Tekrardan Nurettin Topçu okumaları yapıyorum. Kim bilir kaçıncı kez... Son olarak Türkiye'nin Maarif Davası'nı bitirdim. Öncelikle, kitapta altını çizdiğim bazı cümleleri sizlerle paylaşmak istiyorum:
"Bir şehrin insanları, kalabalığın bulanık dalgasından sık sık kaçarak kırlara, ormanlara ve akar sulara sığınıp da onlarla konuşmaktan hoşlanmıyorsa, o şehirde sanat mektebi açılmamış demektir."
"Ahlak eğitiminin başında hürmet duygusu gelmektedir. Çocuğa ilk sunulacak olan, hürmet duygusudur."
"Hürmet, bir nevi ibadet halidir."
"Öğrenmek zekânın, yapmak ahlakın işidir."
"Yarım ahlak, her felaketi getirebilir.
"Bizim için madde ihtiyaç, mana iktidardır."
"Kalbe yapılan ilk aşı, merhamet aşısı olmalıdır."
"Hürriyet, kaidesizlik demektir."
"Disiplin, cemiyetin şuurudur."
"Eğer bir cemiyette inananların imanına inanmayanlar saldırıyor ve inananlar da birbirinden intikam alıyorsa; orada muallim ya yok ya da görevini yapmamış demektir." Müsaade ederseniz, bu cümleyi biraz güncellemek istiyorum: İslami hassasiyetleri olduğunu bildiğimiz birçok müessese, yani dergi, gazete vs, "bizden değil" diyerek, mütedeyyin camiaya mensup birçok şaire, hikâyeciye, yazara sansür uygulamakta, onlara yer vermeyip eserlerini yok saymakta; buna karşılık, oluşan boşluğu ya da ihtiyacı "karşı tarafın" isimleriyle kapatmaya çalışmaktadır. Ne kadar acı...
Geçen yazılarımızdan birinde, mesuliyet duygusunun adeta yok olduğunu, yakından tanıdığımız bazı muhitlerde, başarısız olanların ve birtakım zaaflar gösterenlerin terfi ettiğini, bazı suçların karşılıksız kaldığını; buna mukabil, başarının ise çoğunlukla cezalandırıldığından bahsetmiştik.
Türkiye'nin Maarif Davası'nda yer alan uzunca bir paragraf, bize çok şey söylüyor:
"Suçluyu değilse bile suç hadisesini ceza ile karşılamayan bir içtimai organ felce uğramış sayılır. Vicdan tepki kabiliyetini kaybetmiş demektir. Yalnız, ceza anlayışına dikkat edelim: Her şeyden önce bilinmelidir ki, ceza, her zaman şiddet veya kırbaç değildir; tehlikeyi karşılayan bir müdafaa aletidir. Cemiyet için bir paratoner, fert için sıhhat verici bir ilaçtır. Bazen bir vicdansıza, vicdanla ve âlicenaplıkla karşı gelmek, en büyük cezadır. Sözleriyle saldıran bir şaşkın adama karşı, sadece susmak ceza olur. Ceza anlayışını kaldıran sistem, hakkın tahammül etmeyeceği bir duygusuzluk doğuruyor. Vicdan bundan şikâyetçidir. Herhalde suçun ele alınması, mahkeme huzuruna çekilmesi ve suçlu affedilse bile, suçun mahkûm edilmesi lazımdır. Cezanın mahiyeti, ruhi bünyeye göre takdir edilir. Burada hürriyetine kavuşması lazım gelen, suçlu değil, adalettir."
Şikâyetçi olduğumuz konulardan biri de, itaat duygusunun yok denecek kadar azalmasıdır. Nurettin Topçu, "İtaat duygusu, bütün ödevlerin başında gelir" diyor.
Balkan Savaşı'na katılmış bir kumandan da, sonradan, "Ey kutsal itaat, seni Balkanlarda ne çok aradım" diye yazmış. Her iki sözün de altını çizmek, boynumuzun borcu olmalı.
Kuşkusuz, Türkiye'nin Maarif Davası isimli eserden iktibas yapılacak daha birçok özlü cümle ve değinilecek birçok konu var.
Okumak kelimesinin bir anlamı da davet etmektir. Hepinizi, bu kitaba davet ediyorum.
Hazır konu açılmışken, yazmak kelimesinin "yaymak" ve "dağıtmak" anlamlarına da geldiğini hatırlatalım. Bu yüzden, konuyu fazla yaymadan ve dağıtmadan, nihayete erdirelim.
TAVSİYE
Oğuz Karakaş ve Yavuz Altınışık, dikkatle takip ettiğim iki genç şair...
İlk şiir kitapları, Ebabil Yayınları'ndan peş peşe çıktı: Kahraman Üzerine Dersler ve Makyaj Hatası. Her iki kitabı da okuyucularıma gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




