Alanya seyahatim sırasında bir ikindi namazı için Merkez'e bağlı Oba Beldesi Salur Camii'ndeydik. Caminin yanı başında merkez Kur'an kursu var. Hasan Uğur Hocam'la beraber bir yerde sohbete dalmış, ezanın okunduğunu duymamışız. Camiye ulaştığımızda cemaatin dağıldığını gördük. Hasan Hocam imamlığında,ben ve Mehmet Taşkesen Ağabey namazlarımızı eda ettik.
Namaz bitince gördük ki, arkada bir kişi bizi bekliyor. Caminin hocası, farklı insanlar görünce, tanıdıklarına "hoş geldiniz" demek ve bizimle tanışmak istemiş. Tanıştık ve hal hatır ettik. Nurettin Pak isimli bu hocamız, bizi Kur'an kursundaki odasında çay ve sohbete davet ediyor. Bu nezaket ve kibarlık arz eden daveti geri çeviremezdik. Nurettin Hoca hafız, ehliyetli, İslam'ın temsil gücüne sahip,güzel konuşan, şuur uyanıklığı ve berrak bir düşünceye ulaşmış bir hocaefendi...
Hocamızın çalışma odasındaki yerlerimize oturup kahvemizi içerken büyük bir tablo dikkatimizi çekiyor: Bir hafızlık icazet töreni görüntüsü. İcazetini alan hafızların hepsi sarıklı. Atatürk, kalpağıyla hafızlığını tamamlamış genç hocaları tebrik ediyor, ödüllerini veriyor. Nurettin Hocamız, bu tablonun orijinal resimden büyütülmüş olduğunu anlatıyor.
Bu resmi gördükten sonra, Mustafa Kemal'i yanlış ideolojilerine malzeme yapan istismarcıları hatırlıyorum. Onlar, niçin bu tür resimlere de yer vermez; mesela Atatürk'ün Balıkesir Zağnos Paşa Camii'nde okuduğu hutbeden söz etmez veya İslam'ın tesettür emrini öven sözlerini anlatmazlar da, kendi kafalarında canlandırdıkları bir Atatürk portresini lanse etmeye çalışırlar, dersiniz? Olaya bir bütün olarak bakmak yerine, bir tarafıyla meşgul olmak ne kadar sağlıklı. Keşke, her olayı, her şeyi bir bütün olarak algılayabilme noktasına ulaşabilseydik, diye düşünüyorum.
Nurettin Hoca'nın sohbetine doyum olmuyor. Mesleğine hakim. Türkiye ve dünyadan haberdar. Çalışkan ve fedakar. Yapıcı, makul düşünen,birleştirici, İslam'dan taviz vermeyen, dosdoğru bir hocaefendi. Hem Salur Camii'nin İmam Hatipliği, hem de Merkez Kur'an Kursu'nun yöneticilik ve hocalığı görevlerini yürütüyor. 14 kişinin hafızlığa çalıştığı, toplam 50 kadar öğrencinin okuduğu bir Kur'an Kursu... Kurs temiz, bakımlı ve düzenli.
Nurettin Hoca, "İslam'ı doğru ve kendi kaynaklarından öğrenmek gerektiği"nden söz ediyor, "Dinlerarası diyalog tuzağı"nı anlatıyor. Fransız düşünür Gustave Le Bon'un "Hırıstiyanlık zayıfladıkça diyalog çalışmalarına girişir" sözünü naklediyor. "Şüphesiz, Allah katında hak din İslam'dır." (Âl-i İmran, 19) ayetinden hareketle, "İslam, Allah'ın son hak dinidir. Kemale ermiş ve tamamlanmıştır. Başka dinlerle diyaloğa ihtiyacı yoktur" diyor ve ekliyor: "Diyalog projesi Vatikan'ın oyunudur. Diyalogcular "İbrahimi dinler" aldatmacasına sarılıyorlar." Bu görüşünü, "Allah, İbrahim'e (a.s) Allah "dost" edindi, Müslim bir peygamberdi. Allah'tan getirdiği din, İslam'dan başkası değildi" şeklinde açıklıyor ve şu ayetleri delil gösteriyor:
"İbrahim, gerçekten Hakk'a yönelen, Allah'a itaat eden bir önder idi, Allah'a ortak koşanlardan değildi." (Nahl,121)
"Allah uğrunda, hakkını vererek cihad edin. O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim'in dininde de böyleydi. Peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için, O, gerek daha önce gelmiş kitaplarda, gerekse Kur'an'da size "Müslümanlar" ismini verdi. Öyle ise namazı kılın; zekatı verin ve Allah'a sımsıkı sarılın. O, sizin Mevlanızdır. O ne güzel Mevla, ne güzel yardımcıdır!." (Hac,78)
Nurettin Hocamızla bir saat kadar verimli, feyizli ve zevkli geçen bir sohbetimiz oluyor. Bu, örnek hocaefendi, konuşmasını bildiği kadar, dinlemesini de biliyor. Konuşmaları kaynaklar ışığında, belgeli ve ikna edici. Afaki konuşmalara itibar etmiyor. Kendinden emin, ihlaslı ve samimi. Temiz ve iyi niyetli. Muhatabına güven veriyor. Allah'ın emirlerini eğip bükmüyor. Komplekslerden uzak. İslam'ın vakar ve ciddiyeti üzerinde. İnsanlara ve fikirlerine değer veriyor. Bir saatlik sohbet sonunda, akşama kadar üzerimize sinen yorgunluğu atıyor, ruhen dinlenmiş olarak oradan ayrılıyoruz. İslam'ı iyi bilen, tebliğ ve temsil gücüne erişmiş, örnek ve idealist hocalarımıza ne büyük ihtiyaç duyulduğu noktasındaki düşüncemiz daha da pekişiyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




