Son bir yıl içinde döviz sepeti bazında Türk Lirası'nda yaşanan değer kaybı yüzde 27 düzeyini aşmış. Bu durum başta net döviz borcu olanlar olmak üzere pek çok sektörü rahatsız ediyor. Makro ekonomik göstergelere ilişkin beklentiler bozulur iken, Türkiye ekonomisine ilişkin belirsizlik ve kırılganlık artıyor. 2002-2010 yılları arasında Türk Lirası değerlendirirken yaşanan eğilimlerin tam aksinin kapıyı çalması gerginlik meydana getiriyor, olumsuz eğilimlerin paniğe dönüşme riski giderek artıyor. Yaşanan sıkıntıların tümüyle dış piyasalardaki gelişmelerden kaynaklandığı söylemi kısmen doğru olsa bile gerçeklerin tümünü yansıtmıyor. Sürdürülebilir olmayan eğilimlerde ve kalıcı olmayacağı bilinen kolay çözümlerde ısrar etmenin birikmiş maliyeti, Euro Bölgesi'nde olduğu gibi ülkemizde de etkisini hissettirmeye başlıyor.
2002-2010 yılları arasında Merkez Bankası'nın uyguladığı para politikası bugünküne göre çok farklı idi. Şeklen dalgalı kur rejimi olduğu iddia ediliyordu fakat kısa vadeli faizler Türk Lirası'nın değerlenmesini mümkün kılacak şekilde ayarlanıyordu. Türk Lirası değerlendikçe kısa vadeli faizler geriliyor, aksi olduğunda sıcak parayı memnun edecek şekilde oranlar 2006 Haziran ayında olduğu gibi yükseltiliyordu. Söz konusu dönemde üreten kesimlerden, mali sektöre, kamuya ve yabancı sermayeye ciddi bir kaynak tranferi gerçekleşti. Ülkemizin cari açığı sürekli yükseldi. Türk Lirası değerlendikçe üreten kesimlerin oluşturduğu gelirler olumsuzlaşan rekabet koşullarının sonucu olarak geriledi, borçlar büyüdü. 2006 yılı Mayıs ayındaki öncü sarsıntı ve 2008 senesindeki küresel kredi krizi böyle devam edilemeyeceğini net bir şekilde ortaya koydu. Ancak 2010 yılı son çeyrek dönemine kadar hiç bir şey yapılmadı, yapılamadı.
Euro bölgesindeki sorunların iyice ağırlaşması, cari açığımızın anormal boyutlara fırlaması ve dış finansman kalitesinin hayli gerilemesi üzerine Merkez Bankası bir şeyler yapmak zorunda kaldı. Para politikası uygulamasını değiştirdi. Cari açık makul seviyelere bir an önce gerilemeli ve Türk Lirası'ndaki aşırı değerlilik makul seviyelere çekilmeliydi. Türk Lirası faizlerini geriletti ve Türk Lirası'nı yabancı paralar karşısında değerli tutacak şekilde ayarlama yapmaktan vazgeçti. Bir anlamda gerçek dalgalı kur uygulamasına geçiş yapıldı. Döviz sepeti bazında kayıplar yüzde 15-20 aralığına gelene kadar ses çıkarılmadı fakat hareketin devamı gelmeye devam edince kafalar karışmaya başladı. Sözlü müdahaleler kısa vadeden öteye işe yaramadı.
Başbakan'ın deyişi ile orta yol şimdilik bulunmadı. Özel sektörün ne dışarıdaki gelişmelere ne de içerideki politika değişiklerine hiç bir tepki veremeyip söylenerek seyretmesi durum değiştiremedi... Para politikası uygulamalarının değişmesi herşeyin değişmesini gerektiriyordu ama olmadı: Ne hepsini değiştirebiliyoruz ne de eskiye dönebiliyoruz. Özetle söylemek gerekir ise ortada kaldık!... Orta yolu bulumadık!...
Merkez Bankası hem kısa vadeli faizleri düşük düzeyde tutmak istiyor hem de Türk Lirası'nın daha fazla değer kaybetmesini önlemeye çalışıyor. Ama olmuyor. Zira kısa vadeli faizleri düşük tutma kararında ısrar edecek ise döviz artık yönlendirilemeyen beklentilerden etkilenecek. Önemli boyutta net döviz borcu olan firmaların bilançosu yıpranacak, bulundukları sektörlerin dengesi bozulacak, kredilerin geri dönüşüne ilişkin belirsizlik artacak. Döviz kurundaki değişim maliyet kökenli enflasyon baskılarını arttıracak ve iç talebi hatırı sayılır ölçüde geriletecek. İç talep daraldıkça bütçe gelirleri hatırı sayılır ölçüde azalacak, açık büyüyecek. Türkiye ekonomisi daralacak, işsizlik ve enflasyon artacak. Merkez Bankası ise kararsız kalıp hem finansal istikrar hem de fiyat istikrarı demeye devam ettikçe giderek daha fazla zorlanacak. Özel sektör gelişmeleri doğru okuyup tedbir almak yerine seyretmeye devam ettikçe yıpranacak. Orta yol ya hiç bulunamayacak ya da küresel düzeyde mücizelerin olması beklenecek...
Sancılı bir dönem bizi bekliyor olabilir; tedbirli olun ve mucize beklemek zorunda kalmayın...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




