AKP, iktidar olmanın avantajını kullanarak rakiplerine karşı 'orantısız güç' kullanıyor. 29 Mart seçimleri öncesi AKP, hükümetin ve belediyelerin bütün imkânlarını seferber ederek, rakipleriyle adeta alay ediyor. Bu tavır seçim yarışından ziyade, bir hak gaspı olarak gözüküyor. Adil bir seçim yarışının yapıldığını söylemek, maalesef mümkün değil.
29 Mart seçimlerine gidilirken, AKP iktidarı tıpkı tek parti dönemi uygulamalarının benzerini yapıyor. CHP'nin 'açık oy, gizli tasnif' anlayışının, bugün farklı bir görüntüsü sahneye konuluyor. AKP'li bakanlar, milletvekilleri seçim gezilerinde iktidarın gücünü kullanarak halkı tehdit ediyor: "Partimize oy vermezseniz, hizmet gelmez" diye. Başbakan, bir miting konuşması sırasında meydanda toplanan halka CHP'yi şikâyet ederek, şöyle diyor: "Geçmişte CHP'li il başkanları devletin valisi gibi çalıştılar." Başbakan bir taraftan bunu söylerken, diğer taraftan bugünkü valilerin AKP'nin il başkanı gibi davrandıklarını unutuyor. Sayın Erdoğan, CHP'nin geçmişte yaptığı yanlışlığı ortaya koyarken, kendi döneminde yapılan yanlışlığı görmezlikten geliyor.
AKP'li belediyeler bütün ahlaki değerleri yerle bir ederek, belediyenin imkânlarını seçim yatırımı olarak kullanmaktadır. Belediyenin parasıyla birinci hamur kâğıda basılan kitaplar, broşürler, albümler bunun açık göstergesidir. Yine, belediyeler tarafından kurulan tanıtım panoları AKP'li adayların resimlerinin yer aldığı ilan tahtalarına dönmüş. Yaşı müsait olanlar çok iyi hatırlarlar: ANAP'ın hızlı olduğu dönemde bugünküne benzer uygulamalara şahit olurduk. O dönemde, bugün AKP içinde Başbakan dâhil, birçok Refah Partili belediye başkan adayı, ANAP'ın devletin imkânlarını kendi adayları lehinde kullanmasını kıyasıya eleştirirlerdi. Bu eleştiride sonuna kadar haklıydılar. O gün ANAP'ın yaptığı haksızlıkları eleştirenler, bugün aynı haksızlıklara imza atıyor. Doğrusu AKP bu tavrıyla ANAP'ın devamı olduğunu da ortaya koymuş oluyor. Bir yönüyle de Demirel'in "dün dündür, bugün bugündür" anlayışına uygun davranarak, klasik sağcı anlayışın bir uzantısı olarak karşımızda durmaktadırlar. Bu anlayışın ömrünün uzun olmayacağı bir gerçek...
ANAP'ın, DP'nin bugünkü durumuna bakıldığında, mesele daha iyi anlaşılacaktır. Haksızlık yapanların, milletin imkânlarını kendi ikballeri için harcayanların tarih karşısındaki duruşu içler acısıdır ve tarih bunun örnekleriyle doludur.
Türkiye 2002'den beri adil bir seçim süreci yaşamıyor. CHP-AKP ikilisinin sahneye koyduğu kötü bir oyunu millet dört seçimdir izleyip duruyor. Diğer muhalefet partilerinin (özellikle de Saadet Partisi'nin) yok sayıldığı, görüntülü ve yazılı basının iki partili anlayışı halkın bilinçaltına yerleştirmek için her türlü hokkabazlığa imza attığı bir süreci yaşıyoruz. Halkı bir 'sürü' olarak gören küstah bir anlayış hüküm sürüyor. Adeta bir 'orta oyunu' sahneleniyor. Halka bu oyunda figüranlık rolü verilerek, siyaset kurumu hizmet yeri olmaktan ziyade, egoların tatmin edildiği bir yer haline getirildi.
1980'li 1990'lı yıllarda partiler programlarıyla, projeleriyle ortaya çıkardı. Şimdi öyle mi? Başbakan Erdoğan ile Deniz Baykal, birbirlerine edep sınırlarını aşan hakaret dolu sözlerle saldırıyorlar. Sonra da dönüp halktan oy istiyorlar. Böyle bir seçim yarışı dünyanın neresinde var?
AKP'liler aşırı derecede şımarmış durumda. Karşısındakilere tepeden bakıyorlar. Burun kıvırıyorlar. 'Güç bizde' havasıyla hareket ediyorlar. Bu tavır insanlığa yakışmaz. Hele Müslümanlığa hiç yakışmaz. Bu durum aynı zamanda bir sonun başlangıcıdır. Fazla uzağa gitmeye gerek yok. ANAP'ın bugünkü haline baksınlar ve ibret alsınlar.
Şimdi bütün bu kirlenmişliğin içinde siyasette bir 'sessiz devrim' yaşanıyor. Mütevazı imkânlarla, siyasetin 'temiz yüzü' olan Saadet Partisi, ezilmişlerin, horlanmışların sesi olarak Türkiye sevdasını yeniden seslendiriyor. Yerli olan, gücünü milletinden alan ve bunu bir sevda türküsüne dönüştüren Saadet Partisi, bunca kirliliğin ortasında temiz kalarak yürüyüşünü sürdürüyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




