Son zamanlarda Kültür Bakanı vesilesiyle tartışılan "eşcinsel sanatçı, şucu bucu" didişmelerine katkıda bulunan yazar Ali Bulaç, Milliyet gazetesinin hışmına uğrayınca, mevzu dallanıp budaklanmaya başladı. Daha evvelinden alışık olduğumuz tekerlemeler işte: "Ortaçağ kafası" vesaire... Beylerimiz, bayanlarımız pek gelişmiş, pek aydınlık! İçlerinden büyük ilim ve bilim insanları çıktı da haberimiz mi yok acaba?
Kimin kimi hedef gösterdiği aşikâr aslında... Neymiş: "Bilimsel dayanak" aranmalıymış. Arayın güzel kardeşim, istediğinizi arayın, fakat bu ülkede, boş gören bir hoş görmüşlükle, insanların bu cinsel sapmayı tasvip etmelerini beklemeyin. Tercih muhatabını bağlar, düğümler hattâ!
Ortaçağ kafalılarla uğraşacaklarına, önce stadyumları sustursalar ya...
Bu arada, Ortaçağ bahsine dair, rahmetli Ahmed Yüksel Özemre hocanın, "Ortaçağ'ı sever misiniz" makalesini hatırladım:
1. Kur'ân beşeriyete hidâyet olarak bu çağda inzâl olunmuştur;
2. Hazret-i Muhammed (s.a.v.) son peygamber olarak bu çağda zuhûr etmiştir;
3. Büyük İslâm medeniyeti bu çağda kök salmıştır;
4. İslâm medeniyetinin eserlerinin ve ilminin uyandırdığı idrâk ile Avrupa medenîleşmeye bu çağda başlamıştır;
5. Türkler bu çağda Müslüman olmuşlar,
6. Anadolu ve İstanbul bu çağda fethedilmiştir;
7. Kritik düşünce ve tabîata objektif bakış, Müslüman düşünürler ve bilim adamları sâyesinde, Kurtuba (Cordoba) ve Tuleytule (Toledo) şehirlerindeki İslâm üniversiteleri aracılığıyla Batıyı bu çağda uyandırıp aydınlatmıştır,
8. Bu temeller üzerine kurulan Hıristiyan Avrupa üniversiteleri çok verimli bir ilmî ve estetik hareketin, Rönesans'ın, zuhûruna bu çağda öncülük etmiştir
Şimdi sadede gelebiliriz... İnsanın iç dünyasında yaşadıklarına müdahale edilemez, fakat söz konusu yaşananlar icraat ile gerçekleşirse, ya tasvip ederek yaygınlaşmasını kabul edersiniz, ya da reddedersiniz...
Halk jargonundaki adı i.nelik olan eşcinselliğin dünden bugüne var olduğu gerçeğini inkâr edecek değilim. Tasvip etmesem de, etmesek de, etmeseler de, durum bundan ibaret. Var olan bir şeye yok denir mi? Denmez ama nidüğü de sorgulanmalı. Mevzuunun psikolojik boyutunda eşcinselliğin meşrulaştırılması yatıyorsa o tehlikeli işte!
Öküz altında buzağı arıyorum değilim. İnsanların gözünün içine baka baka eşcinselliği müdafaa etmenin başka bir izahı olabilir mi? Pek yakında hepimiz eşcinseliz, dövizleriyle çıkılırsa meydanlara şaşırmam. Eşcinselliğin müspet bir şeymişçesine model insan terkibi olarak sunulmasına karşıyım... Böyle dedik diye homofobik mi oluyoruz şimdi? Hemen bir etiket... Bu da ayrı bir hastalık! Mevzua binaen toplumu kışkırtan yok zaten; eşcinselliğin toplum zihnindeki yeri belli.
Madem ki meşru görülüyor bu cinsel sapma, o halde herkesin eşcinsel olduğunu tahayyül ediverin de görün yeryüzü ne hale geliyor...
Meselâ meşru görenler evvelâ ailesinden başlasın meşrulaştırmaya. Herkesi eşcinselleştirin ve insan neslinin ne denli bir tehlikeye maruz kalacağını hesap edin!
Yahu varsa vardır, olacaksa olacaktır, yaşanacaksa da yaşanacaktır... Bunlar bir tarafa. Bu cinsel sapkınlık üzerinden insanların hassasiyetleri suistimal ediliyor resmen. Ha bir de "Müslüman eşcinsel" garabeti çıktı piyasaya... Allah'ın adı üzerinden meşrulaştırılmış hali bu da! Muhtemelen eşcinselliği Allah'ın bir hükmü olarak addediyorlar. Kader münakaşası da cabası herhalde! Kanaatimce iftiradır... Gel de çık işin içinden!
Yaratıcı "erkek ve dişi" yarattığını söylüyor. Üçüncü bir cinsin yaratıldığına dair hükmün bulunmayışı sonucunca, onu ve onları anormal karşılamamız gerekiyor. Yâni... Normalliğe muhatap değiliz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



