Milli Şef İsmet İnönü'ye demişler ki: "Efendim milletin dini talepleri her geçen gün artıyor ve daha geniş dini özgürlük istiyorlar. Eğer dini özgürlük vermezsek bu halk büyük bir ayaklanma yapacak". İsmet Paşada "Barajların patlamasına neden olmayalım açın birkaç baraj kapağını millet rahatlasın biz yine iktidarımızı sürdürelim" demiş.
Son günlerde Ortadoğu da yaşananlar bana İnönü'nün bu sözünü hatırlattı. İslam dünyası yıllarca Batı ve ABD tarafından sömürüldü. Doğal kaynakları yani petrolü hep Batılılar sömürdü. Amerika ve yandaşları bu çıkar çarkının devam etmesi için diktatörleri iş başına getirdi. Bu diktatörler hep siyonizme kukla oldular. Bu isimler halkın çıkarlarını korumak yerine hep Batı'nın çıkarlarını korudular. Bölgede açlık, susuzluk bir yana dini özgürlükler de baskı altındaydı. Bugün Ortadoğu halkı özgür yarınlara ulaşmak için kıyama kalkmış durumda. Bu kıyam hem özgürlük içeren hem de dini içine alan bir kıyamdır. Ekonomik, dinsel, kültürel işgale direnmedir. Bu kıyamı Tunuslu bir Müslüman başlattı. Öyle bir kıyam ki bütün Ortadoğu'yu sardı. Kukla rejimler ve devlet başkanları umarım devrilecektir.
Burada önemli konuyu hatırlatmak gerekir. Tunus ve Mısır'ın diktatörleri devrilince yerine yeni Amerikan hizmetkarları gelmesin. Tıpkı İnönü örneğinde olduğu gibi baraj kapaklarının açılmasıyla yetinilmesin. Amerika baktı ki Müslüman halklar başkaldırıyor. Dini ve ekonomik talepleri var. Büyük bir devrim ve kıyam olacak. Aman radikal İslamcılar gelmesinde diyerek yeni bir yapılanmaya gidebilir. Yani İslamcı görünen yeni kuklalar bulabilir. Sanki ABD'nin hesabı da bu. Kendine yakın İslami motifli devlet başkanları atamak istiyor.
Peki saygın başkaldırı nasıl başladı? Tunuslu zabıtalar 17 Aralık'ta Sidi Buzid kentinde seyyar satıcılık yapan, işsiz bir üniversite mezununun, Muhammed Buazizi'nin tezgâhındaki meyve ve sebzelere el koydu. Polise şikâyeti sonuçsuz kalan; dahası, hakaret gören ve dayak yiyen Muhammed bedenini ateşe verir; on dokuz gün sonra ölür. Böylece Tunus'da bir halk ayaklanması başladı. Diktatör Zeynel Abidin ülkeden altınlarıyla kaçtı. Bütün diktatörlerin acı sonu budur. Aşağılık bir zillete layık olurlar
Tunus, Mısır, Cezayir gibi ülkeler her ne kadar bağımsızlılarını kazansalar da, enselerinde sürekli ABD'nin, Fransa'nın kılıcını hâlâ hissetmektedirler. Hâlâ Fransa'nın siyasi, ekonomik, kültürel baskı ve sömürüsü bu ülkelerinin üzerinde devam etmektedir. Afrika baştan başa Fransa ve ABD'ye bağlı olan diktatörlüklerle idare edilmekte, adeta sömürge ülkeleri gibi yönetilmektedir
En çarpıcı kıyam ise Mısır'da yaşıyor. Mısır'ın son Firavun'u Hüsnü Mübarek 30 yıldır halkı baskı ve şiddetle sindirmekteydi. Özellikle İhvan-ı Müslimin yani Müslüman Kardeşlere çok zulmetti. İsrail adına, ABD adına bu insanları hapislerde çürüttü. Onları öldürttü. En ufak bir özgürlük talebini şiddetle bastırdı. Ülkeyi faşist ve militer bir anlayışla yönetti. Mısır halkı bu modern firavundan kurtulmak için Tahrir Meydanı'nı doldurarak Mübarek'in gitmesini istediler. Mübarek'in ajanları bu kalabalığın üzerine atlarla ve develerle yürüdüler. Onlarca kişiyi öldürüp binlerce kişiyi yaraladılar.
İsrail ve ABD, Hüsnü Mübarek'in gitmesini istemiyor. Çünkü Mübarek İsrail dostu bir adamdı. Filistinlilere kapıları kapatan biriydi. İsrail kendi adamının gitmesini istemiyor. Mübarek gitse bile yerine yeni Mübarekler gelmesini istiyor. Onun için Mısır halkının talebi önemli değildir. Onun için kendi güvenliği ve refahı önemlidir. Görünen o ki ABD bir müddet daha Hüsnü Mübarek rejimi ile birlikte olacak. Günü gelince Hüsnü Mübarek de saf dışı kalacaktır. Burada dikkat çeken bir nokta var. Mısır ordusunun ABD'nin direkt kontrolünde olması. Ordu o kadar ABD'nin kontrolündeki Hüsnü Mübarek'i bile dinlemiyor. Yoksa şimdiye kadar Mübarek çoktan katliam emrini vermişti. Ordu, ABD'nin kontrolünde olduğu için şimdilik bekliyor. Bakalım zaman ne gösterecek. Ama biliyoruz ki Hak gelince batıl zail olacaktır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



