyle bir arka plana dayanıyor olsa gerektir. Muhatabının diplomatik nezakete uymadığını fark eden Başbakan, haklı ve yerinde bir tepkiyle itirazlarını ortaya koymuş ve toplantıyı terk etmiştir.
Bu olay bütün dünyada İsrail'in eleştirilemez ve la yüs'el konumuna halel getirmiştir. İlk kez bir Müslüman devlet başkanı İsrail'e olan öfkesini rahatça ortaya dökebilmiş, Ortadoğu'nun şımarık çocuğu İsrail bir şok etkisiyle karşı karşıya kalmıştır. Bundan sonra özellikle İslam ülkelerinden beklenen, cesur bir şekilde İsrail'in soykırım hareketine yüksek sesle itiraz etmek ve somut planda İsrail'e karşı yaptırımlar uygulamayı göze alabilmektir. İsrail'i dünya kamuoyunda yalnızlaştıracak bir çıkışı gerçekleştiren Erdoğan'ın bu tavrı desteklenmeli, sadece İslam ülkelerinde değil, dünyanın birçok ülkesinde dünya kamuoyu İsrail aleyhine yönlendirilmelidir. İsrail dünya kamuoyunu yanıltmak adına, sürekli olarak yaptığı zulmün üstünü örtmeye çalışarak nefs-i müdafaadan söz etmekte ve uluslararası kamuoyu nezdinde meşruiyetini sağlamlaştırmaya çalışmaktadır. Halbuki herkesin bildiği ama özellikle siyaset ve devlet adamlarının uluslar arası kamuoyu nezdinde dile getiremediği bir gerçek varsa o da İsrail bölgede istikrarsızlığı ve gözyaşını artıracak son derece kirli emeller içinde olduğu ve sivil asker ayırt etmeden kendi topraklarında varlık mücadelesi veren Filistin halkını topyekun yok etmeye ant içtiğidir.
Beş soru ya da sorun...
Şimdi bu saatten sonra İsrail'e ve politikalarına karşı yürütülecek en etkin siyaset Siyonizm'in İslam ülkelerindeki gücünü kıracak ekonomik, siyasal ve sosyal tedbirleri meşru çerçevede devreye sokmaktır. Bir İsrail Dışişleri eski bakanı demiştir ki: "biz Türkiye'de İsrail'de olduğumuzdan daha güçlüyüz. Şimdi bu sözün arka planına inebilenler ve sahnenin arkasında dönen dolapları görebilenler şu soruların cevaplarını aramalıdırlar:
Birincisi; Türkiye ve İsrail arasında imzalanan anlaşmalar neden gizlidir? Resmi Gazete'de neden yayınlanmamaktadır?
İkincisi; Lions ve Rotary kulüpleri masum birer sivil toplum örgütü müdürler? Yoksa Siyonizm'in Türkiye'deki emellerini garanti altına alacak birer yeraltı örgütlenmesi midirler? Bu kulüplere hangi siyasiler, bürokratlar, gazeteciler, elitler ve işadamları üyedirler?
Üçüncüsü; MOSSAD, Emniyet ve MİT ilişkileri hangi düzeyde yürümektedir? MOSSAD iddia edildiği gibi Türkiye'de elini kolunu sallaya sallaya operasyon yapabilmekte midir? Türk istihbaratının buna karşı bir mücadelesi var mıdır?
Dördüncüsü; Siyonizm'e destek verdiği iddia edilen küresel şirketlerin Türkiye'deki yerel ayakları gerçekten kontrol altında tutulmakta mıdır?
Beşincisi; Konya semalarında eğitim aldığı son olaylardan sonra açığa çıkan İsrail uçakları bundan böyle bizim semalarımızı ve arzımızı kirli emelleri için kullanmaya devam edecek midir?
Monşer olarak tavsif edilen diplomatlar neden İsrail'den çok İsrailcidir? Bazı köşe yazarları neden özellikle İsrail yetkilisi ağzıyla açıklamalar yapmaktadır? Bu cesareti nerden almaktadırlar? Siyonizm ile mücadele adına Türkiye Müslümanlarının tepkisellikten ve tel'inden öte bir projesi var mıdır?
Aslında öncelikle sorgulanması gereken biziz. Neden biz Siyonistlerin bu ülkedeki etkinliklerini şımarıklık düzeyinde sürdürecek politikalara evet dedik? Neden 28 Şubat döneminde Çevik Bir İsrail'le o malum anlaşmayı imzaladı ve ardından kamuoyu bu anlaşmayı Sayın Erbakan'ın imzaladığı yönünde yanılttı.
Bu soruların cevabını almadan Erdoğan'ın Davos'taki çıkışını yeterince iyi okuyamayız.



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



