Aynen savaş gibi, barış da tek taraflı olamaz, çünkü gerçekleşemez. Her mücadelenin tarafları vardır ve bu ancak her birisinin rızası veya imzası ile barış mümkün olabilir.
İsrail 1948'de kurulduğundan bu yana bütün gücü ile dünya yahudilerini İsrail'de toplamak için gayret sarfetmiştir. Dünya'nın birçok ülkelerinden gelen yahudiler beraberlerinde, geldikleri ülkelerin sosyal ve psikolojik yaşantı ve alışkanlıklarını getirdikleri kadar oranın siyasi kültürünü de İsrail'e taşımışlardır.
Yıllardır işin başını çeken daha çok Avrupa'nın Almanya, Hollanda veya Fransa, İtalya gibi diğer ülkelerden gelenler olmuştur; siyasi gelişmelere hakim olmuşlardır. Diğer taraftan ABD'den de göçler olmuş ama bir süre sonra ABD'ye veya Avrupa'ya geri dönüşler de artmıştır. 1970'li yıllarda ise dünya çapında bir kampanya ile özellikle Rusya'da yaşayan yahudilerin göç etmesi sağlanmıştır. O zamanın Sovyetler Birliği üstüne yapılan büyük baskılar sonunda Rusya'da yaşayan yahudilerin çoğunun göç etmesine izin verilmiş ve 1970'lerin sonu, 1980'ler başında, Viyana üstünden kurulan bir nevi hava köprüsü ile dışarı çıkanların büyük çoğunluğu İsrail'e götürülmüştür. Bir kısmı da bir yolunu bularak ABD ve Avrupa şehirlerine gitmeyi başarmışlardır. 2000'li yıllar artık, Rusya'dan gelenlerin İsrail politik yaşamında daha etkin konumlara geçtikleri yıllar olmuştur. Bunun etkisi de halen hissedilmektedir.
Ortadoğu'daki problemlerin başında İsrail-Filistinli Arap çekişmesi gelmektedir. Filistinliler, kendi topraklarında kurulan bu yeni devlete ve onun sürekli genişlemesine karşı çıkmışlar fakat askeri ve teşkilat açısından zayıf olduklarından, gelen iyi teşkilatlı ve talimli gruplara (ve dışarıdan para ve silahla takviye edilen bu gruba) yenilmişlerdir.
Bugüne kadar bu iki grup arasında bir dengenin sağlanması, yeni bir devlet kurulurken, binlerce yıldır orada yaşamakta olanların da haklarının korunması için bazı tedbirlerin alınması için çalışmalar yapılmış ve planlar üretilmiştir ama hiçbirinin başarılı olduğu iddia edilemez.
Topraklarını, evlerini, varlıklarını kaybederek komşu Arap ülkelerine veya dünyanın çeşitli devletlerine sığınan Filistinli Araplar "yeni grup vatansız kişileri" ortaya çıkartmış ve pek çok sosyal ve siyasi sıkıntının yaşanması kaçınılmaz hale geldiğinden, olaylardan bütün Ortadoğu ve diğer devletler de etkilenmiştir.
Bu problemlerin 1948'den beri tam 60-61 yıldır çözülememiş olması hem Filistinlilerde, hem komşularında ve hem de "Ortadoğu'da barış ve huzur görmek isteyen" herkes ve her devlette büyük bir düş kırıklığı ve "frustration" yani "çaresizlik isyan ve öfkesi" oluşturmuştur.
Üstelik 2009 yılında Gazze bölgesinde yaşanan olaylar, Arap devletlerin içine düştüğü çaresizlik ve acz, diğer Müslümanların hareketsizliği ve sulh için bir yol bulamamaları herkesi kahretmiş ve umutları kırmıştır. Dünya devletlerinin herkesi şaşırtan "suskunluğu" adeta "taraf tutmaya" dönüşmüştür. Bu durum, Ortadoğu'daki son barış ve huzur umutlarını da silip süpürmüş bulunmaktadır.
