Resmi statüsü "din görevlisi" olan ve halkımız tarafından "hoca" veya "imam" olarak anılan imam hatiplerimizin sosyal hayatımızda çok önemli fonksiyonları var. Onlar, her şeyden önce Allah'ın son hak dini olan İslam'ı temsil ediyorlar. Bu ne büyük şereftir! İmamlık peygamber mesleği. Peygamberlerin en başta gelen sıfatı ise tebliğ ve davet. İnsanları, dünya ve ahirette saadete ulaşma yollarına davet ediyorlar. Peygamberlerin yolunu devam ettirmek Allah'ın insana en büyük ihsanı! Fakat, bugün hocalarımızın temsil ettikleri davanın azametini, görevlerinin önem ve ağırlığını layıkıyla kavradıkları söylenebilir mi?
Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu Bilkent Otel'de yapılan 4. Din Şûrası'nda "Din sadece bilmek için değil, bildiklerimizi davranış haline dönüştürmek için vardır" diyordu. Biz buna Kur'an-ı Kerim'deki adıyla "salih amel", pratikteki adıyla "talim" diyoruz. DİB Başkan Yardımcısı İzzet Er ise "Din hizmetini cami eksenli tutmamalıyız. İslam dininin sosyal ahlak eksenli yönünü ön plana çıkarmalıyız. İletişim, selamlaşma ile başlıyor. Ev, esnaf, yaşlı, hasta ve kimsesizlerin ziyaretleri önde tutulacak bir hizmet geliştirilmelidir." (CHA, 4.3.2010)
Mehmet Altan "Kent Dindarlığı" adlı çalışmasında, hocalarımızla ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapıyor: "İmamların ölüm söz konusu olduğunda başvurulacak, camiye gidildiğinde sadece namaz kıldıran veya vaaz veren biri olmaktan çıkarılması; pozitif bilimler ve din eğitiminin ağırlık kazandırılmasıyla çözülebileceği aşikardır."
Evet, bütün bu sözler, ideal hoca profilini ortaya koyuyor. Hocalarımızın bilgi, tecrübe ve mesleğin gerektirdiği donanıma sahip olması da bunlara bağlı. Sözün burasında biri olumsuz, biri de olumlu iki örneğe yer vermek istiyorum:
Ara sıra uğradığım bir camiye gitmiştim. Cemaatte iki tanıdık sima vardı. Bunlar, Denizli'nin manevi hayatında iz bırakan iki hoca idi. Namaz bitişi camiden çıkıyor, onları merdiven başında beklemeye başlıyorum. Misafirlerimiz en arkadan çıktılar. Onlar merdivenlerden yan yana inerken, caminin genç hocası da bir basamak arkada ve misafirlere karşı ilgisiz durumdaydı. Hocaya sordum:
"- Hocam! Hocalarımızı tanımadınız mı? Bunlar İmam Hatip Lisesi'nin şu şu isimli hocaları!"
Hoca, elleri cepte ve asık suratlı bir görüntü ile, kendisinin onlardan sonra mezun olduğunu anlatmaya çalışıyor. Bütün yönlendirme çalışmama rağmen "Hocalarım, camimize ve mahallemize hoş geldiniz!" diyemiyor. O civarda bir taziye için geldiklerini söyleyen misafirleri uğurluyorum.
Maalesef, çok basit insan ilişkileri ve görgü kuralları konusunda bile yetersiz hocalarımızın varlığı bir Müslüman olarak beni üzüyor. Görevinin hakkını veren hocalarımız başımızın tacı. Fakat, toplumda sadece namaz kıldırma memuru gibi hareket edip başka bir şeyle ilgilenmeyen hocalarımızın sayısı hiç de az değil.
Yine Denizli'de Konyalıoğlu Camii var. Burada Ali Sürücüoğlu Hoca görevli. Güler yüzlü bir hoca. Cemaat toplamayı biliyor. Genç cemaati de var. Yaz tatilinde müftülükten 2-3 yardımcı hoca isteyerek 100 kadar öğrenciyle başarılı bir yaz kursu yapıyor. Öğrencileri pikniğe götürüyor, spor yaptırıyor, ata bindiriyor, güler yüzlü davranıyor. Öğrenciler camiye gitmekten mutlu oluyor. Hatta, 8-10 km. uzaktan çocuklarını Ali Hoca'ya getirenler var.
Ali Hoca cemaatle de ilgileniyor. Hal hatır ediyor, ziyaretlerine gidiyor. Mahallesindeki iş merkezlerini ziyaret ediyor. Çalışanlarıyla tanışıyor, onları camiye davet ediyor. Onun camisinde küpeli gençlere, uzak mahallelerden Cuma namazı kılmaya gelen insanlara rastlayabilirsiniz. Rahmetli Recep Yazıcıoğlu da Valilik Lojmanı'na uzak olmasına rağmen zaman zaman Ali Hoca'nın camisine sabah namazına gelirdi.
İşte size iki hoca profili. Hocalarımızın ikinci örnekteki gibi, hatta daha ilave meziyetleriyle görevlerinin hakkını vermeye çalışmaları istenir. Mesela, hitabet sanatını çok iyi bilen, hat, tezhip, ebru, dini musiki, ciltçilik gibi güzel sanatların biriyle meşgul olan,
Kur'an ilimleriyle uğraşmayı ihmal etmeyen, dünyada olup bitenlerden haberdar olan hocalarımızın hizmet ağını genişleteceği açık değil mi? Çünkü İslam dini hayatın içinde bir din ve bir hayat tarzıdır. Bir de hocalarımızın meslekleri ile bağdaşmayan meşguliyet edinmeleri onların toplum içindeki ağırlıklarını ortadan kaldırıyor. Cömert olan, almayı değil, vermeyi seven hocalar daha çok itibar görüyor.
Toplumun dini hayatı hocalarımıza emanettir. Kıyamet günü insanlar, benim mahalle ve köyümdeki hoca bu iş için maaş aldığı halde, bana ve çocuklarıma din ve diyanetimizi öğretmedi, diyecek bir mazeret ortaya koyamamalılar. Hocalarımız devamlı kendilerini geliştirmeli. Okuyan, düşünen ve cemaatine bir şeyler anlatma heyacanı ile notlar alan bir hoca kendisini yenileme süreci içindedir. Her işte olduğu gibi, hocalarımız için de en önemli sermaye iyi niyet, samimiyet ve ihlastır. Sayın Ali Bardakoğlu'nun 13.11.2009 günü yaptığı şu açıklama örnek imam hatipler yetiştirmenin lüzumunu ortaya koymaktadır: "Dinimizi iyi yaşamalıyız. Dinin en iyi şekilde anlatılması, aktarılması, temsil edilmesi din adına yapılan yanlışların önüne set çekilmesi gerekiyor."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



