Anadolu Gençlik Derneği, Türkiye'deki bine yakın ilçemizin tamamında daha iyi hizmet verebilmek için ilçe taramaları yapıyor. Bu çalışma, AGD açısından o ilçelerdeki durumunu yerinde görmeyi ve bu alanda çalışanlara rehberlik etmeyi amaçlıyor. Program çerçevesinde, bana da Ordu ilimizin ilçelerinde çalışma yapma görevi verildi. Bu ilimizin 18 ilçesi var. İki ay kadar önceki bir programla bunlardan 8'ini ziyaret etmiştim. Son olarak, Mesudiye, Gürgentepe, Kabataş, Akkuş, Kumru, İkizce, Aybastı, Çaybaşı, Kabadüz ve Gülyalı ilçelerini de ziyaret ederek Ordu'nun bütün ilçelerini taramış olduk.
Ordu'da AGD Şube Başkanım Mücahit Uçar. 26 yaşında. Gayretli bir kardeşimiz. Ekibini sevk ve idare etmeyi biliyor. Davasının şuurunda. Ne yaptığının farkında. Geçen sene, Şehir Stadı'nda yaptığı Kur'an Ziyafeti programına 12.000 kişi katılmış. Programın yankısı hâlâ devam ediyor. Bu sene de, 20.000 "Cep Kur'an-ı Kerim Meali" dağıtmayı programlamış. Daha güzel hizmet verebilmek için AGD Şube Binası'nda ciddi bir tadilat yapmış. İnsanı çalışmaya davet eden sanatlı ve estetik bir görünüm kazandırmış.
İlçeleri, başkan Mücahit Uçar öncülüğündeki bir ekiple dolaşıyoruz. Hem başkan, hem de aracımızın kaptanı. Hedefimizde Ordu'nun iç kesimlerindeki ilçeler var. Buralar oldukça engebeli bir arazi yapısına sahip.
En çok ilgimi çeken ilçelerden biri Mesudiye oldu. 1461'de Osmanlı hakimiyetine girmiş. 1858'de ilçe olmuş. Ordu'ya 115 km. mesafede. Tokat'ın Reşadiye ilçesine komşu. Deniz seviyesinden 1050 m. yükseklikte. Merkez nüfus 2.800. Yazın yaylalara gelenlerle birlikte 15 bini bulduğu söyleniyor. Arazi yapısı sebebiyle, Mesudiye'ye 3 saatte ulaşabiliyoruz. O kadar çok virajlı ki, 100 m. kadar bile virajsız bir bölüm bulmak kolay olmuyor. Hele, Gölköy'den sonra, sert kayalar ve geniş vadilerden oluşan ürpertici bir arazi yapısıyla yüzleşiyorsunuz. Yolda birkaç askeri araçla karşılaşıyoruz. Milis özelliği taşıyan terörist ihtimaline karşı tedbir alındığını öğreniyoruz.
Mesudiyelilerin çoğu kışın İstanbul'da yaşıyor. Yazın yaylalara geliyorlar. Yüksek dağ ve tepeler arasındaki bir vadi üzerinde kurulmuş bu ilçede okuma yazma oranı yüksek. Biri, Yeşilce Beldesi'nde olmak üzere iki tane Meslek Yüksek Okulu var. Toplam 630 öğrenci eğitim alıyor bu iki okulda. Her sene, yaz döneminde, yaylada Mesudiyelileri bir araya getiren, aralarında kaynaşmayı ve ilçe kültürünü devam ettirmeyi amaçlayan Kurultaylar yapılıyor. Tanınmış gazeteci Oktay Ekşi de buralı.
Mesudiye'de ziyaretlerimizi tamamladıktan sonra, farklılığı olan bir ilçe görmekten duyduğumuz mutluluk içinde yolumuza devam ediyoruz..
Ordu'nun ilginç ilçelerinden biri de Akkuş. Tokat sınırında. Erbaa ve Niksar ilçelerine komşu. İlçenin deniz seviyesinden yüksekliği 1340 m. Canik Dağları üzerindeki Argon Tepesi'nin eteğinde kurulmuş. Ordu'nun en uzak ilçelerinden. Merkez nüfus 4.000 civarında.
Akkuş'un tarihi, yazının bulunduğu ilkçağ öncesine kadar uzanıyor. Fenikeliler, Hititler, Kimmerler, İskitler, Miletler, Lidyalılar, Romalılar da yaşamış bu topraklarda. Daha sonra da Selçuklu ve Osmanlı hakimiyetine girmiş. Bu ilçede bir tarih saklı desek yanlış olmaz. Kaleler, tüneller, tarihi gizli bağlantı yolları bu ilçenin tarihi dokusunu oluşturuyor. İklimi soğuk. Yüksek ve engebeli bir arazi üzerine kurulmuş bu ilçede eğitim ve okullaşma Türkiye ortalamasını üstünde.
Akkuş'tan sonra, Kumru ilçesine gitmek istiyoruz. İki yol var: Biri Ünye'den dolaşıyor, 100 km. kadar. Diğeri de 33 km., fakat vadi ve tepeler arasından geçen stabilize bir yol. Bize rehberlik yapan Akkuşluların da görüşünü alarak kısa mesafeli yolu tercih ediyoruz. Arabada 5 kişiyiz ama hepimiz bu yoldan ilk defa geçiyoruz. Yağmurlu ve soğuk bir gün. Belki de Ordu'nun en yüksek bir yerindeyiz.
Akşama bir saat kala yola çıktık. Yolda yoğun bir sis var. Yağmur yağıyor. Pek çok yerde yol yapımı için iş makineleri çalışmış. Yol oturmamış. Daha 10 km. kadar gitmeden akşam oldu. Sis, göz gözü görmeyecek noktaya ulaştı. Aracımızın sis lambalarında problem var. Farlar, ileriye doğru aydınlatıyor ama yolun kenarlarını görmekte zorlanıyoruz. Bazen yol çatallaşıyor. Bir tek trafik işareti mevcut değil. Hangi yolun Kumru'ya gittiğini kestiremiyoruz. Tuzak köyü yakınlarında yanlış bir yola girmişiz. 5 km. kadar ötedeki bir mezrada fark ettik bunu. Geri döndük.
Yolda yer yer göletler oluşmuş. Bazen iniyor, aracımızın altı yere değmesin diye yaya geçiyoruz bu bölgeden. Yol bir türlü bitmek bilmiyor. "Acaba, gideceğimiz yere ulaşabilir miyiz?" diye düşünüyorum. Araçtakiler hayatından şikayetçi değil. Hatta, Ünye AGD'den Harita Mühendisi Selim Kuru kardeşimiz bu heyecanlı anlarda bize fikir ve edebiyat ziyafeti çekiyor. Mustafa Kutlu'nun Ya Tahammül Ya Sefer, Sır, Huzursuz Bacak gibi hikaye kitapları ve bunların işlediği konulardan söz ediyor. AGD mensuplarının sabır ve fedakarlıklarına hayran oluyorum. Bu iklim ve arazi şartlarında arabayla bu yollara girmek ancak "dava delisi" olmakla izah edilebilir, diye düşünüyorum.
Bu çetin ve macera dolu yolculuğu akşamdan bir saat sonra tamamlıyoruz. Yatsı vaktine 20 dakika kaldığı bir saatte akşam namazını kılıyor, Kumru'da bizi bekleyen AGD Temsilcimiz Lokman Bilu ve çalışma arkadaşlarına ulaşıyoruz. Ordu ilinde çalışma yapmanın zorluğunu yakından görüyor, hak yolda bu çetin mücadeleyi sürdüren cefakar kardeşlerime imreniyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