İsrail'de yapılan son seçimlerde sağ koyu muhafazakâr partisi ile Benjamin Netanyahu'nun ikinci defa başbakanlık koltuğuna oturması ve diğer küçük fakat son derece aşırı sağ kabul edilen partilerle koalisyon kurmuş olması barış gayretlerini daha da zorlaştırmış bulunmaktadır.
Koalisyon partilerinden birisi olan aşırı sağcı, Yisrael Beytenu partisinin başı Avigdor Lieberman ise şu anda İsrail'in dışişleri bakanı olarak görev yapmaktadır. Lieberman, Netanyahu'dan da daha muhafazakâr ve daha sabırsız biri olarak şöhret yapmıştır. Mesela, Netanyahu, "anlaşmalar ne olursa olsun veya dünya ne talep ederse etsin, yeni yahudi yerleşim merkezlerinin Filistin topraklarında kurulmasına devam edilecektir" derken, Lieberman birkaç adım daha ileri giderek, "Arapların ve İsraillilerin mutlaka birbirinden ayrılmaları gerektiğini, bir arada yaşayamayacaklarını ve gerekirse Arapların zorla bile olsa bu topraklardan sürülüp temizlenmelerini" savunabilmektedir.
Son gelen haberlere göre, İsrail, Türkiye'nin artık Suriye ile kendi aralarında "arabuluculuk" yapmasını arzu etmemektedirler. Suçu tamamen Suriyelilere atan İsrail, "şayet barış ve huzur istiyorlarsa, Suriyelilerin gelip, tek başlarına barış masasına oturmalarını; İran ve Hizbullah'la tüm ilişkilerini kesmelerini; silah bırakmalarını ve İsrail'i bir "Yahudi devleti" olarak tanımaları gerektiğini belirtmektedir.
Yeni hükümet, İsrail'de yaşayan Arapların da İsrail'i bir "Yahudi devleti" olarak tanımalarını talep etmektedir. Yani sadece yahudilere ait olan bir devlet. Tabii, bunun sonucunda etnik bir temizliğin yapılması adeta kaçınılmaz bir olaydır.
Arap toprakları üstünde Yahudi yerleşim merkezleri yapılmaya devam etmektedir.
Hatta tüm ömürlerince ve nesillerce Batı Şeria'da oturan, Kudüs'de yaşamış olan Arapların toprakları bile bazı dokümanlarla "yahudi toprağı" olarak ilan edilmiş ve Arap sahipleri polis gücü ile oralardan çıkartılmıştır. Bunlar son aylarda çok büyük olaylara sebep olan gelişmelerden bazılarıdır.
İsrail'in tanınmış gazetelerinden Haaretz, özellikle Lieberman ile ilgili olarak araştırma ve yayınlar yapmıştır. Bir Rus muhaciri olan Lieberman, gençliğinde Rusya'da "bar kabadayılığı" yapmış olup seçimi sırasında büyük para ile kendisini destekleyenlerin kim olduğu sorgulanmakta ve hatta bunun Rus mafyasına ait gruplar olup olmadığı sorgulanmaktadır. Gazete bu konudaki ısrarını sürdürmektedir.
Yine çok tanınmış bir gazete olan Jerusalem Post bu gelişmeleri son derece tehlikeli bulmuş olup, yeni İsrail yerleşim merkezlerine "Nasyonal Sosyalist Sparta" devletleri adını vererek doğuracağı tehlikelere dikkati çekmeye çalışmaktadır.
Diğer taraftan İngiltere'de çıkan The Guardian gazetesi yazarı Arthur Neslen, son yazısında "..... gittikçe artan Yahudi Faşizmi"nin tehlikelerini ve İsrail'i sürükleyeceği noktaları gündeme getirmiştir. İsraillilerin artık Amerika'yı bile dinlemediğini ve İran ile bir mücadeleye doğru odaklanmaya gittiklerini yazısında dile getirmiştir. Haaretz gazetesi Lieberman için "Stratejik tehlike" hatta İsrail'in "yeni Hitleri" diyecek kadar tehlikeye dikkat çekmeye çalışmaktadır.
Bu gelişmeler ve şartlar altında Ortadoğu'da barış ve huzur çok zordur.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




